Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 19. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 19. Ayet

    فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feenşe/nâ lekum bihi cennâtin min neḣîlin vea’nâbin lekum fîhâ fevâkihu keśîratun veminhâ te/kulûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O su sayesinde sizin için, çok sayıda meyvelerin bulunduğu, yiyip beslendiğiniz hurma bahçeleri, üzüm bağları..."

      Onun sayesinde sizin için... meydana getiririz. (فَانْشَأْنَالَكُمْبِهِ) Bihi'deki zamir suya râcidir. Hurma bahçeleri, üzüm bağları... Allah (c.c.) su sayesinde oluşan nimetlerini saymaktadır. Bilindiği gibi bedenlerin hayat bulması ve canlıların varlık kazanması hep su sayesindedir. Böylece O bu sayılan nimetlere karşılık kendisine şükredilmesini ve ibadet yapılmasını istemektedir. (لَكُمْبِهِجَنَّاتٍمِنْنَخِيلٍوَأَعْنَابٍلَكُمْفِي هَافَوَاكِهُكَثِيرَةٌ) "O su sayesinde sizin için, çok sayıda meyvelerin bulunduğu, yiyip beslendiğiniz hurma bahçeleri, üzüm bağları... meydana getiririz." Bu âyette geçen (لكمفيها) kelimesindeki zamir, Allah'ın (c.c.) içinde biz insanlar için çok sayıda meyveler yarattığını belirttiği cennetler ise o takdirde bu âyette İmam Ebû Hanîfe'nin görüşüne dair bir delil vardır. Zira Ebû Hanife şöyle demiştir: Bir kimse meyve yemeyeceğim diye yemin etse, sonra da üzüm yese yeminini bozmuş olmaz. Çünkü bu âyette cennetteki nimetler sayılırken hem hurma ve üzüm hem de meyveler ayrı ayrı müstakillen sayılmıştır. Ancak Allah sözü edilen meyveler arasında hurma ve üzümü kastetmişse o takdirde âyette ona bir delil olmaz.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Enşe'nâ (أَنشَأْنَا)

        İbn Fâris: Kelimenin n-ş-e kökünün temelinde "bir şeyi yoktan var etmek, başlatmak, yükseltmek ve büyütmek" anlamlarının yattığını saptar. Ayetin bağlamında bu fiilin, gökten inen cansız suyun toprakla buluşarak yepyeni bir biyolojik forma (bitkilere ve bahçelere) dönüşme, filizlenip yükselme sürecini niteleyen bir kök işleve sahip olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "İnşa" eylemini, bir nesneyi yepyeni bir durum üzere varlık sahnesine çıkarmak ve aşama aşama terbiye edip büyütmek olarak tanımlar. Önceki ayetlerde insanın yaratılışı için kullanılan bu fiilin, burada bitkilerin yaratılışı (flora) için kullanılmasının, su ile toprağın birleşiminden muazzam bir yaşam formunun (bahçelerin) "inşa edildiğini" vurguladığını tahlil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde fiilin "yoktan var etmek, icat etmek, büyütmek" manalarına geldiğini aktarır. Tefsir bağlamında bu kelimenin, tohumların su ile çatlayarak yeryüzüne çıkmasını, ilahi bir mimariyle boy verip yeşermesini ve bu biyolojik inşanın fail-i mutlak olan Allah'a aidiyetini ifade ettiğini açıklar.

        Cennâtin (جَنَّاتٍ)

        İbn Fâris: Kelimenin c-n-n kökünün asli manasının "örtmek, gizlemek, görünmez kılmak" olduğunu belirtir. Sık ağaçlı bahçelere "cennet" denilmesinin, ağaçların dallarının ve yapraklarının toprağın zeminini adeta bir şemsiye gibi örterek karanlık ve gölgelik bir alan oluşturmasından kaynaklandığını kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Cennet" kavramını, zemini ağaçlarla ve bitki örtüsüyle gizlenmiş bağ ve bostan olarak tanımlar. Ayette çoğul kalıpta (cennât) gelen bu kelimenin, suyun (yağmurun) yeryüzündeki en görkemli biyolojik neticesi olan o yemyeşil ve devasa ormanlık alanları, meyve bahçelerini anlambilimsel bir zarafetle resmettiğini vurgular.

