Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 22. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 22. Ayet

    وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve’aleyhâ ve’alâ-lfulki tuhmelûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Onların üzerinde ve gemilerde taşınıyorsunuz."

      Onların üzerinde ve gemilerde taşınıyorsunuz. Allah, insanlara hayvanlar ve gemiler ile ilgili kendilerine âmâde kılınmış olan nimetlerini hatırlatıyor ve böylece nimete şükrün gereğinin yapılmasını istiyor.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Aleyhâ (عَلَيْهَا)

        İbn Fâris: a-l-v kökünün temelinde "yükseklik, üstünlük, yukarıda olma ve bir şeyin üzerine çıkma" anlamlarının yattığını belirtir. Ayetteki edatın "üzerine/üzerinde" (alâ) formuyla gelerek, insanın önceki ayette zikredilen evcil hayvanların (en'âm) sırtına fiziksel olarak yerleşmesini ve onlara üstünlük/hakimiyet kurmasını ifade eden kök işleve sahip olduğunu kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Uluvv" kavramının bir nesnenin diğerine göre daha yukarıda konumlanmasını ifade ettiğini saptar. Ayetteki "aleyhâ" (onların üzerinde) tamlamasında yer alan "hâ" (onlar) zamirinin doğrudan binek hayvanlarına döndüğünü; insanın doğadaki diğer canlılar üzerinde kurduğu bu fiziksel ve hiyerarşik üstünlüğün aslında ilahi bir boyun eğdirme (teshîr) neticesi olduğunu vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Edatın Arap dilbiliminde "istila, bir şeyin üzerine çıkıp yerleşme ve mekânsal yükseklik" bildirdiğini aktarır. Tefsir bağlamında bu ifadenin, insanın karadaki ulaşım ve taşıma ihtiyacını karşılayan hayvansal bineklerin sırtındaki egemen ve rahat konumunu nitelediğini belirtir.

        El-Fulki (الْفُلْكِ)

        İbn Fâris: Kelimenin f-l-k kökünün asli manasının "yuvarlaklık, dairesel olma, dönme ve kavis çizme" olduğunu saptar. Dokuma tezgahındaki yuvarlak ağırşak taşına "feleke" denildiğini hatırlatır. Gemilere "fulk" isminin verilmesinin, onların dalgalar üzerindeki beşik gibi kavisli salınımlarından veya gemi omurgasının/gövdesinin suya batan o yuvarlak, oval ve kavisli tasarımından kaynaklandığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Bu kelimenin Arapçada hem tekil (gemi) hem de çoğul (gemiler) için aynı formda, hiçbir yapısal değişikliğe uğramadan kullanıldığını saptar. Gökyüzündeki gezegenlerin yörüngesini ifade eden "felek" kelimesiyle aynı etimolojik kökten gelmesine dikkat çekerek; nasıl ki yıldızlar uzay boşluğunda bir yörüngede yüzüyorsa, gemilerin de denizin uçsuz bucaksız sularında kavisli bir rota çizerek yüzdüklerini, bu sebeple aynı dairesel kök anlamda buluştuklarını vurgular.

