بَلْ قَالُوا مِثْلَ مَا قَالَ الْاَوَّلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 81. Ayet
Daralt
X
-
81. "Buna rağmen onlar hâlâ eskilerin dediklerine benzer şeyler söylüyorlar."
82. "Diyorlar ki: 'Sahi biz, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken mi, yeniden mi diriltilecekmişiz?'"
83. "Doğrusu daha önce de hem bize hem atalarımıza böyle bir vâdde bulunulmuştu. Ama bu, geçmiştekilerin masallarından başka bir şey değildir."
Buna rağmen onlar hâlâ eskilerin dediklerine benzer şeyler söylüyorlar. Diyorlar ki: "Sahi biz, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken mi, yeniden mi diriltilecekmişiz?" Allah önceden belirttiği "Sizi gözler, kulaklar ve akıllarla donatan O'dur"; "Sizi yeryüzünde yaratıp yayan da O'dur. Nihayet O'nun huzurunda toplanacaksınız"; "Yaşatan da öldüren de O'dur" meâlindeki beyanında yaratılmasındaki ve donatılmasındaki hikmeti, inkârcılara yaptığı lütfu ve verdiği nimetleri hatırlatması, güç ve kudretini belirtmesinin akabinde, resûlüne kavminin beyinsizliğini ve kendisi hakkında etmiş oldukları sözlerini bildiriyor. Onlara bu beyanlarda hatırlattığı yaratılışlarındaki hikmetini, onları donatma kudretine atıfta bulunuyor ve bütün bunları anlasınlar diye onlara bildiriyor.
Sonra onların beyinsizliklerini, resûle vermiş oldukları cevapları üzerinden açıklıyor ve şöyle buyuruyor: Buna rağmen onlar hâlâ eskilerin dediklerine benzer şeyler söylüyorlar. Allah, resûlüne bildiriyor ki, bu inkârcılar, peygamberleri yalanlayan ilk kimseler değillerdir, aksine onların yalanlama konusunda ortakları ve birlikte hareket ettikleri adamları vardır. Bunlar işte o ilkleri taklit etmişlerdir. Böylece Allah, resûlünü, onların beyinsizliklerine ve verdikleri eziyetlere karşı resûlünü sabırlı olmaya davet etmekte, daha önce geçen peygamber kardeşleri nasıl sabır ve tahammül göstermişlerse kendisinin de o şekilde metanetli olmasını istemektedir. Ya da bunu onların icabette bulunmaya yanaşmamaları ve kendi helâklerini gerektirici davranışların içine girmeleri sebebiyle hissetmiş olduğu sıkıntılara karşı teselli etmiş olmak için bu haberi vermiştir. Çünkü Hz. Peygamber bu sebeple üzüntüsünden neredeyse kendisini helâk edecekti. Nitekim bu durumu ifade etmek üzere Allah şöyle buyurmuştur: "O halde onlar için üzülerek kendini helâk etme" ; "İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin!"
Sonra onların şöyle dediklerini açıkladı: Diyorlar ki: "Sahi biz, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken mi, yeniden mi diriltilecekmişiz? Doğrusu daha önce de hem bize hem atalarımıza böyle bir vâdde bulunulmuştu. Ama bu, geçmiştekilerin masallarından başka bir şey değildir. Onlar diyorlar ki: Bizim atalarımıza da bize vâdedilenin benzeri vâdedilmişti. Vâdolundukları azap başlarına gelmiş değildir ki bizim de başımıza gelsin. Bunlar geçmişlerin uydurdukları masallardan/mitolojilerden başka bir şey değildir. Sonra Allah, resûlüne emretti ve onların inkâr etmekte oldukları hususları ikrar ve itiraf etmelerine mecbur kılacak şu soruyu onlara sormasını istedi: 84. ayet.
Yorumu Yorumla
-
Kâlû (قَالُوا)
İbn Fâris: Kelimenin k-v-l kökünün temelinde "söz söylemek, ağızdan anlamlı sesler çıkarmak, bir inancı veya durumu dil ile ifade etmek" anlamlarının yattığını saptar. Ayette inkârcılara nispet edilen bu fiilin, geçmişteki hakikate kapalı toplumların, peygamberlerin tebliğine karşı ürettikleri o sabit, klişe ve inatçı sözlü reddiyeyi nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Kavl" kavramını sadece telaffuz edilen bir cümle olarak değil, zihne kazınmış bir inancın ve kibrin dışa vurumu olarak tanımlar. Ayetin başındaki "Bel" (Hayır/Aksine) edatıyla birlikte zikredilmesinin; müşriklerin evrendeki muazzam ayetler üzerinde akıl yürütmek (ta'kılûn) yerine, tam tersine, hiçbir rasyonel temeli olmayan köhne iddiaları "söylemeyi" (kâlû) tercih ettiklerini anlambilimsel olarak vurgular.
Misle (مِثْلَ)
İbn Fâris: Kelimenin m-s-l kökünün asli manasının "iki şeyin birbirine denk olması, benzerlik, şekil, argüman ve nitelik bakımından aynılık" olduğunu saptar. Ayette "misle mâ kâle" (söylediklerinin aynısını / benzerini) formunda gelmesinin, inkârcı aklın tarih boyunca hiçbir şekilde evrimleşmediğini, argümanlarının bütünüyle kopyala-yapıştır bir cehaletten ve donukluktan ibaret olduğunu kaydeder.
Toshihiko Izutsu: Cahiliye zihniyetinin durağanlığını analiz eder. O'na göre "misl" (tıpatıp aynısı) kelimesi, müşrik toplumların hakikat karşısındaki ontolojik kısırlığını resmeder. Her yeni elçi geldiğinde, o çağın inkârcıları yeni bir rasyonel karşı-tez üretmek yerine, asırlar önceki helak olmuş atalarının ürettiği o bayatlamış ve asılsız reddiyelerin "tıpatıp aynısını" (misle) ezberden tekrarlarlar. Bu kelime, taassubun ürettiği entelektüel çürümenin dilbilimsel kanıtıdır.
El-Evvelûn (الْأَوَّلُونَ)
İbn Fâris: Kelimenin e-v-l kökünün temelinde "bir şeyin başlangıcı, ilki, öne geçmek ve köken" anlamlarının bulunduğunu saptar. Çoğul ve harf-i tarifli olarak (El-Evvelûn / ilk öncekiler) gelen bu ismin, Nuh, Âd, Semûd kavimleri gibi tarih sahnesine ilk çıkan, peygamberleri yalanlama geleneğini başlatan ve bu yüzden helak edilen o uzak geçmişteki nesilleri nitelediğini belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Müşrik aklın referans kaynağını sosyolojik olarak tahlil eder. Mekke aristokrasisinin, Allah'ın evrendeki diri ve canlı ayetlerine (gece-gündüz) bakmak yerine; tarihin karanlıklarına gömülmüş, şirk bataklığında çürümüş olan "öncekilerin" (el-evvelûn) asılsız sözlerini kendilerine epistemolojik bir temel yaptıklarını belirtir. Kur'an, bu ifadeyle, hakikati geçmişin otoritesinde (gelenekçilikte) arayan muhafazakâr dogmatizmi eleştirir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde sözlük anlamının "öncekiler, geçmiş nesiller, ilk çağlardaki kavimler" olduğunu aktarır. Tefsir literatüründe bu kelimenin, ahireti ve vahyi inkar etme konusunda tarih boyunca birleşen ve birbirini körü körüne taklit eden (küfür cephesinin) kadim soy kütüğünü ifade ettiğini açıklar.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla