اِنَّ الَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 57. Ayet
Daralt
X
-
"Rab'lerine olan derin saygılarından dolayı sorumlu davrananlar;"
Rab'lerine olan derin saygılarından dolayı sorumlu davrananlar. Bu beyanda "nüsâriu lehum fi'l-hayrât (نُسَارِعُلَهُمْفِيالْخَيْرَاتِ)" kavli celîli ile takdim ve tehir ilişkisinin bulunması mümkündür. Sanki şöyle denilmiş gibi olur: "İnnemâ nüsâriu fi'l-hayrâti li'llezîne hum min haşyeti rabbihim muşfikün (إِنَّمَانُسَارِعُفِيالْخَيْرَاتِلِلَّذِينَهُمْمِن ْخَشْيَةِرَبِّهِمْمُشْفِقُونَ)", kafirler için değil Rab'lerine olan derin saygılarından dolayı sorumlu davrananlar için çırpınıyoruz. Bunun başlangıç cümlesi olması da mümkündür. Allah, iman edenlerin özelliklerini sıralamış, onları nitelemiş ve şöyle demiştir: Onlar Rab'lerine olan derin saygılarından dolayı sorumlu davranırlar. Yani Rab'lerinin azabından korku duyarlar.
Yorumu Yorumla
-
Haşyeti (خَشْيَةِ)
İbn Fâris: Kelimenin h-ş-y kökünün temelinde "korkmak, ürpermek, çekinmek ve sakınmak" anlamlarının yattığını saptar. Sıradan bir korku olan "havf" kelimesinden farklı olarak, "haşyet"in, karşısındaki varlığın yüceliğini, bilgisini ve kudretini bilmekten kaynaklanan, içinde derin bir saygının ve hayranlığın bulunduğu bilinçli bir ürpertiyi nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Haşyet" kavramını, korkulan nesnenin veya varlığın büyüklüğünü (azametini) idrak etmekten doğan, ta'zim (yüceltme) ile karışık bir korku hali olarak tanımlar. Ayette inananların niteliği olarak "min haşyeti rabbihim" (Rablerinin haşyetinden) tamlamasının kullanılmasının, onların korkusunun bir kölenin zalim bir efendiden duyduğu fobi (dehşet) değil, Yaratıcı'nın mutlak kemali karşısında duyulan yüksek ahlaki ve ontolojik bir hassasiyet olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın ahlak felsefesinde bu kavramın dönüştürücü gücünü analiz eder. Cahiliye Araplarının çöldeki bilinmez güçlerden ve zamandan (dehr) duydukları ilkel korkunun, Kur'an tarafından bütünüyle dikey, rasyonel ve teolojik bir eksene çekildiğini belirtir. Müminlerin kalbindeki "haşyet", Allah'ın bilgi ve kudretini kavramanın getirdiği sarsıcı bir aydınlanma ve ahlaki bir uyanıklık (teyakkuz) halidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Kelimenin barındırdığı psikolojik dengeye temas eder. Müminlerin, inkârcıların aksine şımarıklığa (ferah) düşmemelerinin temelinde bu "haşyet" duygusunun yattığını belirtir. İnsanın ilahi otorite karşısındaki sınırlarını bilmesinin, onu dünyevi kibrin (istikbar) bataklığından koruyan yegâne tinsel zırh olduğunu ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "saygı duyarak korkmak, ürpermek" manalarına geldiğini belirtir. Ahlak ve tasavvuf ilminde bu kelimenin, Allah'ı hakkıyla tanıyan âlimlerin ve müminlerin kalbinde yeşeren, kişiyi günahlardan alıkoyan ve itaate sevk eden en yüce ruhani makamlardan birini temsil ettiğini açıklar.
Rabbihim (رَبِّهِمْ)
İbn Fâris: Kelimenin r-b-b kökünün asli manasının "bir şeyi ıslah etmek, korumak, terbiye etmek, efendilik yapmak ve onu aşama aşama olgunluğa ulaştırmak" olduğunu saptar. Çoğul iyelik ekiyle (onların Rabbi) gelen bu kelimenin, müminlerin mutlak itaat ve haşyet duydukları yegâne otoritenin, aslında onları var eden, besleyen ve şefkatle büyüten kaynak (Rab) olduğunu belirttiğini kaydeder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı): Kur'an'ın retorik dokusunda "Haşyet" (korku) ile "Rabb" (terbiye eden/şefkatli efendi) kelimelerinin yan yana gelişindeki muazzam teolojik zıtlığa (ve uyuma) dikkat çeker. Müminlerin, kendilerini helak edecek bir düşmandan değil, bizzat kendilerini sevgiyle var eden "Rablerinden" haşyet duymalarının; korkunun kaynağının zulüm değil, "sevgiyi ve rızayı kaybetme endişesi" olduğunu anlambilimsel olarak deşifre eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin "malik, sahip, terbiye eden" anlamlarına geldiğini aktarır. Ayetin bağlamında bu ismin, inkârcıların mal ve servete bağladıkları aidiyet duygusunun tam zıddı olarak; müminlerin tüm varoluşsal bağlarını, sevgi ve korkularını sadece Allah'ın "Rububiyet" (mutlak terbiye edicilik) makamına tahsis ettiklerini belgelediğini açıklar.
Muşfikûn (مُّشْفِقُونَ)
İbn Fâris: Kelimenin ş-f-k kökünün temelinde "incelik, zayıflık, akşam vaktindeki kızıllık (şafak) ve birine karşı derin bir ihtimamla karışık endişe duymak" anlamlarının yattığını saptar. İsm-i fâil çoğul kalıbındaki bu kelimenin, sertliğin ve kibrin tam zıddı olarak, müminin kalbindeki o ince, zarif ve titrek duyarlılığı nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "İşfâk" kavramını, inayet (özen) ve havf (korku) duygularının aynı anda kalpte bulunması olarak tanımlar. Ayette müminlerin "muşfikûn" (şefkatle titreyenler/endişe edenler) olarak nitelenmelerinin, onların amellerinin boşa gitmesinden, Rablerine karşı kusur işlemekten ve ahiret hesabından duydukları o derin, sarsıcı ama aynı zamanda sevgi dolu ontolojik kaygıyı ifade ettiğini vurgular.
Dücane Cündioğlu: Kelimenin felsefi ve psikolojik derinliğini tahlil eder. O'na göre "işfâk", sıradan bir korku değil, "sevenin sevdiğine karşı mahcup olma" endişesidir. Tıpkı şafak vaktindeki ışığın titrekliği gibi, müminin ruhunun da Yaratıcı'nın azameti karşısında kaskatı kesilmediğini, aksine inceldiğini, yumuşadığını ve varoluşsal bir zarafetle "titrediğini" belirtir. Bu kelime, kibrin (istikbar) kalbi taşlaştırmasına karşılık, imanın kalbi ne denli incelttiğinin dilbilimsel kanıtıdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "korkanlar, titreyenler, şefkat ve endişe duyanlar" manalarına geldiğini aktarır. Kelâm ve ahlak ilminde bu kavramın, imanın insana kazandırdığı sorumluluk bilincini; kişinin sürekli bir teyakkuz halinde, kendi eksikliklerinin farkında olarak ilahi huzurda hesap verme endişesini (takvayı) içselleştirmesini anlattığını açıklar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla