قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 26. Ayet
Daralt
X
-
"Nuh, 'Rabbim! Bunların beni yalancılıkla suçlamalarına karşı bana yardım et!' dedi."
Nuh, 'Rabbim! Bunların beni yalancılıkla suçlamalarına karşı bana yardım et!' dedi. Hz. Nuh, aslında onlara kendisini yalanlamaları üzerine ilk başta beddua etmedi, onların kendisini tasdik etmelerinden tamamen ümidini kestikten sonra ancak beddua yaptı. Onun duası şuydu: "Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et!" Müfessirler onun duasını şöyle yorumlarlar: "Bana inanmaya yanaşmamaları halinde vâdettiğin azabın gerçekleşmesi konusunda bana yardım et! Çünkü bu onların başına dünyada iken gelecektir. Ben onlara azabın kendilerini dünyada iken yakalayacağını söylediğimde beni yalanlamışlardı. İşte bu tekziplerini boşa çıkarmak üzere onlara bu dünyada iken azabı ver". Yahut da Bunların beni yalancılıkla suçlamalarına karşı bana yardım et! demesinin mânası şöyle olmalıdır: Onların beni tekzip etmeleri ve benzeri davranışlarından ötürü bana onlara karşı zafer ver!
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ)
İbn Fâris: Kelimenin k-v-l kökünün temelinde "söz söylemek, ağızdan anlamlı sesler çıkarmak, bir düşünceyi veya durumu dil ile ifade etmek" anlamlarının yattığını belirtir. Ayetin başındaki bu fiilin, Hz. Nuh'un kavmiyle girdiği uzun ve yıpratıcı mücadelenin ardından, artık insanlara değil, doğrudan Yaratıcı'ya yönelerek kurduğu o nihai, kesin ve çaresiz iletişimi nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Kavl" kavramını sadece fiziksel bir ses çıkarmanın ötesinde, zihindeki bir inancın, kalpteki bir niyetin veya şiddetli bir arzunun dışa vurumu olarak tanımlar. Ayette Nuh'un duasının başlangıcını oluşturan bu fiilin, yıllar süren tebliğ faaliyetinin bittiğini ve peygamberin kendi acziyetini ilan ederek ilahi mahkemeye başvurduğu o trajik anı dilbilimsel olarak çerçevelediğini vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin sözlükte "söylemek, konuşmak, demek" manalarına geldiğini belirtir. Tefsir ilminde bu fiilin, Kur'an kıssalarında peygamberlerin insanlarla olan diyaloglarının kesilip, doğrudan Allah'a yakarış (münacat) safhasına geçtiklerini bildiren kesin bir anlamsal dönüm noktasını (kırılmayı) ifade ettiği şeklinde değerlendirildiğini açıklar.
Rabbi (رَبِّ)
İbn Fâris: Kelimenin r-b-b kökünün asli manasının "bir şeyi ıslah etmek, gözetmek, efendilik yapmak ve bir nesneyi başlangıcından itibaren aşama aşama kemaline (yetkinliğine) ulaştırmak" olduğunu saptar. Nuh peygamberin "Ey Rabbim" nidasındaki bu kelimenin, sıradan bir seslenişten ziyade; kendisini yetiştiren, koruyan ve elçi olarak görevlendiren o mutlak ve şefkatli otoriteye mutlak sığınma eylemini ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Rabb" kavramının, bir nesneyi yavaş yavaş, tedrici bir biçimde geliştirerek en olgun haline getiren varlık demek olduğunu açıklar. Ayette Nuh'un Allah'ın diğer isimleri (örneğin El-Kahhâr, El-Müntakim) yerine doğrudan "Rabbi" (Benim Rabbim/Yetiştiricim) ismini kullanmasının, peygamberin Yaratıcı ile arasındaki o derin, kişisel, himaye edici ve ontolojik yakınlığa (ünsiyet) sığındığını vurgular.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın anlambilimsel evreninde "Allah" ve "Rabb" kelimeleri arasındaki kavramsal farkı tahlil eder. "Allah" isminin daha çok mutlak, aşkın ve kozmik bir uluhiyeti temsil ettiğini; "Rabb" isminin ise Yaratıcı'nın kul ile kurduğu doğrudan, besleyici, kişisel ve müdahaleci ilişkiyi yansıttığını saptar. Ayette Nuh'un en çaresiz anında "Rabbim" diye feryat etmesinin, bu kişisel ve dikey himaye ilişkisinin en dramatik dışa vurumu olduğunu ifade eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Nidanın sonundaki düşmüş olan mütekellim yâ'sına (benim Rabbim anlamını veren aidiyet ekine) dikkat çeker. "Rabbi" şeklindeki bu vurgulu kullanımın, peygamberin kavmi tarafından tamamen dışlanmış ve yalnızlaştırılmışken, evrendeki yegâne dayanağı olan "Kendi Sahibi'ne" sığınmasındaki psikolojik yoğunluğu ve varoluşsal çaresizliği muazzam bir edebi dille resmettiğini tahlil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde kelimenin "malik, efendi, terbiye eden, besleyip büyüten" anlamlarına geldiğini aktarır. Kur'an'da peygamber dualarının neredeyse tamamının bu isimle (Rabb) başlamasının, kulun Yaratıcı karşısındaki ihtiyaç ve fakr (muhtaçlık) halini en iyi özetleyen, ilahi şefkati ve nusreti (yardımı) celbeden en temel teolojik kavram olduğunu belirtir.
Unsurnî (انصُرْنِي)
İbn Fâris: Kelimenin n-s-r kökünün temelinde "mazluma yardım etmek, bir kimseye düşmanı karşısında arka çıkmak, zafer vermek ve rahatlatmak" anlamlarının yattığını belirtir. Aynı kökten gelen "nasar" kelimesinin kurak toprağa hayat veren cömert yağmur için de kullanıldığını hatırlatarak; ayetteki "unsurnî" (bana yardım et/bana zafer ver) emrinin, Nuh'un kurumuş ve tükenmiş umutlarına gökten inen ilahi bir müdahale talebini nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Nusret" kavramını, gücü yetmeyen veya haksızlığa uğrayan bir kimseye, kendisini ezen güce karşı destek vererek onu üstün kılmak olarak tanımlar. Ayette Nuh'un bu yardım talebinin kişisel bir intikam veya dünyevi bir iktidar hırsı olmadığını; vahyin itibarının korunması ve ilahi mesajın yalanlanmasına (tekzib) karşı hakkın ayakta tutulması için istenen ahlaki bir ilahi destek olduğunu vurgular.
Dücane Cündioğlu: Kelimenin ihtiva ettiği "yardım" olgusunun felsefi boyutuna değinir. Ayetteki "nusret" talebinin, insanın kendi imkânlarıyla çözebileceği bir meseledeki sıradan bir destek değil; peygamberin fiziksel, sosyal ve psikolojik tüm sınırlarının bittiği, beşeri hiçbir çözümün kalmadığı o sıfır noktasında istenen mutlak, dikey ve ontolojik bir "ilahi kurtarış" eylemi olduğunu tahlil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin sözlükte "yardım etmek, zafer ihsan etmek, kurtarmak" manalarına geldiğini belirtir. Kelâm ve tefsir ilminde bu kavramın (nusretullah), peygamberlerin tebliğ mücadelesinde kendi beşeri güçlerinin tükendiği noktada, Allah'ın mucizelerle, meleklerle veya zalimleri helak ederek elçilerine sağladığı o nihai ve tartışılmaz güvenceyi ifade ettiğini açıklar.
Kezzebûn (كَذَّبُونِ)
İbn Fâris: Kelimenin k-z-b kökünün asli manasının "doğrunun zıddı olmak, asılsız söylemek, bir haberi veya durumu hakikate aykırı biçimde reddetmek" olduğunu saptar. Fiilin Tef'il babında (tekzib) gelmesinin, yalanlamanın sadece anlık veya pasif bir eylem olmadığını; süreklilik arz eden, şiddetli, ısrarlı ve karşı tarafı yalancılıkla itham eden aktif bir reddedişi nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Kizb" kavramını gerçeği gizlemek ve hakikati çarpıtmak, "tekzib" eylemini ise apaçık doğru olan bir mesajı bilinçli olarak yalan saymak ve o mesajı getireni sahtekârlıkla suçlamak olarak tanımlar. Ayette Nuh'un duasının gerekçesi olan "bimâ kezzebûn" (beni yalanlamalarına karşılık) ifadesindeki eylemin, kavmin sadece inanmamakla kalmayıp, peygamberin şahsiyetini ve ilahi vahyi planlı bir şekilde itibarsızlaştırma kampanyası yürüttüğünü vurgular.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın kavramsal haritasında "tasdik" (onaylama) ve "tekzib" (yalanlama) düalizmini analiz eder. Kur'an'da tekzib kavramının basit bir zihinsel inkâr (disbelief) olmadığını, peygamberin otoritesine karşı yürütülen organize bir toplumsal isyan, kaba bir meydan okuma ve hakikati yok etme teşebbüsü olduğunu saptar. Nuh'un bu kelimeyi kullanarak ettiği duanın, şirkin bu aktif saldırganlığının artık tahammül edilemez boyutlara ulaştığını belgeleyen bir varoluşsal şikâyet olduğunu tahlil eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Kelimenin sonundaki nun harfinin kesrasıyla (kezzebûni) ifade edilen aidiyet durumuna dikkat çeker. Yalanlamanın hedefinin sadece Nuh'un şahsı değil, onun getirdiği mesajın bütünü olduğunu belirtir. Bu ifadenin, peygamberin kendi egosunu tatmin için değil, temsil ettiği "Hak" makamının uğradığı ağır hakarete ve haysiyet kırıcı yalanlama eylemine karşı ilahi adaletin tecellisini istemek için zorunlu ve meşru bir ahlaki isyan olduğunu ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin lügat anlamının "yalan söylemekle suçlamak, asılsız saymak, reddetmek" olduğunu aktarır. Kur'an terminolojisinde bu fiilin, geçmiş ümmetlerin peygamberlerine karşı sergiledikleri ortak reflekse (sünnetullah'ın inkar boyutuna) işaret ettiğini; inat ve kibir sebebiyle ilahi ayetleri geçersiz kılma çabasının en karakteristik dilbilimsel ve teolojik ifadesi olduğunu açıklar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla