Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 83. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 83. Ayet

    لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا هٰذَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lekad vu’idnâ nahnu ve âbâunâ hâżâ min kablu in hâżâ illâ esâtîru-l-evvelîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      81. "Buna rağmen onlar hâlâ eskilerin dediklerine benzer şeyler söylüyorlar."

      82. "Diyorlar ki: 'Sahi biz, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken mi, yeniden mi diriltilecekmişiz?'"

      83. "Doğrusu daha önce de hem bize hem atalarımıza böyle bir vâdde bulunulmuştu. Ama bu, geçmiştekilerin masallarından başka bir şey değildir."

      Buna rağmen onlar hâlâ eskilerin dediklerine benzer şeyler söylüyorlar. Diyorlar ki: "Sahi biz, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken mi, yeniden mi diriltilecekmişiz?" Allah önceden belirttiği "Sizi gözler, kulaklar ve akıllarla donatan O'dur"; "Sizi yeryüzünde yaratıp yayan da O'dur. Nihayet O'nun huzurunda toplanacaksınız"; "Yaşatan da öldüren de O'dur" meâlindeki beyanında yaratılmasındaki ve donatılmasındaki hikmeti, inkârcılara yaptığı lütfu ve verdiği nimetleri hatırlatması, güç ve kudretini belirtmesinin akabinde, resûlüne kavminin beyinsizliğini ve kendisi hakkında etmiş oldukları sözlerini bildiriyor. Onlara bu beyanlarda hatırlattığı yaratılışlarındaki hikmetini, onları donatma kudretine atıfta bulunuyor ve bütün bunları anlasınlar diye onlara bildiriyor.

      Sonra onların beyinsizliklerini, resûle vermiş oldukları cevapları üzerinden açıklıyor ve şöyle buyuruyor: Buna rağmen onlar hâlâ eskilerin dediklerine benzer şeyler söylüyorlar. Allah, resûlüne bildiriyor ki, bu inkârcılar, peygamberleri yalanlayan ilk kimseler değillerdir, aksine onların yalanlama konusunda ortakları ve birlikte hareket ettikleri adamları vardır. Bunlar işte o ilkleri taklit etmişlerdir. Böylece Allah, resûlünü, onların beyinsizliklerine ve verdikleri eziyetlere karşı resûlünü sabırlı olmaya davet etmekte, daha önce geçen peygamber kardeşleri nasıl sabır ve tahammül göstermişlerse kendisinin de o şekilde metanetli olmasını istemektedir. Ya da bunu onların icabette bulunmaya yanaşmamaları ve kendi helâklerini gerektirici davranışların içine girmeleri sebebiyle hissetmiş olduğu sıkıntılara karşı teselli etmiş olmak için bu haberi vermiştir. Çünkü Hz. Peygamber bu sebeple üzüntüsünden neredeyse kendisini helâk edecekti. Nitekim bu durumu ifade etmek üzere Allah şöyle buyurmuştur: "O halde onlar için üzülerek kendini helâk etme" ; "İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin!"

      Sonra onların şöyle dediklerini açıkladı: Diyorlar ki: "Sahi biz, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken mi, yeniden mi diriltilecekmişiz? Doğrusu daha önce de hem bize hem atalarımıza böyle bir vâdde bulunulmuştu. Ama bu, geçmiştekilerin masallarından başka bir şey değildir. Onlar diyorlar ki: Bizim atalarımıza da bize vâdedilenin benzeri vâdedilmişti. Vâdolundukları azap başlarına gelmiş değildir ki bizim de başımıza gelsin. Bunlar geçmişlerin uydurdukları masallardan/mitolojilerden başka bir şey değildir. Sonra Allah, resûlüne emretti ve onların inkâr etmekte oldukları hususları ikrar ve itiraf etmelerine mecbur kılacak şu soruyu onlara sormasını istedi: 84. ayet.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vu'idnâ (وُعِدْنَا)

        İbn Fâris: Kelimenin v-a-d kökünün temelinde "bir kimseye gelecekte bir iyilik veya kötülük yapacağını bildirmek, gerçekleşecek bir olayı önceden haber vermek" anlamlarının yattığını saptar. Fiilin edilgen (meçhul) ve birinci çoğul şahıs (Biz vaat olunduk) formunda gelmesinin, diriliş haberinin müşrikler için özneleşmiş bir inanç değil, dışarıdan onlara dayatılan, ciddiye almadıkları bir "söylenti" olduğunu nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Va'd" kavramını, geleceğe dair bir beklenti oluşturmak olarak tanımlar. Ayette inkârcıların "Bu bize ve bizden önce atalarımıza vaat edilmişti" (lekad vu'idnâ nahnü ve âbâunâ hâzâ) demelerinin; ahiret gerçeğini, asırlardır söylenen ama bir türlü gerçekleşmeyen, bayatlamış ve asılsız bir "tehdit/vaat" kategorisine indirgeme çabası olduğunu vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin sözlükte "söz verilmek, vaat olunmak, tehdit edilmek" manalarına geldiğini aktarır. Tefsir literatüründe bu eylemin, inkârcıların diriliş haberini (ba's) ilahi bir yasa olarak değil, sadece peygamberlerin insanları korkutmak için kullandığı geleneksel bir "retorik araç" olarak gördüklerini açıklar.

        Esâtîru (أَسَاطِيرُ)

        Arthur Jeffery: Kelimenin etimolojik kökeninin Yunanca "istoria" (tarih, anlatı, hikaye) kelimesine dayandığını, Latincedeki "historia" ile akraba olduğunu saptar. Aramice/Süryanice üzerinden Arapçaya "ustûre" (çoğulu esâtîr) olarak geçtiğini ve Kur'an'ın bu kelimeyi, müşriklerin vahyi "uydurma antik hikayeler" olarak nitelemek için kullandıkları teknik bir terim olarak kaydettiğini inceler.

        El-Cevâlîkî: Arap dilindeki yabancı menşeli kelimeleri (mu'arreb) incelediği eserinde, bu kelimenin Arapça s-t-r (satır/yazı) köküyle bağlantılı görülebileceğini ancak aslen "eskilerin uydurma masalları" manasında yabancı bir kökenden dile yerleştiğini belirtir.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın anlambilimsel evreninde "esâtîrü'l-evvelîn" (evvelkilerin masalları) tamlamasını analiz eder. Müşriklerin Kur'an ayetlerine karşı geliştirdikleri en katı savunma mekanizmasının bu kelime olduğunu saptar. Onlar için Kur'an, mutlak bir "Hak" (gerçek) değil; geçmiş kültürlerden tevarüs eden, hiçbir rasyonel ve nesnel karşılığı bulunmayan "mitolojik anlatılar/masallar" (esâtîr) yığınıdır.

        El-Evvelîn (الْأَوَّلِينَ)

        İbn Fâris: Kelimenin e-v-l kökünün temelinde "bir şeyin başlangıcı, ilki, öne geçmek ve kök" anlamlarının bulunduğunu saptar. Çoğul ve harf-i tarifli olarak (El-Evvelîn / ilk öncekiler) gelen bu sıfatın, müşriklerin Kur'an'ı tarihin tozlu sayfalarına hapsetme çabasını; vahyi sadece "eskilerin" uydurduğu ve modası geçmiş anlatılar olarak etiketlemelerini nitelediğini belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin lügat anlamının "öncekiler, geçmiş nesiller" olduğunu aktarır. Tefsir ilminde bu kavramın, putperest toplumların ilahi mesajın (vahyin) güncelliğini ve evrenselliğini reddetmek için onu "geçmişin tortusu" olarak sunma stratejisini ifade ettiğini açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X