Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 53. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 53. Ayet

    فَـتَقَطَّـعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُراًۜ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fetekatta’û emrahum beynehum zuburâ(an)(s) kullu hizbin bimâ ledeyhim ferihûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Ama insanlar, aralarındaki inanç bağlarını keserek gruplara ayrıldılar. Her kesim kendi inancını beğenmektedir."

      Ama insanlar, aralarındaki inanç bağlarını keserek gruplara ayrıldılar. Bazıları şöyle demişlerdir: "Tekatta'û (تَقَطَّعُوا)" ile Katta'û (قَطَّعُوا) kelimesi aynıdır ve "teferrakû ve ferrakû" (تَفَرَّقُواوَفَرَّقُوا) gibi iki farklı lügattir. "Züburan" (زُبُرًا) ba'nın ref'i ve "züberan (زُبَرًا)" fethi ile okunmuştur. Ebû Muâz şöyle demiştir: Kim fetha ile (mansub) okursa o takdirde mânası "kıtaan" (قِطَعًا) yani parçalar demek olur. Tıpkı şu ilâhî beyanda olduğu gibi: "Bana, demir kütleleri getirin". Eğer ref ile okunursa o takdirde "kitaplar" anlamında olur, şu ilâhî beyanlarda olduğu gibi: "De ki: 'Öyleyse Mûsanın insanlara bir nur ve hidâyet olarak getirdiği kitabı kim indirdi?' Siz onu kâğıtlara yazıp (istediğinizi) açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz"; "Elleriyle kitap yazıp sonra ...diyenlere yazıklar olsun!" İbn Mesûd ve Übeyy'in mushaflarında "ve katta'u'z-zebûre beynehüm" (وَقَطَّعُواالزُّبُورَبَيْنَهُمْ) şeklinde okunmuştur. Ebû Muâz şöyle demiştir: "Tekatta'û (تَقَطَّعُوا)", "katta'û (قَطَّعُوا)" aynen "allaktüş-şey'e ve ta'allaktühû, havveltü ve tehavveltü, velleytü ve tevelleytü (عَلَّقْتُالشَّيْءَوَتَعَلَّقْتُهُ،وَحَوَّلْتُوَتَ حَوَّلْتُوَوَلَّيْتُوَتَوَلَّيْتُ)" örneklerinde olduğu gibi aynı mânada kullanılır. Benzer örnekler çoktur.

      Her kesim kendi inancını beğenmektedir. Kendi dinlerinden ya da sözünü ettiğimiz hususlardan, kendilerinde bulunan özelliklerden razıdırlar ya da sevinç içindedirler.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fetekatta'û (فَتَقَطَّعُوا)

        İbn Fâris: Kelimenin k-t-a kökünün asli manasının "bir bütünü birbirinden ayırmak, bağı koparmak, kesmek ve parçalamak" olduğunu saptar. Fiilin tefa'ul (dönüşlülük ve süreklilik) babında gelmesinin, dışarıdan bir müdahale olmaksızın, toplumun kendi iç dinamikleriyle, kendi iradeleriyle ve şiddetli bir şekilde parçalara ayrılma eylemini nitelediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Kat'" eylemini, nesnelerin fiziksel olarak kesilmesinin yanı sıra, manevi ve sosyal bağların koparılması olarak da tanımlar. Önceki ayetlerde vurgulanan "tek bir ümmet" (ummeten vâhıdeten) idealinin, insanların kendi heva ve hevesleri uğruna nasıl acımasızca "kesilip doğrandığını" ve dinin bütünlüğünün kasten parçalandığını anlambilimsel olarak vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın sosyolojik analizinde bu fiilin mezhepleşme ve fırkalaşma psikolojisini ifade ettiğini tahlil eder. O'na göre "fetekatta'û", tevhidi birliğin kabilevi, siyasi veya şahsi çıkarlar uğruna kasten parçalanmasıdır; dinin evrensel bağlayıcılığının kırılarak, dar ve çatışmacı alt kimliklere bölünme isyanıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin sözlükte "parçalandılar, koptular, bölündüler" manalarına geldiğini belirtir. Tefsir literatüründe bu eylemin, tarih boyunca peygamberlerin getirdiği saf tevhid inancının, sonradan gelen nesiller tarafından din adamları, siyasi hırslar ve taassup (bağnazlık) sebebiyle fırkalara ve mezheplere bölünmesi trajedisini ifade ettiğini açıklar.

        Emrahum (أَمْرَهُمْ)

        İbn Fâris: Kelimenin e-m-r kökünün temelinde "bir durum, iş, hadise, buyruk ve din" anlamlarının yattığını saptar. Çoğul iyelik ekiyle (hum / onların) gelen bu ismin, insanların kendi aralarındaki ortak meseleyi, yaşam biçimini ve daha spesifik olarak onlara emanet edilen "dini/şeriatı" nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Emr" kavramının hem emir (buyruk) hem de şe'n (durum/iş) anlamına geldiğini açıklar. "Emrahum" (onların işi/dini) kelimesinin parçalanma (takattu') fiiliyle birlikte zikredilmesinin, dinin aslında Allah'ın emri olmasına rağmen, insanların onu tahrif ederek "kendi şahsi meseleleri ve mülkleri" haline getirmelerine yönelik ince bir dilbilimsel eleştiri barındırdığını vurgular.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Kelimenin bağlamındaki tarihsel eleştiriye dikkat çeker. "Emrahum" kelimesinin, ilahi olanın (vahyin) nasıl beşerileştirildiğini gösterdiğini belirtir. Başlangıçta Allah'ın "tek dini" olan şeyin, zamanla güç mücadeleleri ve teolojik kavgalar sonucunda insanların kendi ellerinde oyuncak ettikleri "kendi işlerine/mülklerine" dönüştüğünü tahlil eder.

        Zuburan (زُبُرًا)

        İbn Fâris: Kelimenin z-b-r kökünün asli manasının "parçalar, demir kütleleri, yazılı sayfalar ve kitaplar" olduğunu saptar. "Zebûr" veya "zübre" kelimesinin çoğulu olan bu ismin, ayette iki farklı anlama gelebileceğini belirtir: Ya dinin "parça parça" (demir kütleleri gibi birbirinden kopuk) hale gelmesi ya da her fırkanın kendine ait uydurma bir "kitap/metin" etrafında toplanmasıdır.

        Arthur Jeffery: Kelimenin etimolojik kökeninde Semitik dillerin edebi geleneğine işaret eder. Kökün Süryanice ve İbranicedeki "mizmûr/zâmîr" (kutsal metin, ilahi, kitap) kelimeleriyle bağını inceler. Kur'an'ın bu kelimeyi çoğul formda (zubur) kullanarak, her bir dini fırkanın kendi uydurduğu, tahrif ettiği veya yorumladığı metinleri (kitapları) mutlak hakikat sanarak dini parçalamalarını ifade ettiğini kaydeder.

        Dücane Cündioğlu: Kelimenin felsefi ve hermeneutik (yorum bilimsel) derinliğini tahlil eder. Din bütünlüğünün "zuburan" (parçalara/kitapçıklara) bölünmesinin, hakikatin evrenselliğinin yitirilmesi olduğunu belirtir. Her mezhebin veya grubun, koca hakikat deryasından sadece küçük bir "parçayı/metni" alıp onu dinin tamamıymış gibi kutsamasını, hakikati kendi dar metinlerine hapsetmelerini anlambilimsel olarak eleştirdiğini ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "kitaplar, sayfalar, parçalar, kısımlar" anlamlarına geldiğini aktarır. Tefsir ilminde bu kelimenin, Yahudi, Hristiyan veya İslam içindeki fırkaların, ellerindeki tahrif edilmiş metinlere veya kendi mezhep imamlarının görüşlerine (zubur) sımsıkı sarılarak asıl ilahi vahyi terk etmelerini resmettiğini açıklar.

        Hizbin (حِزْبٍ)

        İbn Fâris: Kelimenin h-z-b kökünün temelinde "ortak bir inanç, menfaat veya gaye etrafında toplanan, kenetlenen ve kendi dışındakilere karşı kapalı olan insan grubu" anlamlarının yattığını saptar. Silahlanmış veya organize olmuş birliklere de bu ismin verildiğini belirterek; ayetteki kullanımının, dinin ruhunu yok eden o katı, taassup ehli ve dışlayıcı mezhep/fırka yapılanmasını nitelediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Hizb" kavramını, kendilerine has bir ideolojisi olan ve o ideoloji uğruna diğer gruplarla çatışmayı göze alan partizan topluluk olarak tanımlar. Ayette her bir hizbin (fırkanın) kendi elindekiyle övünmesinin, dinin evrensel kardeşliğinin yerine, zehirli bir "grup asabiyesinin" (partizanlığın) ve körü körüne aidiyetin geçirildiğini vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin lügat anlamının "fırka, parti, grup, bölük, cemaat" olduğunu belirtir. Kur'an'da "Hizbullah" (Allah'ın taraftarları) ve "Hizbüşşeytan" (Şeytan'ın taraftarları) formlarında da geçen bu kelimenin, bu ayette hakikati parçalayan, sadece kendi grubunun kurtulacağına inanan dogmatik ve ayrılıkçı dini cemaatleri/mezhepleri nitelediğini açıklar.

        Ferihûn (فَرِحُونَ)

        İbn Fâris: Kelimenin f-r-h kökünün asli manasının "göğsün genişlemesi, aşırı sevinç, şımarıklık ve kendinden geçme" olduğunu saptar. İsm-i fâil çoğul yapısında gelen bu kelimenin, huzurlu ve olgun bir mutluluktan ziyade; temelsiz, geçici, kibre dayalı ve başkalarını küçümseyen taşkın bir "şımarık sevinci/övünmeyi" nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Ferah" kavramını, anlık hazların veya asılsız inançların insanda yarattığı o sarhoş edici memnuniyet hali olarak açıklar. Ayette her fırkanın kendi elindeki "parça/kitap" ile "ferihûn" (övünüp sevinmeleri) olmalarının; cehaletin getirdiği o derin kibri, kendi yanlışından zevk alma sapkınlığını ve özeleştiri mekanizmasının tamamen felç oluşunu anlambilimsel olarak çerçevelediğini vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Mezhepçi ve fırkacı aklın psikolojisini analiz eder. O'na göre "ferah" (şımarık sevinç), dogmatizmin en belirgin duygusal yansımasıdır. Her fırkanın sadece kendi inancını mutlak doğru sayıp, bununla sahte bir tatmin (övünç) duyması; hakikati arama çabasının bitişini ve zihnin kendi ürettiği yalanın içinde konfor bulmasını temsil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "sevinenler, övünenler, şımaranlar" manalarına geldiğini aktarır. Tefsir literatüründe bu kelimenin, taassup ehli (bağnaz) grupların, asıl ilahi hidayetten kopmuş olmalarına rağmen, kendi icat ettikleri kurallarla (bid'atlarla) böbürlenmelerini ve sahte bir kurtuluş hissiyle sarhoş olmalarını nitelediğini açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X