        Arthur Jeffery: Kelimenin köken itibarıyla Semitik kültür havzasında ortak bir kullanıma sahip olduğunu inceler. Aramice ve Süryanicedeki "gannâta" (bahçe, çitlerle çevrili alan) ile İbranicedeki "gan" kelimelerinin bu kökten geldiğini saptar. Kur'an'ın bu yerleşik kelimeyi alarak, yeryüzündeki bereketli bahçeleri ve ahiretteki nihai ödül yurdunu aynı etimolojik kökte (örtücü yeşillik) birleştirdiğini ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "bitki örtüsüyle toprağı görünmeyen bahçe" anlamına geldiğini belirtir. Ahiret hayatındaki ebedi mutluluk yurdunun özel ismi olmakla birlikte, bu ayetin bağlamında kelimenin doğrudan yeryüzündeki fiziksel bağları, ağaçlıkları ve sulak bostanları nitelediğini açıklar.

        Nahîlin (نَّخِيلٍ)

        İbn Fâris: Kelimenin n-h-l kökünün temelinde "bir şeyi elemek, süzmek, safını ayırmak ve seçmek" anlamının bulunduğunu saptar. Hurma ağacına "nahl" denilmesinin, bu ağacın topraktaki suyu ve mineralleri gövdesinden muazzam bir şekilde süzerek en tatlı ve saf meyveye (hurmaya) dönüştürme özelliğinden, adeta tabiatın devasa bir "eleği" gibi çalışmasından kaynaklandığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Hurma ağacını niteleyen bu kelimenin, kökenindeki "süzülmüşlük" anlamıyla bitki florasının en üstün ve verimli türlerinden birini temsil ettiğini kaydeder. Ayette bahçelerin (cennât) içeriği sayılırken ilk sırayı hurmalıkların almasının, o coğrafyanın temel gıda kaynağı olmasının yanı sıra, hurmanın besin değerinin yüksekliğine ve ilahi ikramın büyüklüğüne işaret ettiğini vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Hurma ağaçlarını ve hurmalıkları ifade eden ism-i cem (topluluk ismi) olduğunu aktarır. Kur'an'da bitkisel nimetler bağlamında en çok zikredilen ağaç türü olduğunu, gövdesinin sağlamlığı ve meyvesinin zenginliğinin Arap toplumunda refahın ve biyolojik bereketin en belirgin sembolü olarak görüldüğünü açıklar.

        A'nâbin (أَعْنَابٍ)

        İbn Fâris: Kelimenin i-n-b kökünden geldiğini ve salkım halindeki üzüm meyvesini veya üzüm asmasını nitelediğini belirtir. Suyun meyveye dönüşmüş halini ifade etmesi bakımından, asmanın suyu bolca çekip tatlı şıraya çevirmesiyle köken anlamı arasında bir ilinti kurar.

        Râgıb el-İsfahânî: Yaş ve taze üzüm için kullanılan bu kelimenin, tekil formu olan "ineb" kelimesinin çoğulu (a'nâb) olduğunu saptar. Ayette hurmalıklarla (nahîl) birlikte üzüm bağlarının zikredilmesinin, hem kurak iklimlerin (hurma) hem de daha ılıman sulak alanların (üzüm) ürünlerini aynı ilahi kudretin eserleri olarak kavramsal düzeyde yan yana getirdiğini tahlil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "üzüm, asma, üzüm bağı" anlamlarına geldiğini belirtir. Kur'an terminolojisinde dünya hayatının süsünü ve gıda zenginliğini temsil eden temel tarım ürünlerinden biri olarak hurma ve zeytin ile birlikte sıkça kullanıldığını; ayetin bağlamında bu meyvenin suyun mucizevi dönüşümünü simgelediğini kaydeder.

        Fevâkihu (فَوَاكِهُ)

        İbn Fâris: Kelimenin f-k-h kökünün asli manasının "insanın yediğinde veya duyduğunda neşe bulması, sevinmesi, hoşsohbet, ferahlık ve lezzet" olduğunu saptar. Taze meyvelere "fâkihe/fevâkih" denilmesinin, bu ürünlerin sadece bedeni doyurmakla kalmayıp, tatları ve kokularıyla insana psikolojik bir keyif, neşe ve yaşama sevinci vermesinden kaynaklandığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Gıda (kut) kavramı ile fâkihe kavramı arasındaki anlamsal farka dikkat çeker. Gıdanın hayatta kalmak için zorunlu olan temel besinleri, "fevâkih" kelimesinin ise açlığı gidermenin ötesinde insana zevk, lezzet ve tatlılık sunan çerez hükmündeki yaş meyveleri kapsadığını; ayette ilahi ikramın sadece hayatta bırakıcı değil, aynı zamanda keyif verici (estetik) bir boyutu olduğuna vurgu yaptığını açıklar.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın nimet tasavvurunda kelimenin kökündeki psikolojik etkiye (tefekkuh/neşe) dikkat çeker. İnsanın ilahi kudret tarafından var edilen bu tatlı meyveleri (fevâkih) yerken sadece biyolojik bir eylem gerçekleştirmediğini, aynı zamanda dünyevi nimetlerin insana sunduğu ontolojik bir sevince ve şükür hissine ulaştığını anlambilimsel olarak inşa ettiğini tahlil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde kelimenin lügat anlamının "meyveler, hoşa giden şeyler, zevk veren yiyecekler" olduğunu aktarır. Ayetin bağlamında, bahçelerde sadece hurma ve üzümle sınırlı kalmayan, sayısız renkte ve tatta çeşit çeşit başka meyvelerin de var edilerek insanın hizmetine ve damak zevkine sunulduğunu ifade ettiğini belirtir.

        Kesîratun (كَثِيرَةٌ)

        İbn Fâris: Kelimenin k-s-r kökünün temelinde "azlığın zıddı, artış, büyüme, bolluk ve yığın" anlamlarının yattığını belirtir. Meyveleri niteleyen bu sıfatın, ilahi lütfun dar, sınırlı ve cimrice değil; sayılamayacak kadar bol, taşkın ve bereketli bir çeşitlilikle sunulduğunu kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Kesret" kavramının, bir şeyin hem nicelik (sayı/miktar) hem de nitelik (çeşitlilik/tür) bakımından fazlalığını ifade ettiğini saptar. Ayetteki "fevâkihu kesîratun" (pek çok meyveler) tamlamasının, yeryüzüne indirilen tek tip bir sudan (yağmurdan) sayısız tatta, renkte ve biçimde ürün çıkarılmasının ardındaki muazzam ilahi senteze ve berekete işaret ettiğini vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "çok, bol, pek fazla" manalarına gelen bir sıfat olduğunu belirtir. Kur'an tefsirinde bu kelimenin, Allah'ın yaratılış ve rızıklandırma sıfatlarındaki mutlak zenginliği (Ganiyy) nitelediğini, bahçelerdeki meyve türlerinin ve miktarının insanın ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılayacak hudutsuzlukta olduğunu ifade ettiğini açıklar.

        Te'kulûn (تَأْكُلُونَ)

        İbn Fâris: Kelimenin e-k-l kökünün asli manasının "bir şeyi çiğnemek, yutmak, nesnenin miktarını eksiltmek ve tüketmek" olduğunu saptar. Ayetin sonundaki bu eylemin, bütün bir kozmik sürecin (suyun indirilmesi, depolanması, ağaçların ve bahçelerin yeşertilmesi, meyvelerin olgunlaşması) nihai hedefi olan "insanın tüketimi" ve hayatta kalması eylemine ulaştığını kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Ekl" (yemek) fiilini, canlıların fiziksel varlıklarını sürdürebilmek için dışarıdan aldıkları katı gıdaları tüketme eylemi olarak tanımlar. Ayetteki "minhâ te'kulûn" (onlardan yersiniz) ifadesinin, yaratılan bunca görsel ve biyolojik güzelliğin nihayetinde insanın istifadesine sunulduğunu, insanın doğadaki bu devasa ikram sofrasının baş misafiri olduğunu vurgular.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Ayetteki biyolojik ve ekolojik döngünün aşamalarına dikkat çeker. Gökyüzündeki bulutlardan başlayıp midemize kadar uzanan (suyun inişi, depolanması, bitkiye dönüşümü, meyve verişi ve yenilmesi) bu muazzam tedarik zincirinin, Kur'an'ın muhatabına hem ekolojik bir farkındalık kazandırdığını hem de yediği sıradan bir meyvenin arkasındaki devasa kozmik fabrikayı (ilahi faaliyeti) hatırlattığını tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X