Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 36. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 36. Ayet

    هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَۖ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Heyhâte heyhâte limâ tû’adûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      35. "O size, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken tekrar hayat alanına çıkarılacağınızı mı söylüyor?"

      36. "Bu size söylenenler gerçek olmaktan çok çok uzak!"

      O size, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken tekrar hayat alanına çıkarılacağınızı mı söylüyor? Bu size söylenenler gerçek olmaktan çok çok uzak! Bazıları şöyle demişlerdir: "Heyhâte heyhâte (هَيْهَاتَهَيْهَاتَ)" bir işin olmasının uzaklığını ve inkârını ifade için kullanılır ve uzak ki ne uzak! yani asla olmayacak iş demektir.

      Ebû Avsece şöyle demiştir: "Heyhâte heyhâte" işin uzak olduğunu ifade etmek içindir. Yani sözü edilen şey uzaktır ve belirtildiği gibi gerçekleşme ihtimali yoktur anlamındadır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Heyhâte (هَيْهَاتَ)

        İbn Fâris: Kelimenin h-y-h kökünden türeyen bir ism-i fiil (fiil isim) olduğunu saptar. Eylemin bizzat kendisini değil, eylemin barındırdığı şiddetli duyguyu ve durumu ifade eden bu yapının, "uzak oldu, ne kadar da uzak" (ba'ude) anlamına geldiğini belirtir. Ayette peş peşe iki kez kullanılmasının (heyhâte heyhâte), bir mesafeyi değil, ahiretin gerçekleşmesine duyulan inancın "mutlak imkânsızlığını" nitelediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: Kelimenin anlambilimsel merkezinde "şiddetli uzaklık" (bu'd) kavramının yattığını açıklar. İnkârcı elitlerin bu ünlemi kullanarak, toprağa karışmış bedenlerin diriltileceği yönündeki ilahi haberi rasyonel olarak tamamen akıl dışı, gerçeklikten kopuk ve ihtimal dışı (imkânsız) bir iddia olarak kodladıklarını vurgular.

        Celaleddin el-Suyuti: Kur'an'daki garip ve yabancı kelimeleri (mu'arreb) incelediği çalışmalarında, bu ünlemin kökenine dair dilbilimcilerin ihtilaflarını aktarır. Kimi dilcilere göre saf Arapça bir nida iken, kimilerine göre Süryanice veya Kıptice kökenli olup Arapçaya "uzaklık ve imkânsızlık" bildiren bir kalıp olarak yerleştiğini saptar. Kur'an'ın bu yerleşik ünlemi, müşriklerin psikolojik krizini yansıtmak üzere estetik bir araç olarak kullandığını ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Ayetteki bu ikilemenin (tekrarın) retorik ve psikolojik boyutuna dikkat çeker. "Heyhâte heyhâte" nidasının, müşrik aristokrasinin peygamberin mesajı karşısında duyduğu derin tahammülsüzlüğü, öfkeyi ve aynı zamanda alaycı kibri dışa vuran son derece agresif bir sözlü tepki (alaycı bir feryat) olduğunu tahlil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "çok uzak, imkânsız, ne gezer" manalarına gelen bir edat/ünlem olduğunu belirtir. Tefsir literatüründe bu ifadenin, materyalist (dehri) düşüncenin ölüm sonrası hayata karşı geliştirdiği en katı reddiye formülü olduğunu; inananların "hak" (gerçek) olarak bekledikleri dirilişi, inkârcıların "heyhâte" diyerek ulaşılmaz bir masal (ütopya) kategorisine ittiklerini açıklar.

