Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 30. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 30. Ayet

    اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne fî żâlike leâyâtin ve-in kunnâ lemubtelîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Kuşkusuz bu anlatılanlarda ibretler vardır; muhakkak ki biz bunlarla insanları sınarız."

      Kuşkusuz bu anlatılanlarda ibretler vardır; muhakkak ki biz bunlarla insanları sınarız. Birtakım yorumcular dediler ki: Kuşkusuz bu anlatılanlarda ibretler vardır. Yani Hz. Nuh kavminin helâk edilmesinde ve onların tufanda boğulmalarında daha sonra gelenler için ibretler vardır. Muhakkak ki biz bunun dışında bizden bir lütuf ve ihsan olmak üzere birtakım âyetlerle insanları sınarız. Başka türlü bir izah da mümkündür. Şöyle ki: "ve in künnâ le mubtelîn" (وَإِنْكُنَّالَمُبْتَلِينَ) kavl-i keriminin "ve mâ künnâ le mubtelîn (وَمَاكُنَّالَمُبْتَلِينَ)" şeklinde "in"in (إن) " (ما)" anlamında nâfiye olmasıdır. Bu takdirde yorumu şöyle olur: Bunda, yani Nuh kavmi ve onlara ait olan özellikler hakkında, onlardan sonra gelenler için birtakım âyetler vardır ve biz bu sözü edilen âyetlerin dışında başka vesilelerle de onları sınayacak değiliz. Arapçada "in"in "mâ" anlamında olumsuz edatı olarak kullanılması mümkündür. Bir başka izah şekli daha vardır: O da "ve in künnâ le mubtelîn (وَإِنْكُنَّالَمُبْتَلِينَ)" kavli celîlinin "ve kad künnâ le mubtelîn (وَقَدْكُنَّالَمُبْتَلِينَ)" anlamında olmasıdır. Yani helâk etmeden önce onları sınamıştık anlamındadır. Elbette biz bu kelâmın gerçekliğini ve ondan muradın ne olduğunu bilemeyiz. En doğrusunu Allah bilir. Ebû Avsece şöyle demiştir: "Mubtelîn" kelimesi "ibtilâ", yani imtihan etme, sınama anlamındadır. "Belâdan (الْبَلَاء)" ismi fail kipi "mublûn" (مُبْلُون) şeklinde gelir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âyâtin (لَآيَاتٍ)

        İbn Fâris: Kelimenin e-y-y kökünden türediğini ve temelinde "bir şeye işaret eden alamet, nişan, iz ve gaye" anlamlarının yattığını belirtir. Ayette çoğul ve belirsiz (nekre) formda gelen "âyât" kelimesinin, sıradan izleri değil; arkasında muazzam bir kudreti, planı ve kastı barındıran, insan aklını o izin sahibine (Allah'a) yönelten apaçık göstergeleri nitelediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Âyet" kavramını, zahir (görünen) bir nesnenin veya olayın, kendisi kadar açıkça görünmeyen (batın) başka bir gerçeğe delalet etmesi, onu şeksiz şüphesiz göstermesi olarak tanımlar. Ayette Nuh tufanı kıssasının bitiminde bu kelimenin kullanılmasının; geminin inşası, suların fışkırması ve inananların kurtulması gibi fiziksel ve tarihi olayların salt bir felaket anlatısı olmadığını, bütünüyle ilahi adaletin ve kudretin okunması gereken birer "işareti" olduğunu vurgular.

        Arthur Jeffery: Kelimenin etimolojik kökeninin Semitik dil ailesindeki ortak kullanımına dikkat çeker. Kökün Aramice ve Süryanicedeki "âthâ", İbranicedeki "ôth" (mucizevi işaret, sembol, nişan) kelimeleriyle akraba olduğunu saptar. Kur'an'ın bu köklü kelimeyi alarak, hem tabiat olaylarını hem tarihi yıkımları hem de ilahi vahiyleri kapsayan evrensel ve çok katmanlı bir teolojik "okuma biçimi" (ayet/işaret sistemi) inşa ettiğini ifade eder.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın anlambilimsel evreninde "âyet" kavramını, Tanrı ile insan arasındaki sözsüz iletişimin (non-verbal communication) temeli olarak tahlil eder. O'na göre Nuh tufanı gibi tarihi olaylar, Kur'an'ın dilinde geçmişe ait ölü hikayeler değil; insanın varoluşsal durumunu sorgulamasını talep eden, her an canlılığını koruyan ve idrak sahibi bir zihin tarafından çözümlenmesi gereken kozmik birer "şifre/işaret" (âyet) olarak sunulmaktadır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin sözlükte "açık alamet, nişan, ibret, mucize" manalarına geldiğini belirtir. Tefsir ilminde bu kavramın, helak edilen toplumların kalıntılarının ve onlara dair anlatılan kıssaların, sonraki nesiller için Allah'ın mutlak otoritesini kanıtlayan ve şirkin kaçınılmaz sonunu belgeleyen tarihi ve ontolojik deliller olarak işlev gördüğünü açıklar.

        Mubtelîn (لَمُبْتَلِينَ)

        İbn Fâris: Kelimenin b-l-v kökünün asli manasının "bir şeyi deneyerek sınamak, tecrübe etmek, zorluklarla veya zamanla yıpratmak" olduğunu saptar. Elbisenin eskiyip yıpranması için de kullanılan bu kökün, ayette "le-mubtelîn" (kesinlikle sınayanlarız) şeklinde ism-i fâil (etken özne) çoğul kalıbıyla gelerek, ilahi iradenin insanı hayatın ve zorlukların çarkından geçirerek onun gerçek karakterini açığa çıkarma eylemini nitelediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Belâ" ve "iptilâ" kavramlarını, insanın içindeki gizli durumun (iyiliğin veya kötülüğün) ortaya çıkması için onun zorluklarla (mihnet) veya nimetlerle sınanması olarak tanımlar. Nuh kıssasının "Biz muhakkak sınayıcılarız" ifadesiyle bitirilmesinin, tufan gibi devasa olayların bile aslında ilahi birer "imtihan" mekanizması olduğunu; Allah'ın kullarını peygamberler göndererek ve musibetler yaşatarak itaat ile isyan arasında seçim yapmaya zorladığını vurgular.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç: "İptilâ" eyleminin Kur'an antropolojisindeki ontolojik yasasına (Sünnetullah) temas eder. İnsanın yeryüzündeki varlığının statik bir "bulunma" hali değil, dinamik ve kesintisiz bir "sınanma" süreci olduğunu belirtir. Ayetteki cümlenin isim tamlaması formunda ve pekiştirme edatıyla (in künnâ le-mubtelîn) kurulmasının, imtihanın geçici bir eylem değil, Yaratıcı'nın insanlıkla kurduğu ilişkinin kalıcı ve yapısal bir niteliği olduğunu felsefi bir dille tahlil eder.

        Dücane Cündioğlu: Kelimenin barındırdığı varoluşsal gerilime dikkat çeker. "Mubtelîn" kelimesinin, insanın dünya hayatındaki trajedisinin ve sorumluluğunun kaynağı olduğunu belirtir. Ayetin, tarihi bir kıssayı (Nuh Tufanını) bir anda evrensel bir ilkeye bağlayarak, okuyucuya "Olay geçmişte kalmadı, sınama (iptila) aynı şiddetiyle ve yasalarıyla senin üzerinde de devam ediyor" mesajını veren dilbilimsel ve psikolojik bir sarsıntı ürettiğini ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin lügat anlamının "imtihan edenler, sınayanlar, deneyenler" olduğunu aktarır. Kelâm ve tefsir literatüründe bu kavramın, insanın yaratılış gayesinin temelini oluşturduğunu; Allah'ın fertleri ve toplumları şerle, hayırla, korkuyla veya tarihi felaketlerle imtihan ederek onların ahlaki liyakatlerini (kulluktaki samimiyetlerini) eylemsel olarak tescil etme iradesini karşıladığını açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X