        Arthur Jeffery: Kelimenin etimolojisi üzerine yaptığı tahlillerde, Arap dilcilerin f-l-k kökünden (yuvarlaklık) bir türetme yapmaya çalışmalarına rağmen, kelimenin büyük ihtimalle Sami dilleri havzasına dışarıdan girmiş kadim bir denizcilik terimi olduğunu ileri sürer. Akadca "eleppu" (gemi) kelimesiyle zayıf bir bağı olabileceğini, ancak asıl kaynağın antik dönemdeki Akdeniz deniz ticaret ağları üzerinden, muhtemelen Yunanca "efolkion" (küçük tekne/çekilen kayık) kelimesinden Aramice vasıtasıyla İslam öncesi Arapçaya geçip yerleştiğini kaydeder.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın "ayet" (işaret/delil) kavramını analiz ederken gemi (fulk) metaforuna özel bir yer ayırır. Denizde dağlar gibi akıp giden gemilerin, Kur'an ontolojisinde salt bir insan mühendisliği veya ahşap yığını olarak görülmediğini belirtir. Gemi, suyun kaldırma kuvveti ve rüzgârın itme gücü gibi kozmik doğa yasalarının (sünnetullah) Allah tarafından insanın hizmetine (teshîr) sunulmasının en devasa ve somut varoluşsal kanıtı olarak metne yerleşmiştir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Kur'an'ın nüzul ortamındaki (Hicaz coğrafyasındaki) sosyo-kültürel algıya temas eder. Çölün ortasında yaşayan ve temel ulaşım aracı deve olan Mekke toplumunun, denizle ve gemilerle olan bağının ticari kervanlar (Yemen ve Şam) ve Habeşistan seyahatleri üzerinden kurulduğunu belirtir. Ayette binek hayvanları ile gemilerin yan yana zikredilmesinin, çölün gemisi olan deve ile denizin devesi olan gemiyi, insanın karadaki ve sudaki çaresizliğini gideren iki muazzam ilahi ulaşım lütfu olarak eşleştirdiğini tahlil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde kelimenin lügat anlamının "gemi, kayık, tekne" olduğunu belirtir. Kur'an terminolojisinde suyun ulaşım ve taşımacılık potansiyelini ifade eden bu kelimenin, insanoğlunun yeryüzündeki medeniyet inşasında ve kıtalar arası etkileşiminde denizin sunduğu o muazzam altyapıyı, ilahi bir rızık ve nimet kategorisi olarak değerlendirdiğini açıklar.

        Tuhmelûn (تُحْمَلُونَ)

        İbn Fâris: Kelimenin h-m-l kökünün temelinde "bir şeyi sırtlanmak, yüklenmek, baş veya sırt üzerinde taşımak, bir nesneyi bulunduğu yerden kaldırıp götürmek" anlamlarının yattığını belirtir. Ayette fiilin çoğul formda gelmesinin, bu taşıma eyleminin sadece bireysel değil, bütün bir insanlık nev'ini kuşatan evrensel bir nakil (taşımacılık) nimeti olduğunu kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Haml" (taşıma) eylemini, insanın kendi fiziksel gücüyle kaldıramayacağı maddi veya manevi ağırlıkların bir yerden başka bir yere nakledilmesi olarak tanımlar. Ayetteki bağlamında bu eylemin, insanın doğadaki zayıflığını ve fiziki sınırlarını telafi eden bir dışsal destek (hayvanlar ve gemiler) sayesinde gerçekleştirildiğini vurgular.

        Dücane Cündioğlu: Fiilin dilbilgisel yapısındaki felsefi ve ontolojik boyuta dikkat çeker. Ayette eylemin etken (taşıyorsunuz) değil, edilgen/meçhul (tuhmelûn / taşınıyorsunuz) kalıbında kullanılmasının muazzam bir varoluşsal mesaj taşıdığını belirtir. İnsanın binek hayvanını sürerken veya geminin dümenindeyken kendini "taşıyan/hükmeden" (aktif özne) sandığını; oysa Kur'an'ın bu edilgen fiil ile insanı bir anda "taşınan/aciz" (nesne) konumuna çekerek, asıl taşıyıcının o hayvanı uysallaştıran ve suyu kaldıran Mutlak Kudret olduğunu dilbilimsel bir tokatla hatırlattığını tahlil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin sözlükte "yüklenmek, taşınmak, götürülmek" manalarına geldiğini aktarır. Tefsir ve kelâm literatüründe bu edilgen eylemin, karada ve denizde güvenle seyahat etme imkânının, insanın kendi teknolojik veya zihinsel yetkinliğinin değil; doğanın Allah tarafından insanın istifadesine uygun (musahhar) hale getirilmesinin kaçınılmaz bir neticesi olduğunu ifade ettiğini açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X