        Limâ (لِمَا)

        İbn Fâris: Arapça dilbilgisinde aidiyet, sebep veya tahsis bildiren "lâm" (için/e-a) harf-i ceri ile, ism-i mevsul (ilgi zamiri) olan "mâ" (şey/o ki) edatının birleşiminden oluştuğunu saptar. Ayetteki "limâ" (o şeye ki) kullanımının, müşriklerin reddettikleri o "uzaklık/imkânsızlık" halini doğrudan peygamberin vaadine bağlayan bir köprü işlevi gördüğünü belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Buradaki "lâm" edatının eylemi güçlendiren ve hedefi belirginleştiren (tekit) bir role sahip olduğunu açıklar. "Uzak olsun o size vaat edilen şey" cümlesindeki bu gramatikal bağın, inkârcıların sadece genel bir diriliş fikrine değil; spesifik olarak "peygamberin diliyle onlara sunulan o özel ilahi tehdide/vaade" odaklandıklarını ve onu hedefe koyduklarını vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: "O şey için, o şeye" manasına gelen bir bağlaç grubu olduğunu aktarır. Cümlenin sözdiziminde, öncesindeki "heyhâte" ünleminin yöneldiği nesneyi (ahiret vaadini) işaret ederek anlamı tamamlayan yapısal bir unsur olduğunu kaydeder.

        Tû'adûn (تُوعَدُونَ)

        İbn Fâris: Kelimenin v-a-d kökünün temelinde "bir kimseye gelecekte gerçekleşecek bir iyiliği veya kötülüğü önceden haber vermek, söz vermek" anlamlarının yattığını saptar. Önceki ayette etken (aktif) formda geçen (ye'ıdukum / o size vaat ediyor) bu kökün, burada edilgen (pasif) ve çoğul formda (tû'adûn / size vaat edilen) kullanılmasının; eylemi yapanın (peygamberin/Allah'ın) fail olarak gizlenip, bizzat vaadin (diriliş haberinin) kendisinin sahnede alay konusu edildiğini nitelediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Va'd" kavramını, geleceğe dair kesin bir beklenti oluşturmak olarak tanımlar. Ayette elitlerin "size vaat edilen o şey imkânsızdır" derken bu fiili seçmelerinin; dirilişi ilahi ve mutlak bir yasa (Sünnetullah) olarak değil, sadece peygamberin onları korkutmak veya onlara boyun eğdirmek için ürettiği asılsız bir "söylem/tehdit" (vaat) olarak gördüklerini tahlil eder.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın zaman felsefesinde "va'd" (ilahi söz) kavramının ontolojik krizini analiz eder. Müşrik aklın zamanı sadece döngüsel bir çürüme (ölüm/toprak olma) olarak algıladığını; dolayısıyla doğrusal bir zamanın sonunda gerçekleşecek olan o büyük eskatolojik uyanışa (vaade) zihinsel olarak tamamen kapalı olduklarını belirtir. Ayetteki bu kelimenin, vahyin inşa etmeye çalıştığı "gelecek umudu ve korkusu" (ahiret) ile Cahiliye'nin "şimdiki zamana tapınma" ideolojisi arasındaki o büyük anlambilimsel çarpışmayı temsil ettiğini ifade eder.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı): Kur'an'ın edebi üslubundaki edilgen çatı (meçhul fiil) kullanımının psikolojik yansımalarına dikkat çeker. İnkârcı seçkinlerin "tû'adûn" (vaat olunuyorsunuz) şeklinde pasif bir fiil kullanmalarının, onların kibrini yansıttığını belirtir. Onlar, muhatap alıp adını anmaya tenezzül etmedikleri bir kaynaktan (Allah'tan veya elçiden) gelen bu haberi, failini silerek sıradan, sahipsiz ve ciddiyetsiz bir söylenti formuna sokmaya çalışmışlardır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin sözlükte "kendisine söz verilenler, vaat olunanlar, tehdit edilenler" manalarına geldiğini belirtir. Tefsir ilminde bu kelimenin, ölümden sonra bedensel dirilişi, ilahi mahkemede hesap vermeyi ve dünyadaki amellerin karşılığını (cennet veya cehennem) görmeyi kapsayan "ahiret inancının" tamamını tek bir fiil kalıbında özetleyen merkezi bir terim olduğunu açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X