Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 65. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 65. Ayet

    لَا تَجْـَٔرُوا الْيَوْمَ اِنَّكُمْ مِنَّا لَا تُنْصَرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lâ tec-erû-lyevm(e)(s) innekum minnâ lâ tunsarûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      64. "İçlerinden refah ve bolluk içinde olanları, sonunda cezalandırmaya başladığımızda bakarsın ki onlar feryadı basarlar"

      65. "Bugün boşuna sızlanmayın! Çünkü siz, bizden yardım göremeyeceksiniz!"

      İçlerinden refah ve bolluk içinde olanları, sonunda cezalandırmaya başladığımızda bakarsın ki onlar feryadı basarlar. Müfessirler şöyle demişlerdir: Bu âyet Mekke halkının daha dünyada iken mâruz kaldıkları azap hakkındadır. Şöyle ki onlar kıtlık sebebiyle şiddetli açlık çekmişler, bunun sonunda leş ve kemiklere varana kadar ne buldularsa yemek durumunda kalmışlardı. Ancak öyle gözüküyor ki âyet âhiret azabı hakkındadır. Görmez misin ki âyetin sonunda şöyle denilmiştir: Bakarsın ki onlar feryadı basarlar, yalvarır yakarırlar. Aynı şekilde onlara, "âyetlerimiz size okunurdu da ona arkanızı dönerdiniz" denileceğinden bahsedilmektedir. Bu onların dünyada iken yaptıklarına bir gönderme olmaktadır. Bakarsın ki onlar feryadı basarlar denilmesi onların dünyada iken Allaha tazarru ve niyazda bulunup da sonra onlardan bu durumun kabul edilmemesi veya Allah'ın onlara "Bugün boşuna sızlanmayın!" kavl-i celîlinde belirtildiği şekilde tazarruda bulunmayı yasaklaması ihtimal dâhilinde değildir. Bu da gösteriyor ki söz konusu azap âhirette olacaktır. Nitekim şu beyanda da bu husus dile getirilmiştir: "Dehşetli cezamızı gördüklerinde, ('Allah'ın birliğine inandık, O'na ortak koştuğumuz şeyleri de şimdi reddetmekteyiz' derler. Ama azabımızı gördüklerinde artık inanmaları kendilerine fayda vermeyecektir; Allah'ın, kulları hakkında öteden beri uygulanan yasası böyledir. İşte o zaman artık inkârcılar hüsrana uğramışlardır)". Böyle bir durum ancak âhirette söz konusu olabilir. Dünyada ise şu ilâhî beyanda anılan durum söz konusu olur: "Andolsun biz onları ağır sıkıntılara soktuk da yine Rab'lerine boyun eğmediler, hâlâ da O'na yakarmıyorlar". Bu beyanda onların dünya azabı karşısında yalvarıp yakarmadıkları ifade edilmiştir. Dünyada iken azabın tam geldiği sırada yalvarıp yakarışta bulunmaları ve onlardan bu tazarrularının ve sığınışlarının kabul edilmeyişi şeklinde bir yorum da pek muhtemel değildir. Dolayısıyla bizim sözünü ettiğimiz anlam isabetli olanıdır. Dikkat edilirse görülecektir ki Bugün boşuna sızlanmayın! denilmiş ve yalvarış ve yakarışta bulunmaları yasaklanmıştır. Böyle bir şeyin [dünyada yasaklanması muhtemel değildir.

      Siz, bizden yardım göremeyeceksiniz! Yani onun azabından alıkonulmayacaksınız.

      Ebû Avsece şöyle demiştir: (إِذَاهُمْيَجْأَرُونَ) bakarsın ki onlar feryadı basarlar, yani imdat çığlığı atarlar. "Yec'erûn (يَجْأَرُونَ)" aslında çığlık atmak demektir. Bazıları bağırıyorlar, çağırıyorlar gibi anlamlara geldiğini söylemişlerdir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tec'erû (تَجْأَرُوا)

        İbn Fâris: Kelimenin c-e-r kökünün asli manasının "yüksek sesle bağırmak, feryat etmek, sığır veya öküz gibi acı içinde böğürmek" olduğunu saptar. Fiilin olumsuz emir kipiyle (lâ tec'erû / feryat etmeyin) gelmesinin, azabı gördüklerinde tıpkı çaresiz hayvanlar gibi inleyen ve böğüren o kibirli elitlere (mütreflere) yöneltilen, artık paniğin ve çığlığın hiçbir işe yaramayacağını bildiren sarsıcı ve aşağılayıcı bir susturma komutu olduğunu kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Cü'âr" eylemini, şiddetli bir felaket veya azap karşısında dehşete kapılan kişinin kontrolsüzce, en yüksek perdeden yardım dilenmesi olarak tanımlar. Ayette "Bugün feryat etmeyin" emrinin, aslında onların feryat etmelerini fiziksel olarak engellemekten ziyade; bu çığlıkların ilahi mahkemede hiçbir karşılık bulmayacağını, merhamet kapılarının artık o "böğürmelere" tamamen kapandığını anlambilimsel olarak çerçevelediğini vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin lügat manasının "feryat etmek, sızlanmak, acı acı bağırmak" olduğunu aktarır. Tefsir literatüründe bu eylemin, dünyadayken peygamberlerin tebliğine karşı sağır kesilen ve alay eden inkârcıların, ilahi azapla yüzleştiklerinde yaşadıkları o geri döndürülemez panik halini ve faydasız pişmanlık çığlıklarını nitelediğini açıklar.

        El-Yevme (الْيَوْمَ)

        İbn Fâris: Kelimenin y-v-m kökünün temelinde "güneşin doğuşundan batışına kadar geçen süre, belirli bir zaman dilimi ve mutlak vakit" anlamlarının yattığını saptar. Ayette harf-i tarifle (El-Yevm / Bugün) kullanılmasının, sıradan bir 24 saati değil; dünyevi mühletin bittiği, azabın ansızın kapıya dayandığı ve ilahi adaletin bizzat tahakkuk ettiği o "dehşetli ve spesifik anı" nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Yevm" kavramının sadece gündüzü değil, vuku bulan büyük olayların yaşandığı tarihi eşikleri (Kıyamet Günü, Azap Günü) tanımlamak için de kullanıldığını açıklar. "Bugün feryat etmeyin" cümlesindeki zaman zarfının, inkârcılara dünyada tanınan geniş zamanın (istidracın) artık tükendiğini ve zamanın onların aleyhine mühürlendiğini vurgular.

        Tunsarûn (تُنصَرُونَ)

        İbn Fâris: Kelimenin n-s-r kökünün asli manasının "mazluma yardım etmek, birine düşmanı karşısında arka çıkmak, desteklemek ve zafer vermek" olduğunu saptar. Fiilin edilgen (meçhul), geniş zaman kipi ve olumsuzluk edatıyla (lâ tunsarûn / yardım olunmazsınız) gelmesinin; azaba uğrayan elitlerin ne kendi güçlerinden ne yandaşlarından ne de sahte ilahlarından en ufak bir destek bulamayacaklarını, mutlak bir yalnızlığa terk edildiklerini ifade ettiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Nusret" kavramını, gücü yetmeyen bir kimseye, onu ezen güce karşı dışarıdan verilen koruyucu destek olarak tanımlar. Ayette failin (yardım edenin) meçhul bırakılmasının, evrendeki tüm yardım mekanizmalarının ve şefaat kanallarının o gün bütünüyle iptal edildiğini anlambilimsel olarak vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Cahiliye Arap toplumunun sosyolojik yapısında "nasr/nusret" kavramının ontolojik önemini tahlil eder. O dönemde kabile asabiyesinin temel kuralının "haklı veya haksız olsun, kabile üyesine mutlak yardım etmek" olduğunu belirtir. Kur'an'ın "Bizden size yardım olunmaz/kurtarılmazsınız" (minnâ lâ tunsarûn) vurgusunun, bu kabilevi güvenlik ağını (asabiyeyi) ve dünyevi ittifakları kökünden parçalayan, insanı ilahi adalet karşısında çırılçıplak ve yapayalnız bırakan muazzam bir teolojik devrim olduğunu ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin sözlükte "yardım görmek, desteklenmek, kurtarılmak" manalarına geldiğini belirtir. Kelâm ilminde bu ifadenin, dünyada servet ve iktidar gücüyle birbirlerini koruyan zalimlerin, ilahi azap (veya ahiret) aşamasında hiçbir fidyenin, şefaatin veya ittifakın (nusretin) geçerli olmadığı o mutlak çaresizlik makamına düşüşlerini belgelediğini açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X