وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِهَا وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 21. Ayet
Daralt
X
-
"Sizin için hayvanlarda da alınacak ders vardır. Size onların karınlarında oluşan nesneden içiriyoruz; onlardan sağladığınız başka birçok fayda da var, etleriyle besleniyorsunuz."
Sizin için hayvanlarda da alınacak ders vardır. Size onların karınlarında oluşan nesneden içiriyoruz. Burada "mimmâ fî butûnihâ (مِمَّافِيبُطُونِهَا)" denilmiştir, Nahl sûresinde ise "mimmâ fî butûnihi (مِمَّافِيبُطُونِهِ)" şeklindedir. Bazıları "her biri" anlamı itibariyle zamirin müfret, çoğulu itibariyle de müennes şekliyle kullanıldığını söylemişlerdir. Bazıları da müzekker kullanım şeklini, analarının karnındaki hayvanların cinsini kastetmeye bağlı olduğu şeklinde açıklamıştır ki bu daha uygun gözükmektedir. Biz bu hususu daha önce açıklamıştık.
Sizin için hayvanlarda da alınacak ders vardır. Âyette sözü edilen ders veya ibret çeşitli şekillerde olur: Birincisi İbn Abbasın açıklamasıdır ki o da "ters ile kan arasından" meâlindeki beyanda belirtilen husustur. Bunda Allah'ın vahdaniyeti ve rubûbiyeti, O'nun ilmi ve kudreti ile tedbir ve lütfu hakkında alınacak dersler vardır. Zira onlarda bir şey olsun da onda O'nun birliğine ve rubûbiyetine, keza ilmine, kudretine ve tedbirine dair bir delil bulunmasın.
Aynı şekilde göstermektedir ki Allah bu hayvanları kendileri için var etmemiş, aksine onları insanlar için yaratmış ve onları emirlerine âmâde kıldığını ve bununla sınanacaklarını belirtmiştir. Sonra âyette geçen ve "hayvanlar" anlamına gelen "en'âm (الأنعام)" kelimesi hakkında ihtilaf edilmiştir. Mukātil şu açıklamayı yapmıştır: En'âm'dan maksat eti yenilen, sütü içilen her hayvandır. Eti yenmeyen, sütü içilmeyen hayvanlar en'âmdan sayılmaz. Ebû Muâz ise şöyle demiştir: "En'âmdan bazısı vardır ki eti yenmez, sütü içilmez. Bazıları da vahşi hayvanlar da dâhil olmak üzere her türlü hayvana "enâm" denildiğini söylemişlerdir. Öyle gözüküyor ki 'en'âmdan maksat deve olmalıdır. Ne var ki biz onun gerçekliğini bilmiyoruz. Sonuçta bu bir dil meselesidir ve onun gerçekliği dilcilerin bununla isimlendirdiği hayvan hangisi ise o olmalıdır.
Onlardan sağladığınız başka birçok fayda da var. Faydadan maksadın yük taşıma ve benzeri şeyler olduğu söylenmiştir ki biz bunu daha önce Nahl sûresinde açıklamıştık.
Yorumu Yorumla
-
El-En'âm (الْأَنْعَامِ)
İbn Fâris: Kelimenin n-a-m kökünün temelinde "yumuşaklık, rahatlık, refah, hayatın kolaylığı ve bereket" anlamlarının yattığını saptar. Sığır, koyun, keçi ve deve gibi evcil otçul hayvanlara "en'âm" (nimetler) denilmesinin, bu canlıların insan hayatını kolaylaştırması, onlara yumuşak ve konforlu bir yaşam sunması ve başlı başına bir refah kaynağı olmasından kaynaklandığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: Kök itibarıyla "ni'met" kelimesiyle aynı kaynaktan geldiğini belirtir. "Ne'am" kelimesinin çoğulu olan en'âmın, genellikle develer için kullanılmakla birlikte, insana sütü, yünü ve binek olma özelliğiyle rahatlık sağlayan tüm evcil besi hayvanlarını kapsadığını; ayette bu canlıların insana sunulmuş saf birer ilahi lütuf (nimet) olduğuna dilbilimsel bir atıf yapıldığını kaydeder.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın anlambilimsel dünyasında "en'âm" kelimesinin, özellikle çöl ortamındaki Arap toplumu için "ni'met" kavramının fiziki ve en üst düzey tezahürü olduğunu tahlil eder. O'na göre Kur'an, bu kelimeyi kullanarak sıradan bir biyolojik türü (hayvanı) değil, insanın hayatta kalmasını sağlayan, ilahi şefkatin ve rızkın somutlaşmış bir formunu, varoluşsal bir dayanağı ifade etmektedir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde kelimenin lügat anlamının "evcil otlayan hayvanlar, davarlar" olduğunu aktarır. Ayetin bağlamında bu ismin, insanların etinden, sütünden, yününden ve gücünden istifade ettiği belirli hayvan türlerini (koyun, keçi, sığır, deve) kapsadığını ve Kur'an'da ilahi lütfun en somut kanıtları olarak sıkça zikredildiğini açıklar.
İbreten (عِبْرَةً)
İbn Fâris: Kelimenin a-b-r kökünün asli manasının "bir şeyin bir yakasından diğer yakasına geçmek, suyu veya vadiyi aşmak" (ubûr) olduğunu saptar. Gözyaşına "abre" denilmesinin gözden süzülüp geçmesiyle ilgili olduğunu; "ibret" kelimesinin ise insanın gördüğü somut ve maddi bir nesneden/olaydan yola çıkarak, onun gerisindeki görünmeyen, manevi ve asıl hakikate "zihinsel olarak geçiş yapması" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "İ'tibar" ve "ibret" kavramlarını, insanın duyularıyla algıladığı zahiri durumdan, akıl ve kalp yoluyla batıni (içsel/gizli) bilgiye ulaşması olarak tanımlar. Ayette hayvanlarda (en'âm) insanlar için bir "ibret" olduğunun söylenmesinin, hayvanın biyolojik yapısına bakıp orada kalmamayı; bu yapının içindeki kusursuz tasarımı görüp Yaratıcı'nın kudretine, hikmetine ve şefkatine ontolojik bir geçiş (aşma eylemi) yapmayı nitelediğini vurgular.
Dücane Cündioğlu: Kelimenin etimolojisindeki "karşıya geçme" (ubûr) eylemine felsefi bir derinlik katar. İbret almanın sadece basit bir ders çıkarmak olmadığını, bir "bilinç sıçraması" olduğunu belirtir. Ayette hayvanın midesindeki biyolojik süreçlerden sütün oluşumuna bakarak insanın, fiziksel dünyanın sınırlarını aşıp (ubûr edip) metafiziksel ve ilahi bir gerçeğe uyanmasının, anlambilimsel olarak "ibreten" kelimesiyle formüle edildiğini tahlil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "geçmek, aşmak, ders almak, uyanık olmak" manalarına geldiğini belirtir. Tefsir literatüründe bu kelimenin, hayvanların yaratılışındaki incelikleri, onların insana boyun eğdirilmesini ve içlerinden tertemiz sütün çıkarılmasını derinlemesine düşünerek, Allah'ın varlığına ve birliğine dair kesin delillere ulaşma (tefekkür) sürecini ifade ettiğini kaydeder.
Nuskîkum (نُّسْقِيكُم)
İbn Fâris: Kelimenin s-k-y kökünün temelinde "birine içecek vermek, su içirmek, susuzluğu gidermek" anlamlarının yattığını belirtir. Ayette eylemin "nuskîkum" (size içiriyoruz) şeklinde birinci çoğul şahıs formunda gelmesinin, sütün oluşumunu ve insana sunuluşunu basit bir biyolojik mekanizma olmaktan çıkarıp, doğrudan mutlak fail olan Allah'ın bizzat gerçekleştirdiği bir ikram ve sulama/içirme eylemine dönüştürdüğünü kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "İska" veya "siky" fiilinin bir kimseye içecek sunmak olduğunu belirtir. Hayvanların bedeninden süzülüp gelen sütün insana içirilmesini anlatan bu fiilin, aslında içiricinin hayvan değil, o hayvanın biyolojik sistemini bir laboratuvar gibi kullanarak insana temiz bir gıda sunan Yaratıcı olduğuna dilbilimsel bir vurgu yaptığını tahlil eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Kur'an'ın retorik dilindeki ilahi özne vurgusuna dikkat çeker. Ayette "hayvanlar size süt verir" yerine doğrudan "Biz size içiririz" (nuskîkum) fiilinin kullanılmasının, doğadaki fiziksel ve biyolojik neden-sonuç ilişkilerinin (sindirimin, kan dolaşımının ve süt bezlerinin çalışmasının) arkasındaki asıl ve yegâne failin Allah olduğu yönündeki kelâmî bilinci (tevhid) inşa ettiğini ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde fiilin "su vermek, içirmek" manasına geldiğini aktarır. Ayetin bağlamında bu fiilin, besinlerin ve kanın arasından süzülerek oluşan, hem içimi kolay hem de besin değeri yüksek olan sütün, doğrudan ilahi bir lütufla insanın tüketimine sunulması sürecini nitelediğini açıklar.
Butûnihâ (بُطُونِهَا)
İbn Fâris: Kelimenin b-t-n kökünün asli manasının "bir şeyin iç kısmı, gizli ve görünmeyen tarafı, karın, sır" olduğunu, "zahr" (sırt/görünen) kelimesinin tam zıddını oluşturduğunu saptar. "Batn" kelimesinin çoğulu olan bu kelimenin, ayette hayvanların dış görünüşünden ziyade, sütün üretildiği o karanlık, gizli ve karmaşık iç organları, karın boşluğunu nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Batn" kavramını, bedenin iç kısmı, mide ve bağırsakların bulunduğu alan olarak tanımlar. Ayette sütün kaynağı olarak "butûnihâ" (onların karınları/içleri) kelimesinin seçilmesinin, insanın gözünden uzak, karanlık ve aynı zamanda atık maddelerle (fışkı ve kan) dolu bir mahallen (içeriden), mucizevi bir şekilde bembeyaz ve tertemiz bir gıdanın (sütün) çıkarılışındaki tezada ve ihtişama dikkat çektiğini vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "karınlar, iç kısımlar, görünmeyen yerler" anlamlarına geldiğini belirtir. Tefsir ilminde bu ismin, sütün oluşum yeri olan hayvanın sindirim ve salgı sistemine işaret ettiğini; ilahi sanatın, hayvanın karnı gibi sıradan ve kirli sayılabilecek bir anatomik boşluktan, insanlık için kusursuz bir içecek ürettiğini anlambilimsel olarak çerçevelediğini kaydeder.
Menâfi'u (مَنَافِعُ)
İbn Fâris: Kelimenin n-f-a kökünün temelinde "fayda sağlamak, bir şeye yaramak, iyilik getirmek ve zararı defetmek" anlamlarının bulunduğunu saptar. "Menfaat" kelimesinin çoğulu olan "menâfi'", tek bir yarardan ziyade, bir nesneden elde edilebilecek her türlü olumlu, kullanışlı ve hayati getiriyi, çok yönlü faydalar bütününü ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Nef'" kavramını, insanın durumunu iyileştiren, onun ihtiyaçlarını karşılayan ve ona yardım eden her şey olarak açıklar. Ayette hayvanlar için "onlarda sizin için menâfi (faydalar) vardır" denilmesinin; sütün ötesinde, bu canlıların yünlerinden elbiseler, derilerinden çadırlar, sırtlarından binek ve taşımacılık, kemiklerinden alet yapımı gibi insanın dünyevi hayatını idame ettiren geniş çaplı bir ekolojik ve ekonomik yarar ağını nitelediğini vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin lügat anlamının "faydalar, yararlar, kazançlar" olduğunu aktarır. Ayetin genel bağlamında, evcil hayvanların salt et ve süt deposu olmadıklarını; tarım toplumundan göçebe toplumlara kadar insanlığın medeniyet kurmasında, ısınmasında ve barınmasında rol oynayan sayısız lojistik ve materyal nimetin bu kelimenin geniş anlamsal şemsiyesi altında toplandığını açıklar.
Kesîratun (كَثِيرَةٌ)
İbn Fâris: Kelimenin k-s-r kökünden geldiğini ve "azlığın tam karşıtı olarak artış, büyüme, sayıca ve miktar olarak bolluk" anlamına geldiğini saptar. Önceki "menâfi" kelimesini niteleyen bu sıfatın, hayvanlardan elde edilen faydaların sınırlı, geçici veya tek boyutlu olmadığını; sürekli üreyen, çoğalan ve insanın saymakla bitiremeyeceği kadar geniş bir yelpazeye sahip olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Kesret" kavramının, bir şeyin hem sayısal hem de mahiyet/çeşit bakımından çokluğunu ifade ettiğini belirtir. Ayette "çokluk" vurgusunun yapılmasının, tek bir canlının (örneğin bir devenin veya koyunun) bünyesine ilahi kudret tarafından yerleştirilmiş olan fonksiyonel zenginliğe (taşıma, yün, et, süt, deri, gübre) işaret ettiğini ve bu durumun Allah'ın sonsuz cömertliğinin (Fazl) bir yansıması olduğunu vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "çok, bol, sayısız" manalarına gelen bir sıfat olduğunu belirtir. Kur'an'da nimetlerin tasviri bağlamında sıkça kullanılan bu kelimenin, ilahi lütfun dar ve kısıtlı olmadığını; hayvanların insanlığa sunduğu yararların sürekliliğine ve bereketine dilbilimsel bir vurgu yaptığını açıklar.
Te'kulûn (تَأْكُلُونَ)
İbn Fâris: Kelimenin e-k-l kökünün asli manasının "bir şeyi çiğnemek, yutmak ve o nesneyi tüketerek eksiltmek" olduğunu saptar. Fiilin, sütün içilmesini ve diğer faydaları zikrettikten sonra gelmesinin, hayvanların insan için taşıdığı en temel ve doğrudan biyolojik yarara, yani gıda (et) olarak tüketilmesine işaret ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Ekl" (yemek) eylemini, bedenin devamlılığı için katı gıdaların mideye indirilmesi olarak tanımlar. "Minhâ te'kulûn" (onlardan yersiniz) cümlesinin, hayvanların binek veya giysi olmalarının ötesinde, Allah'ın helal kıldığı meşru bir rızık olarak onların etlerinden beslenme hakkının insana verildiğini gösteren ontolojik bir müsaade (helal kılma) olduğunu tahlil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin "yersiniz, tüketirsiniz, beslenirsiniz" manalarına geldiğini aktarır. Ayetin finalinde bu eylemin kullanılmasının, insanın yeryüzündeki hayvansal ekosistem üzerindeki nihai tasarruf hakkını, Allah'ın koyduğu sınırlar (helal kesim, israf etmeme) çerçevesinde o canlıların etinden beslenerek hayatını sürdürme nimetini ifade ettiğini kaydeder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla