حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذْنَا مُتْرَف۪يهِمْ بِالْعَذَابِ اِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 64. Ayet
Daralt
X
-
64. "İçlerinden refah ve bolluk içinde olanları, sonunda cezalandırmaya başladığımızda bakarsın ki onlar feryadı basarlar"
65. "Bugün boşuna sızlanmayın! Çünkü siz, bizden yardım göremeyeceksiniz!"
İçlerinden refah ve bolluk içinde olanları, sonunda cezalandırmaya başladığımızda bakarsın ki onlar feryadı basarlar. Müfessirler şöyle demişlerdir: Bu âyet Mekke halkının daha dünyada iken mâruz kaldıkları azap hakkındadır. Şöyle ki onlar kıtlık sebebiyle şiddetli açlık çekmişler, bunun sonunda leş ve kemiklere varana kadar ne buldularsa yemek durumunda kalmışlardı. Ancak öyle gözüküyor ki âyet âhiret azabı hakkındadır. Görmez misin ki âyetin sonunda şöyle denilmiştir: Bakarsın ki onlar feryadı basarlar, yalvarır yakarırlar. Aynı şekilde onlara, "âyetlerimiz size okunurdu da ona arkanızı dönerdiniz" denileceğinden bahsedilmektedir. Bu onların dünyada iken yaptıklarına bir gönderme olmaktadır. Bakarsın ki onlar feryadı basarlar denilmesi onların dünyada iken Allaha tazarru ve niyazda bulunup da sonra onlardan bu durumun kabul edilmemesi veya Allah'ın onlara "Bugün boşuna sızlanmayın!" kavl-i celîlinde belirtildiği şekilde tazarruda bulunmayı yasaklaması ihtimal dâhilinde değildir. Bu da gösteriyor ki söz konusu azap âhirette olacaktır. Nitekim şu beyanda da bu husus dile getirilmiştir: "Dehşetli cezamızı gördüklerinde, ('Allah'ın birliğine inandık, O'na ortak koştuğumuz şeyleri de şimdi reddetmekteyiz' derler. Ama azabımızı gördüklerinde artık inanmaları kendilerine fayda vermeyecektir; Allah'ın, kulları hakkında öteden beri uygulanan yasası böyledir. İşte o zaman artık inkârcılar hüsrana uğramışlardır)". Böyle bir durum ancak âhirette söz konusu olabilir. Dünyada ise şu ilâhî beyanda anılan durum söz konusu olur: "Andolsun biz onları ağır sıkıntılara soktuk da yine Rab'lerine boyun eğmediler, hâlâ da O'na yakarmıyorlar". Bu beyanda onların dünya azabı karşısında yalvarıp yakarmadıkları ifade edilmiştir. Dünyada iken azabın tam geldiği sırada yalvarıp yakarışta bulunmaları ve onlardan bu tazarrularının ve sığınışlarının kabul edilmeyişi şeklinde bir yorum da pek muhtemel değildir. Dolayısıyla bizim sözünü ettiğimiz anlam isabetli olanıdır. Dikkat edilirse görülecektir ki Bugün boşuna sızlanmayın! denilmiş ve yalvarış ve yakarışta bulunmaları yasaklanmıştır. Böyle bir şeyin [dünyada yasaklanması muhtemel değildir.
Siz, bizden yardım göremeyeceksiniz! Yani onun azabından alıkonulmayacaksınız.
Ebû Avsece şöyle demiştir: (إِذَاهُمْيَجْأَرُونَ) bakarsın ki onlar feryadı basarlar, yani imdat çığlığı atarlar. "Yec'erûn (يَجْأَرُونَ)" aslında çığlık atmak demektir. Bazıları bağırıyorlar, çağırıyorlar gibi anlamlara geldiğini söylemişlerdir.
Yorumu Yorumla
-
Ehaznâ (أَخَذْنَا)
İbn Fâris: Kelimenin e-h-z kökünün asli manasının "bir şeyi zorla, aniden, kuvvetle ve sıkıca tutmak, yakalamak" olduğunu saptar. Fiilin birinci çoğul şahıs ve mazi kalıbında (Biz yakaladık/tuttuk) gelmesinin, Allah'ın azabının, o güne kadar güç ve refah içinde şımaranları kaçışa veya hazırlığa hiçbir fırsat vermeyecek şekilde, kıskıvrak ve kahredici bir kudretle ele geçirmesini nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Ahz" eylemini, bir varlığın iradesini sıfırlayarak onu güç ve baskı altında hapsetmek olarak tanımlar. Ayette ilahi adaletin tecellisinin bu fiille ifade edilmesinin, inkârcıların dünyevi güçlerinin ve kalelerindeki güvenliklerinin, Allah'ın o mutlak ve ani "yakalaması" karşısında ne kadar kırılgan ve işlevsiz olduğunu anlambilimsel olarak vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin lügat manasının "tutmak, yakalamak, ansızın cezalandırmak" olduğunu aktarır. Kur'an terminolojisinde bu kelimenin, şirke batan toplumların ecelleri (veya azap vakitleri) geldiğinde, ilahi cezanın onları hiç beklemedikleri bir anda sarmasını (Sünnetullah'ı) ifade eden şiddetli bir hesap sorma terimi olduğunu açıklar.
Mutrafîhim (مُتْرَفِيهِم)
İbn Fâris: Kelimenin t-r-f kökünün temelinde "bolluk, genişlik, nimet içinde yüzmek ve sahip olduğu refah yüzünden sınırları aşıp şımarıklığa düşmek" anlamlarının yattığını saptar. Çoğul iyelik ekiyle (onların şımarık elitlerini) gelen bu kelimenin, azabın ilk ve en şiddetli muhataplarının, toplumun yoksul veya sıradan kesimi değil; servet ve iktidar gücüyle azgınlaşıp vahye ilk başkaldıran o aristokrat (yönetici/zengin) kesim olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Mütref" kavramını, kendisine verilen dünya nimetleri sebebiyle azgınlaşan, hevasının peşine düşüp ahlaki sınırları tanımaz hale gelen ve konforunu kaybetmemek için hakikate direnen kişi olarak tanımlar. Ayette azabın doğrudan onlara (mütrefîhim) yöneltilmesinin, refahın (lüksün) putperestliği ve zulmü besleyen en büyük toplumsal uyuşturucu ve isyan motoru olduğunu vurgular.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Sosyo-ekonomik ve teolojik bir tahlille bu kelimenin taşıdığı sınıfsal eleştiriye dikkat çeker. İlahi "ahz" (yakalama) eyleminin merkeze "mütrefleri" koymasının, Kur'an'ın peygamberlik mücadelesindeki asıl düşmanın yoksul kitleler değil, kendi sömürü düzenlerini (statükoyu) korumak için dini yalanlayan "şımartılmış seçkinler" (oligarklar) olduğu yönündeki o muazzam politik-teolojik tespitini resmettiğini tahlil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin sözlükte "nimet içinde şımaranlar, lükse dalanlar, azgın seçkinler" manalarına geldiğini belirtir. Tefsir literatüründe bu kavramın, ekonomik gücün ve statünün, ahiret inancını yok eden bir kibre (mütref zihniyetine) dönüştüğü toplumların helak yasasındaki öncelikli hedeflerini nitelediğini açıklar.
El-Azâbi (بِالْعَذَابِ)
İbn Fâris: Kelimenin a-z-b kökünün temelinde "bir şeyi alıkoymak, engellemek, acı vermek ve tatlılıktan uzaklaşmak" anlamlarının bulunduğunu saptar. Harf-i cer ile (azap ile / azapla) gelen bu ismin, şımarık elitlerin (mütreflerin) o güne kadar içinde yüzdükleri sahte "tatlılık ve refah" (itraf) halinin, aniden dayanılmaz bir acı, yıkım ve tinsel bir şiddet (azap) ile kesintiye uğratılmasını ifade ettiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Azap" kavramını, insanın doğasına aykırı olan, ona derin bir ızdırap ve elem veren her türlü bedensel ve ruhsal ceza olarak tanımlar. Ayette zikredilen bu azabın, dünyada gerçekleşen ani bir felaket (kılıç, deprem, salgın) veya ölüm anında başlayan o geri döndürülemez ilahi hesap sorma süreci olduğunu vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde sözlük anlamının "elem, acı, ceza, eziyet" olduğunu aktarır. Kelâm ilminde bu kavramın, ilahi emirleri kibre kapılarak reddeden zalimlere hem bu dünyada (helak) hem de ahirette tatbik edilen, adaletin tesisini sağlayan mutlak ve sarsıcı ilahi yaptırımı ifade ettiğini açıklar.
Yec'erûn (يَجْأَرُونَ)
İbn Fâris: Kelimenin c-e-r kökünün asli manasının "yüksek sesle bağırmak, feryat etmek, sığır veya öküz gibi acı içinde böğürmek" olduğunu saptar. Fiilin geniş zaman kalıbında (feryat ederler/böğürürler) gelmesinin, o kibirli ve şımarık elitlerin ilahi azap karşısında takındıkları asil duruşu tamamen kaybederek, can havliyle ve çaresizlik içinde adeta hayvansal bir panikle acı çığlıklar atmalarını nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Cü'âr" eylemini, aniden bastıran şiddetli bir bela karşısında, kişinin dehşete kapılarak kontrolsüzce yardım dilenmesi ve sesini en yüksek perdeden çıkararak feryat etmesi olarak tanımlar. Azap gelene kadar peygamberle alay eden mütreflerin, azabı tattıkları an gösterdikleri bu "yec'erûn" (bağıra çağıra feryat etme) refleksinin, kibrin ne kadar kırılgan ve kof bir kabuk olduğunu anlambilimsel olarak deşifre ettiğini vurgular.
Dücane Cündioğlu: Kelimenin barındırdığı psikolojik çöküşe ve ontolojik aşağılanmaya temas eder. Kur'an'ın bu kelimeyle (öküzün böğürmesine atıf yapan c-e-r köküyle), dünyadayken kendilerini "tanrı veya ulu önderler" sanan o şımarık aristokratları, azap karşısında akıl ve haysiyetlerini yitirmiş, sadece hayatta kalmak için uluyan/böğüren çaresiz ve ilkel bir "hayvan" sürüsü seviyesine indiren muazzam bir edebi tokat attığını tahlil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin lügat manasının "feryat ederler, acıyla bağırırlar, inlerler" olduğunu aktarır. Tefsir literatüründe bu eylemin, inkârcıların ölüm veya dünyevi helak anında karşılaştıkları ilahi şiddet yüzünden yaşadıkları o büyük panik halini, tövbe kapısının kapandığı anki o faydasız yalvarış ve çığlıklarını resmettiğini açıklar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla