Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 25. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 25. Ayet

    اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İn huve illâ raculun bihi cinnetun feterabbesû bihi hattâ hîn(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Bu adam olsa olsa cin çarpmış biridir; bir süre onu gözetim altında tutun."

      Bu adam olsa olsa cin çarpmış biridir. Aslında onlar onun çinlenmiş (mecnun) olmadığını çok iyi bilmekteydiler, lâkin kavimlerine karşı işi karmaşık hale getirmek ve zihinleri bulandırmak istiyorlardı. Zira Hz. Nuh, her işlerinde onlara karşı çıkıyor, reislere ve toplum önderlerine düşmanlık ediyordu. Şöyle diyorlardı: Bunu ancak aklından zoru olan (cinlenmiş) biri ya da aklına bir âfet arız olan kimse yapabilir. Aslında toplumun önderleri ve reisleri Hz. Nuh'un hiç de öyle olmadığını bilirlerdi, ne var ki bu şekilde halkın aklını çelmek isterlerdi.

      Sonra dediler ki: Bir süre onu gözetim altında tutun! Onların bu "süre" ile neyi kastettiklerini bilmiyoruz; ölümü mü yoksa onun hakkında ileri sürdükleri cin çarpmışlık halinin kalkacağı bir zamanı mı ya da başka bir anı mı dilediler bu belli değildir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Raculun (رَجُلٌ)

        İbn Fâris: Kelimenin r-c-l kökünün temelinde "yaya olmak, ayak üzerinde dikilmek, yürümek ve kuvvet" anlamlarının yattığını belirtir. İnsana (erkeğe) bu ismin verilmesinin, ayakları üzerinde sağlam bir şekilde durması ve bedensel bir dirayet sergilemesinden kaynaklandığını saptar.

        Râgıb el-İsfahânî: "Racul" kelimesinin, genellikle gücü, aklı ve belirli karakteristik özellikleriyle ön plana çıkan erkek insanı ifade ettiğini açıklar. Ayette müşrik elitlerin (mele') Hz. Nuh'u tanımlarken bu kelimeyi seçmelerinin, onun peygamberlik (nübüvvet) makamını ve ilahi otoritesini reddederek, onu sadece sıradan, kendilerinden hiçbir farkı olmayan fizyolojik bir erkek/insan seviyesine indirgeme çabası olduğunu vurgular.

        Toshihiko Izutsu: İslam öncesi Cahiliye toplumunun sosyolojik yapısında "racul" kelimesinin taşıdığı anlama dikkat çeker. O dönemde bu kelimenin kabile içinde onur, şecaat ve mürüvvet sahibi "adam" manasına geldiğini; ancak bu ayetteki bağlamında inkârcıların Nuh'un getirdiği mesajı değersizleştirmek için kelimenin bu sosyal ağırlığını değil, mutlak surette beşeri ve dünyevi sınırlılığını (sadece bir insan oluşunu) kastettiklerini tahlil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde sözlük anlamının "erkek kişi, adam" olduğunu aktarır. Tefsir bağlamında bu kelimenin, inkârcıların vahiy olgusunu idrak edememelerinin bir neticesi olarak, kendilerine ilahi mesaj getiren elçiyi sıradan bir kalabalığın ferdi olarak görerek onun uyarılarını ciddiye almamalarını dilbilimsel olarak çerçevelediğini kaydeder.

        Cinnetun (جِنَّةٌ)

        İbn Fâris: Kelimenin c-n-n kökünün asli manasının "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek, perdelemek ve görünmez kılmak" olduğunu saptar. Deliliğe "cinnet" denilmesinin, kişinin aklının, şuurunun ve idrakinin hastalıklı bir perdeyle örtülerek işlevsiz hale gelmesinden kaynaklandığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Cinnet" kavramını, aklın rasyonel melekelerinin örtülmesi ve zihnin karanlıkta kalması olarak tanımlar. Ayette aristokrat sınıfın Nuh peygamber hakkında "bihî cinnetun" (onda bir cinnet/delilik var) demelerinin, onun tevhid davetini akli delillerle çürütemediklerinde başvurdukları bir karakter suikastı olduğunu; ilahi mesajı bir akıl tutulması olarak etiketleyip halkın gözünde onu itibarsızlaştırmaya çalıştıklarını vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Antik Arap aklının "mecnûn" (cinnet getiren) tasavvurunu analiz eder. O dönemde cinnetin sadece psikolojik bir hastalık değil, görünmeyen varlıkların (cinlerin) insanın zihnini ele geçirmesi (musallat olması) olarak algılandığını hatırlatır. Şirk toplumunun Nuh'u bu kelimeyle itham etmesinin, onun söylediklerini tamamen şeytani veya cinni bir hezeyan kategorisine sokarak, vahyin ilahi (rahmani) kökenini reddetme ve mesajı marjinalleştirme stratejisi olduğunu tahlil eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Kur'an kıssalarındaki güç odaklarının (mele') psikolojik harp taktiklerine dikkat çeker. "Cinnet" kelimesinin burada sadece tıbbi bir teşhis değil, politik bir karalama aracı olduğunu belirtir. Mevcut sömürü düzenini sarsan peygamberin sesini kısmak için onu "deli" ilan etmenin, statükocu müşriklerin en sık başvurduğu, kitleleri peygamberden uzak tutmayı hedefleyen asimetrik bir propaganda dili olduğunu ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin lügat anlamının "delilik, cin çarpması, aklın örtülmesi" olduğunu belirtir. Kur'an'da inkârcıların hemen her peygambere yönelttikleri standart bir iftira kavramı olarak öne çıktığını; Nuh'un kavminin de rasyonel bir yüzleşmeden kaçarak, elçiyi toplum dışına itmek maksadıyla bu teolojik iftiraya sarıldıklarını açıklar.

        Terabbasû (تَرَبَّصُوا)

        İbn Fâris: Kelimenin r-b-s kökünün temelinde "bir şeyi beklemek, gözetlemek, pusuya yatmak, bir durumun zamanla değişmesini ve sonucun ortaya çıkmasını kollamak" anlamlarının yattığını saptar. Emir kipiyle gelen bu eylemin, aktif bir karşı koyuştan ziyade, zamanın yıkıcı etkisine güvenen pasif ama kötü niyetli bir bekleyişi nitelediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Terabbus" fiilini, bir kimsenin başına bir musibetin, hastalığın veya ölümün gelmesini zamanın akışı içinde fırsat kollayarak beklemek olarak tanımlar. Ayette elitlerin kendi aralarında "feterabbasû bihî" (onun hakkında bekleyip gözetleyin) demelerinin, Nuh'un tebliğini susturmak için zor kullanmak yerine, onun iddia ettikleri deliliğinin (cinnetinin) onu doğal yollarla tüketmesini veya halkın ondan bıkmasını umut eden sinsi bir stratejiyi ifade ettiğini vurgular.

        Dücane Cündioğlu: Fiilin barındırdığı felsefi ve psikolojik hileye temas eder. "Terabbus" eyleminin onurlu bir fikir mücadelesi olmadığını, aksine muhatabın (peygamberin) zayıf düşeceği, hastalığının artacağı veya öleceği o trajik anı gözleyen bir "akbaba bekleyişi" olduğunu tahlil eder. İnkârcıların hakikat karşısında argüman üretemediklerinde, çözümü zamanın yıpratıcılığına ve "beklemeye" (terabbus) havale ettiklerini dilbilimsel olarak ortaya koyduğunu belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin sözlükte "beklemek, fırsat kollamak, pusu kurmak" manalarına geldiğini aktarır. Tefsir literatüründe bu kelimenin, müşriklerin peygamber karşısındaki çaresizliğini ve ahlaki düşüklüğünü yansıttığını; Nuh'un davasının kendiliğinden çökeceğine dair besledikleri temelsiz iyimserliği ve kibrin getirdiği o alaycı bekleme sürecini anlambilimsel olarak resmettiğini açıklar.

        Hîn (حِينٍ)

        İbn Fâris: Kelimenin h-y-n kökünün asli manasının "belirli veya belirsiz bir zaman dilimi, vakit, an ve süre" olduğunu saptar. "Hîn" kelimesinin bağlama göre çok uzun bir çağı da, çok kısa bir anı da kapsayabilen, ucu açık bir zaman zarfı olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Bu kavramı, başlangıcı ve sonu kesin çizgilerle belirlenmemiş bir zaman müddeti olarak tanımlar. Ayette "hattâ hîn" (bir zamana/vakte kadar) şeklinde gelmesinin, elitlerin bekleyişindeki (terabbus) o belirsizliğe işaret ettiğini; onların zihninde bu "zamanın", Nuh'un ömrünün son bulacağı ecel vakti, deliliğinin geçeceği an veya ölümcül bir belaya uğrayacağı o meçhul gün olarak kodlandığını vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin lügat anlamının "zaman, mühlet, vade, ecel" olduğunu belirtir. Ayetin sonunu bağlayan bu kelimenin, müşriklerin Nuh'a biçtikleri o kısıtlı ve geçici ömrü temsil ettiğini; hakikatin ebediliğine karşılık, inkârcıların her şeyi yatay ve sınırlı bir "zaman" (hîn) düzleminde algılayarak peygamberin mesajını da bu geçici dünyevi mühletin içinde eritmeye çalıştıklarını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X