Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 66. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 66. Ayet

    قَدْ كَانَتْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kad kânet âyâtî tutlâ ‘aleykum fekuntum ‘alâ a’kâbikum tenkisûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Zira âyetlerim size okunurdu da ona arkanızı dönerdiniz."

      İnkârcılığın Sebepleri

      Zira âyetlerim size okunurdu da ona arkanızı dönerdiniz. Topuklarınız üzere dönerdiniz. Yani dönerdiniz. Buradaki ifade mecazî olup gerçek anlamında değildir. Çünkü topukları üzere döndükleri zaman o takdirde önleri arkaları olur. Sanki onlar onu arkalarına atmış gibi olurlar. Ya da topukları üzere dönen kimse yüzü üzere kapanan gibi olur. Yüzü üzere kapanma onu o halde gören ve ona bakan herkesçe yerilen bir duruş şeklidir. İşte bu yüzden ona benzetilmiş ve temsilî bir ifade olarak kullanılmıştır. En doğrusunu Allah bilir.

      "Tenkisûn" (تَنْكِصُونَ) kelimesini bazıları "terciûn" (تَرْجِعُونَ) yani dönerdiniz, bazıları "teste'hirûn (تَسْتَأْخِرُونَ)" yani ötelerdiniz anlamında ve "nekesa 'alâ akıbeyhi" (نَكَصَعَلَىعَقِبَيْهِ) ifadesi gibi olduğunu söylemişlerdir ki her ikisi de anlam bakımından aynıdır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âyâtî (آيَاتِي)

        İbn Fâris: Kelimenin e-y-y kökünden türediğini ve asli manasının "bir şeye işaret eden açık alamet, iz, nişan ve delil" olduğunu saptar. Çoğul ve birinci tekil şahıs iyelik ekiyle (Benim ayetlerim) gelen bu ismin, doğrudan Allah'ın varlığına, birliğine ve iradesine işaret eden; peygamberin dilinden dökülen vahiy metinlerini (Kur'an cümlelerini) nitelediğini kaydeder.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın anlambilimsel sisteminde "âyet" kelimesini, Tanrı'nın insanla kurduğu sözlü veya kozmik iletişimin ana sembolü olarak inceler. Ayette "âyâtî" (Benim ayetlerim) vurgusunun, vahyin kaynağının mutlak surette Yaratıcı olduğunu; inkârcıların peygamberden yüz çevirirken aslında doğrudan Allah'ın kelamına ve otoritesine karşı bir saygısızlık eylemi içinde olduklarını tahlil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "açık deliller, mucizeler, Kur'an surelerini oluşturan cümleler" manalarına geldiğini aktarır. Tefsir literatüründe bu kelimenin, inkar edilen nesnenin sıradan bir beşer sözü değil, bizzat hakikatin kaynağı olan ilahi mesaj olduğunu ve yalanlamanın faturasının bu yüzden ağır (azap) olduğunu tescil ettiğini açıklar.

        Tutlâ (تُتْلَىٰ)

        İbn Fâris: Kelimenin t-l-v kökünün temelinde "bir şeyin ardına düşmek, izinden gitmek, peş peşe sıralanmak ve okumak" anlamlarının yattığını saptar. Ayette edilgen ve geniş zaman formunda (okunuyordu/tilavet ediliyordu) gelmesinin, ayetlerin onlara rastgele veya bir defaya mahsus değil; düzenli, anlaşılır ve sistemli bir ardışıklık içinde, uymaları (tabi olmaları) gayesiyle tebliğ edildiğini nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Tilavet" kavramını, sıradan bir sesli okumadan (kıraat) ayırır. Tilavetin, ilahi metinleri anlama, içselleştirme ve o metnin hükümlerine "uyma/peşinden gitme" amacıyla yapılan kutsal ve düzenli okuma eylemi olduğunu tanımlar. İnkârcılara ayetlerin "okunmasına" rağmen onların geri dönmelerinin, sadece bir sesten değil, bir "yaşam kılavuzundan" kaçış olduğunu vurgular.

        Dücane Cündioğlu: Kelimenin felsefi bağlamdaki "izleme" kökenine dikkat çeker. Vahyin tilavet edilmesinin (tutlâ), insana "bu sese uy, bu izi takip et" şeklindeki ontolojik bir çağrı olduğunu belirtir. Ayetler düzenli olarak onların zihnine ve vicdanına sunulurken (tilavet edilirken), onların hakikatin izini sürmek yerine tam tersi bir istikamete kaçmalarındaki (tenkisûn) o trajik teolojik kopuşu tahlil eder.

        A'kâbikum (أَعْقَابِكُمْ)

        İbn Fâris: Kelimenin a-k-b kökünün asli manasının "bir şeyin sonu, gerisi, ardı, topuk ve peşinden gelme" olduğunu saptar. Çoğul iyelik ekiyle (sizin topuklarınız) gelen bu kelimenin, "alâ" (üzerine) edatıyla birleştiğinde "topuklarınızın üzerine (gerisin geriye) dönüyordunuz" şeklinde somut bir yönelimi ve fiziksel bir reddediş duruşunu ifade ettiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Ukûb/Akib" kavramının, insanın veya bir eylemin arka tarafını temsil ettiğini belirtir. Ayette "topuklarınızın üzerine dönüyordunuz" (kuntum alâ a'kâbikum tenkisûn) deyiminin; peygamberin getirdiği aydınlığa ve ilerlemeye (hidayete) sırt çevirerek, Cahiliye'nin o eski, karanlık ve atalardan kalma kör bataklığına rücu etmeyi (eskiye dönmeyi) metaforik olarak resmettiğini vurgular.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Arap dilindeki bu deyimin sosyolojik ve psikolojik bağlamını analiz eder. "Topukları üzerine gerisin geri dönmek" tabirinin, hakikati duyduğunda ondan nefretle, kibirle ve telaşla kaçan; zihnini değişime ve ilahi mesaja bütünüyle kapatan o inatçı, tutucu (muhafazakâr müşrik) aklı muazzam bir görsel estetikle (dilbilimsel bir tabloyla) tasvir ettiğini ifade eder.

        Tenkisûn (تَنكِصُونَ)

        İbn Fâris: Kelimenin n-k-s kökünün temelinde "geri geri gitmek, kaçmak, bir şeyden korkarak veya kibirlenerek yüz çevirip uzaklaşmak" anlamlarının yattığını saptar. Fiilin geniş zaman kipiyle (sürekli geri dönüyordunuz/kaçıyordunuz) gelmesinin, müşriklerin vahye karşı anlık bir tepki değil; inatçı, sistemli ve alaycı bir kaçış politikası izlediklerini nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Nükûs" eylemini, insanın adım attığı yoldan veya yöneldiği iyilikten aniden vazgeçerek geri çekilmesi olarak tanımlar. Ayette vahyin (ayetlerin) ileriye doğru çağrısına karşılık, müşriklerin tam tersi bir istikamette "tenkisûn" (geri geri kaçış) eyleminde bulunmalarının; hakikati kabul etmenin getireceği ahlaki sorumluluktan korkan ve kibrini yenemeyen nefsin (Cahiliye elitizminin) varoluşsal bir korkaklığı olduğunu vurgular.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı): Kur'an'ın retorik dokusunda bu eylemin görsel ve psikolojik sarsıcılığına temas eder. Normalde insanın yüzünü döndüğü yere doğru (ileriye) yürüdüğünü hatırlatır. Ancak "nükûs" (topuklar üzerinde geri geri gitmek) eyleminin insanın fıtratına, anatomisine ve mantığına aykırı, absürt bir hareket olduğunu; Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak inkârcıların vahiy karşısındaki o anormal, hastalıklı, kaskatı ve mantık dışı kaçışlarını eşsiz bir edebi sahneyle özetlediğini tahlil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin sözlükte "gerisingeri dönmek, caymak, kaçınmak, gerilemek" manalarına geldiğini aktarır. Tefsir ilminde bu kelimenin, hakkı duyduğunda ona tabi olmak (tilavet) yerine, kibre kapılarak ve atalarının dinini (şirki) kaybetme korkusuyla ilahi mesajdan hızla uzaklaşan bağnaz zihniyeti (taassubu) tanımladığını açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X