وَاِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ عَنِ الصِّرَاطِ لَنَاكِبُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 74. Ayet
Daralt
X
-
"Ahirete inanmayanlar ise ısrarla yoldan sapmaktalar."
Ahirete inanmayanlar ise ısrarla yoldan sapmaktalar. Bu âyetin iki farklı izahı söz konusu olabilir: Birincisi onların ölümden sonra dirilmeyi ve âhiret hayatını inkâr etmeleri bizzat onların sırât-ı müstakimden sapmalarının sebebi olmaktadır. İkincisi dünyada iken doğru yol üzere olmak esas itibariyle âhiret için tutulmuş yol demektir. Onlar şehevî arzularının peşine düşerek o yola girmeyi terkedince bunun sonucu olarak âhireti inkâra kalkışmışlardır. Ya da bu anlamda bir şey. Sapanlar: Hak ve hakikatten sapanlar, yüz çevirip uzaklaşanlar ve bâtıla meyledenler anlamındadır.
Yorumu Yorumla
-
Yu'minûn (يُؤْمِنُونَ)
İbn Fâris: Kelimenin e-m-n kökünün temelinde "kalbin sükûnet bulması, korku ve endişenin tamamen yok olması, birine güvenmek ve emniyette hissetmek" anlamlarının yattığını saptar. Fiilin geniş zaman kipi ve olumsuzluk edatıyla (lâ yu'minûn / inanmazlar) gelmesinin, inkârcıların kalplerinde ahirete dair hiçbir ontolojik güven, sükûnet ve tasdik hissinin bulunmadığını nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "İman" kavramını, kişinin bir mesajın hakikatini şeksiz şüphesiz onaylaması ve kendini o hakikatin otoritesine teslim etmesi olarak tanımlar. Ayette ahirete inanmayanların durumunun tasvir edilmesinde bu fiilin seçilmesinin, ebedi bir hesap gününe karşı kalplerin kapalı olmasının (güven duymamanın), yeryüzündeki tüm ahlaki ve eylemsel sapmaların ana nedeni olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın anlambilimsel haritasında "iman" ve "ahiret" kavramlarının ayrılmaz bağını analiz eder. Müşrik aklın, evrendeki adaletin tecelli edeceği ebedi bir diriliş gününe "güven" (emn) duymadığını; zamanı sadece dünyevi bir çürüme (dehr) olarak algıladıkları için ahiret fikrini şiddetle reddettiklerini tahlil eder. Ahirete imanın yokluğu, onların doğru yoldan (sırattan) sapmalarının doğrudan teolojik zeminidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin lügat manasının "inanmak, güvenmek, kalben tasdik etmek" olduğunu aktarır. Kelâm ilminde bu eylemin, sadece zihinsel bir kabulden ibaret kalmayıp, insanın ölüm ötesi hayata dair ilahi haberleri içselleştirerek varoluşsal bir sükûnet ve ahlaki sorumluluk duruşu sergilemesini ifade ettiğini açıklar.
El-Âhırati (بِالْآخِرَةِ)
İbn Fâris: Kelimenin e-h-r kökünden türediğini ve "bir şeyin sonu, gerisi, ardından gelen" anlamlarına sahip olduğunu, ilk/başlangıç (evvel) kelimesinin tam karşıtını teşkil ettiğini saptar. Ayette harf-i tarifle ve bâ edatıyla (bil-âhırati) gelmesinin, dünya hayatının son bulmasının ardından başlayacak olan o nihai, kalıcı ve mutlak ebediyet yurdunu nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: Dünya hayatından sonra gelen nihai varoluş yurdu olarak açıklar. İnkârcıların bu "sonraki/nihai" hayatı inkar etmelerinin, onların varlık tasavvurlarını sadece beş duyuyla algılanabilen mevcut anın dar sınırlarına hapsettiklerini ve varoluşun metafiziksel uzantısını reddeden kör bir materyalizmi temsil ettiğini vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde kelimenin "son, sonraki, ebedi alem, dünyanın zıddı" manalarına geldiğini belirtir. İslami inanç sisteminde, kıyametin kopmasıyla başlayıp sonsuza kadar devam edecek olan ilahi adalet, hesap ve karşılık yurdunu ifade eden en temel eskatolojik (ahiret odaklı) terim olduğunu açıklar.
Es-Sırâtı (الصِّرَاطِ)
Arthur Jeffery: Kelimenin etimolojik kökeninin saf Arapça olmadığını saptar. Kelimenin Latince "strata" (taş döşenmiş, açılmış geniş anayol) kelimesinden türeyip, Aramice ve Süryanice ("srâtâ") üzerinden İslam öncesi Arap diline yerleştiğini kesinleştirir. Kur'an'ın bu kadim "yol" metaforunu kullanarak, herkesin rahatça yürüyebileceği, engelsiz, geniş ve ana bir ilahi rotayı (hakikati) teolojik bir kavram olarak yeniden inşa ettiğini inceler.
Theodor Nöldeke: Arapçada "yol" anlamına gelen "tarîk" veya "sebîl" gibi kelimeler bulunmasına rağmen, Kur'an'ın bilhassa bu kelimeyi (sırât) seçmesinin, Roma yollarının o sarsılmaz, düz ve imparatorluk otoritesini yansıtan yapısıyla kavramsal bir paralellik taşıdığını; bunun da ilahi otoritenin sarsılmaz, tek ve mutlak güzergâhını sembolize ettiğini tahlil eder.
El-Cevâlîkî: Arap dilindeki yabancı menşeli kelimeleri (mu'arreb) incelediği eserinde, "sırât" kelimesinin Rumca (Latince/Yunanca) kökenli olup Arap fonetiğine uyarlanarak "geniş ve açık yol" manasında Kur'an lügatine dâhil olduğunu kaydeder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "doğru, pürüzsüz, geniş ve ana yol" manalarına geldiğini aktarır. Tefsir literatüründe bu tabirin, İslam dinini, tevhid inancını ve insanı doğrudan ebedi kurtuluşa (ahiret saadetine) ulaştıran o hak ve adalet çizgisini ifade eden en kuşatıcı dini terim olduğunu açıklar.
Nâkıbûn (لَنَاكِبُونَ)
İbn Fâris: Kelimenin n-k-b kökünün asli manasının "bir şeyden yan çizmek, omuz çevirmek, yön değiştirmek ve sapmak" olduğunu saptar. İnsanın omzuna (menkib) bu ismin verilmesinin, dönüşlerde omzun ilk hareket eden ve yön değiştiren bölge olmasından kaynaklandığını hatırlatarak; ayetteki ism-i fâil çoğul formunun (sapanlar/yüz çevirenler), doğru yoldan kasten, omuz silkerek ve inatla dışarı çıkma eylemini nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Nükûb" eylemini, doğru ve açık bir yolda yürürken aniden yönünü bozarak eğri ve engebeli araziye sapmak olarak tanımlar. Ahirete inanmayanların, ana caddeden (sırattan) sapanlar (nâkıbûn) olarak nitelenmesinin; onların ahlaki ve teolojik bir savrulma içinde olduklarını, hakikatin o pürüzsüz güvenliğinden kendi elleriyle çıkıp karanlık ve tehlikeli dehlizlere yöneldiklerini anlambilimsel olarak vurgular.
Prof. Dr. Sadık Kılıç: Sapma (nükûb) eyleminin felsefi ve ontolojik boyutunu tahlil eder. Ahirete imanın yokluğunun, insanı evrensel ahlak yasalarından (Sırât'tan) nasıl zorunlu olarak kopardığına dikkat çeker. Ebedi bir hesap endişesi taşımayan zihnin, hevalarının (arzularının) peşine düşerek ana rotadan sapmasının (nâkıbûn) rasyonel ve ahlaki bir kaçınılmazlık olduğunu ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin lügat anlamının "yoldan sapanlar, yan çizenler, haktan yüz çevirenler" olduğunu belirtir. Tefsir ilminde bu sıfatın, ilahi vahyin çizdiği dosdoğru istikameti terk edip, şirk, zulüm ve ahlaksızlık bataklığına dalan inkârcıların o kasıtlı ve inatçı yoldan çıkışlarını tanımladığını açıklar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla