Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 54. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 54. Ayet

    فَذَرْهُمْ ف۪ي غَمْرَتِهِمْ حَتّٰى ح۪ينٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feżerhum fî ġamratihim hattâ hîn(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Şimdi sen onları bir süre için gaflet ve dalâletleri içinde kendi hallerine bırak!"

      Şimdi sen onları bir süre için gaflet ve dalâletleri içinde kendi hallerine bırak! Başka âyetlerde de şöyle buyurmuştur: "Geleceği kendilerine söylenen günlerine ulaşıncaya kadar bırak onları dünyaya dalıp eğlensinler!"; "Ve onları şaşkın olarak taşkınlıkları içinde bırakırız". Bu beyan birkaç şekilde izah edilebilir. Birincisi bunu, onların iman etmelerinden ümidin kesilmiş olması sebebiyle söylemiş olmasıdır. Çünkü Allah onların asla iman etmeyeceklerini bilmekteydi. O takdirde bu belli bir kavim hakkında olmaktadır. Sanki şöyle demiş gibidir: Sen şunları bırak ve senin durumunu kabul eden, çağrına icabette bulunan ve seni dinleyen şu kimselere bak".

      İkincisi: Onları bırak, onlarla cebelleşme, ben onların hakkından gelirim. Tıpkı şu ilâhî beyanda olduğu gibi: "Artık dehşete kapılacakları gün ile yüz yüze gelinceye kadar onları kendi halleriyle baş başa bırak".

      Üçüncüsü: Onların Allah'a küfretme ve âyetlerine hakaret etme girişiminde bulunmalarına fırsat vermemek için onları terketmesini ve onlardan yüz çevirmesini emretmesidir. Tıpkı şu ilâhî beyanda belirtildiği gibi: "Âyetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar kendilerinden uzak dur. Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık o zâlimler topluluğu ile oturma!".

      Bir süre için. Bundan maksat kıyâmet olabileceği gibi belirtilmemiş başka bir vakit de olabilir. En doğrusunu Allah bilir.

      Gaflet ve dalâletleri içinde. Denildiki bu sapıklık ve gaflet halleri anlamında olabilir. İbn Kuteybe şöyle demiştir "el-Gamr" (الْغَمْر) cehalet demektir. "Gamretü'l-harbi" (غَمْرَةُالْحَرْبِ) savaşın tam ortası demektir. "Gamretü'l-mevt" (غَمْرَةُالْمَوْتِ) ise ölümün şiddeti anlamındadır. "Raculün ğamrun" (رَجُلٌغَمْرٌ) cömert kimse demektir. Çoğulu "ğımâr (غِمَار)" gelir. "Gamerahü'l-mâü" (غَمَرَهُالْمَاءُ) denilir ve bununla suyun bir şeyin üzerini kapladığı ifade edilir. Bazıları ise şöyle bir açıklama yapmıştır: "Gamer" (الْغَمْرُ) düşmanlık demektir. "Gamr" (الْغَمْرُ) ise umur görmemiş, tecrübesiz demektir. Çoğulu ise "ağmâr" (أَغْمَار) şeklinde gelir. "Gamer (الْغَمَرُ)" semiz demektir. "Gamretün (الْغَمْرَةُ)" şiddet anlamındadır ve çoğulu "ğamerât (غَمَرَات)" gelir. "el-Muğâmera" (الْمُغَامَرَة) riskli tehlikeli durum, macera demektir. "Gâmera bi nefsihî" (غَامَرَبِنَفْسِهِ) denir ve kendisini tehlikeye attı anlamında kullanılır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fezerhum (فَذَرْهُمْ)

        İbn Fâris: Kelimenin z-r (veya v-z-r) kökünden gelen emir kipi olduğunu, asli manasının "bir şeyi olduğu gibi bırakmak, terk etmek, ilişmemek ve yüz çevirmek" olduğunu saptar. Fiilin başındaki "fe" (öyleyse/şu halde) edatıyla birlikte, parçalanmış ve kendi kibrinde boğulmuş o fırkaları (hizpleri) ikna etme çabasının bittiğini ve onları kendi hallerine "terk etme" emrini nitelediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Zerk/Vezr" eylemini, önemsiz bulduğundan veya umut kestiğinden dolayı bir nesneden veya kişiden uzaklaşmak olarak tanımlar. Ayette peygambere yöneltilen "Öyleyse onları bırak" (fezerhum) emrinin; taassupla körleşmiş, kendi uydurdukları dinle övünen kimselere tebliğin fayda vermeyeceğini, onları kendi cehalet çukurlarında yalnız bırakmanın en doğru psikolojik ve teolojik tutum olduğunu vurgular.

        Ğamratihim (غَمْرَتِهِمْ)

        İbn Fâris: Kelimenin ğ-m-r kökünün temelinde "suyun bir şeyi tamamen örtmesi, kaplaması, boğucu derinlik ve cehaletin zihni kuşatması" anlamlarının yattığını saptar. İnsanın boyunu aşan ve onu yutan sel sularına "ğamr" denildiğini hatırlatarak; ayetteki "ğamratihim" (onların gaflet/cehalet derinliği) kelimesinin, fırkaların içine düştüğü o geri döndürülemez körlüğü nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Ğamre" kavramını, aklı ve basireti tamamen örten, kişiyi gerçeği göremeyecek derecede sarmalayan koyu bir gaflet ve cehalet sarhoşluğu olarak açıklar. Kendi mezhepleriyle övünenlerin (ferihûn), aslında sığ bir suda değil; farkında olmadan boğuldukları karanlık ve dipsiz bir "cehalet okyanusunda" (ğamre) çırpındıklarını anlambilimsel olarak ifade eder.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı): Kur'an'ın edebi tasvirlerindeki o sarsıcı metaforik yapıya (mecaz) dikkat çeker. "Ğamre" kelimesinin, inkârcıların ve mezhepçi asabiyenin iç dünyasını resmettiğini belirtir. Onlar kendi ürettikleri inançların içinde sahte bir neşeyle (ferah) yüzerken, ilahi perspektifte aslında aklı, vicdanı ve ruhu yutan korkunç bir "boğulma halinin/selin" (ğamre) ta içindedirler.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç: Gaflet kavramının epistemolojik boyutunu tahlil eder. Bu kelimenin sadece bir günahı değil, mutlak bir "bilgi ve idrak kapanmasını" (blackout) temsil ettiğini belirtir. "Onları kendi ğamreleri içinde bırak" emrinin, kendi dogmalarının sularında boğulmayı seçen akıllara dışarıdan hiçbir kurtarma simidinin (delilin) fayda etmeyeceği gerçeğini felsefi bir dille tescil ettiğini ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde sözlük anlamının "derin su, koyu cehalet, gaflet sarmalı, şaşkınlık" olduğunu aktarır. Tefsir ilminde bu ismin, batıl inançlarına sımsıkı sarılmış ve gerçeği duymaya tahammülü kalmamış kitlelerin o kilitlenmiş, sarhoş ve uyuşmuş ruh halini tanımlamak için kullanıldığını açıklar.

        Hîn (حِينٍ)

        İbn Fâris: Kelimenin h-y-n kökünün asli manasının "belirli veya belirsiz bir zaman dilimi, vakit, an ve mühlet" olduğunu saptar. Ayette "hattâ hîn" (bir zamana/vakte kadar) şeklinde gelerek, o boğucu gaflet içindeki topluluklara sonsuz bir serbesti verilmediğini, ilahi azabın veya ölümün gelip çatacağı o kaçınılmaz sınır çizgisini nitelediğini kaydeder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin lügat anlamının "zaman, mühlet, vade, ecel vakti" olduğunu belirtir. Ayetin sonunu bağlayan bu zarfın, inkârcılara tanınan dünyevi mühleti (istidracı) temsil ettiğini; gaflet içindeki bu terk edilişin (fezerhum), ecel veya azap saati (hîn) geldiğinde korkunç bir uyanışla son bulacağını açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X