وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 18. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: müminun suresi 18. ayet, yağmur, su, müminun 18, müminun suresi, rahmet, nüzul, sema, arz, kader
-
"Gökten uygun ölçüde su indirir, onu arzda tutarız. Kuşkusuz bizim onu gidermeye de gücümüz yeter."
Gökten uygun ölçüde su indirir. Bazıları "bi kader" (بقدر) kelimesinden maksadın, katımızdan bir ilim ile, anlamına geldiğini söylemişlerdir. Bazıları da ona onlar için ihtiyaç ve kifâyet miktarı kadar, anlamı vermişlerdir.
Bi kaderin (بقدر) sözcüğünün maksadın mâlum ve mukadder anlamında olması da mümkündür. Buna göre sözü edilen ne öne geçer ne gecikir, ne artar ne eksilir özellikte olur, tam takdir edildiği şekilde vücut bulur. Bütün her şey de böyledir.
Onu arzda tutarız. Allah bunu ifade ediyor; kudretini ve saltanatını bildiriyor ve gökten su indirmeye kadir olan yüce kudretin, ölümden sonra diriltmeye ve eşyayı yoktan var etmeye kadir olduğunu ilan etmiş oluyor. Zira mahlükatın hiçbiri böyle bir fiile kadir değildir. Bu türden şeyleri yapsa yapsa ancak Allah'ın kendisine öğretmiş olduğu düzen sayesinde yapabilir. Yahut şöyle demiş olabilir: Allah aralarındaki bunca mesafeye rağmen yeryüzünün menfaatlerini göklerin menfaatleriyle, göklerinkini de yeryüzününki ile irtibatlı hale getirmiştir. Bu menfaatlerin aralarındaki mesafenin uzaklığına rağmen birbiriyle irtibatlı olması onların her birini aynı yüce kudretin yarattığını, yönettiğini ve bunları yapanın tek ve zatıyla âlim olduğunu göstermiş olur.
Kuşkusuz bizim onu gidermeye de gücümüz yeter. Bu beyan "Suyunuz çekiliverse size akarsuyu kim getirebilir?" meâlindeki âyet gibidir.
Yorumu Yorumla
-
Enzelnâ (أَنزَلْنَا)
İbn Fâris: Kelimenin n-z-l kökünün temelinde "yukarıdan aşağıya doğru inmek, bir yere konaklamak ve yerleşmek" anlamlarının yattığını saptar. Ayetteki eylemin birinci çoğul şahıs (Biz indirdik) formunda gelmesinin, suyun (yağmurun) gökyüzünden yeryüzüne fiziksel intikalinin sıradan bir tabiat olayı olmadığını; faili mutlak olan Allah'ın bizzat sevk ve idare ettiği iradi bir indirme eylemi olduğunu belirttiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Nüzul" kavramını, yüksek bir mekândan daha alçak bir mekâna doğru gerçekleşen düşey hareket olarak tanımlar. Bu kelimenin, Kur'an'da genellikle ilahi bir lütfun (vahiy, melek, sekînet veya yağmur) beşeriyet âlemine gönderilmesini ifade ettiğini; ayetteki bağlamında bulutlardan süzülerek yeryüzüne inen suyun, canlılık ve bereket taşıyan bir konuk gibi ağırlandığını dilbilimsel olarak çerçevelediğini vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde kelimenin "indirmek, misafir etmek, ikramda bulunmak" anlamlarına geldiğini aktarır. Tefsir ilminde bu fiilin, yağmur oluşum süreçlerinin gerisindeki ilahi kudrete işaret ettiğini ve doğa kanunları olarak bilinen mekanizmaların aslında ilahi iradenin yeryüzüne yönelik kesintisiz bir "inzal" (gönderme/indirme) faaliyeti olduğunu açıkladığını belirtir.
Es-Semâi (السَّمَاءِ)
İbn Fâris: Kelimenin s-m-v kökünden türediğini ve asli manasının "yükseklik, üstünlük ve insanın başının üzerinde yer alan her şey" olduğunu belirtir. İsim formundaki bu kelimenin, yalnızca kozmik uzay boşluğunu değil, yeryüzüne göre yüksekte bulunan atmosferi ve bulutların kümelendiği alanı nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Sema" kelimesinin bir şeye nispetle onun üzerinde bulunan, onu örten ve kuşatan tavan işlevi gören yapı olduğunu saptar. Ayette yağmurun kaynağı olarak "sema"nın zikredilmesinin, yeryüzünü bir şemsiye gibi saran atmosfer tabakasına ve su buharını taşıyan bulut kütlelerine dilbilimsel bir atıf olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın fiziksel evren tasavvurunda "sema" kavramının hem kozmolojik hem de teolojik bir ağırlığı olduğunu tahlil eder. Kur'an metninde gökyüzünün (sema), yeryüzünün (arz) ontolojik bir tamamlayıcısı ve mukabili olduğunu; rızkın, suyun ve ilahi müdahalelerin genellikle bu dikey eksen (semadan arza) üzerinden tasvir edildiğini saptar.
Mâen (مَاءً)
İbn Fâris: Kelimenin m-v-h kökünden türediğini ve canlılığın en temel fiziksel maddesi olan "su, sıvı" anlamına geldiğini belirtir. Kelimenin aslı olan "meveh" kelimesindeki harf dönüşümlerine (illetli harflerin değişimi) dikkat çekerek Arap dilinin en köklü kelimelerinden biri olduğunu kaydeder.
Arthur Jeffery: "Mâ'" kelimesinin etimolojik kökeninin saf Arapça sınırlarını aşarak diğer Sami dilleriyle derin bir ortaklık taşıdığını inceler. Aramice ve Süryanicedeki "mayyâ", İbranicedeki "mayim" kelimeleriyle olan akrabalığına değinerek, Semitik kültür havzasında suyun hayat verici kutsal statüsünün, Kur'an'ın anlambilimsel dokusunda da merkezi bir öneme sahip olduğunu saptar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin sözlükte "su, sıvı, hayat kaynağı" anlamlarına geldiğini aktarır. Ayetin bağlamında bu kelimenin, toprağın ölü dokusunu dirilten, bitkilerin yeşermesini sağlayan ve yeryüzündeki tüm biyolojik sistemlerin varoluşunu borçlu olduğu temel elementi yalın ve ihtişamsız bir dille ifade ettiğini açıklar.
Kaderin (بِقَدَرٍ)
İbn Fâris: Kelimenin k-d-r kökünün temelinde "bir şeyin sonunu ve miktarını belirlemek, ölçmek, şaşmaz bir hesapla sınır çizmek" anlamlarının yattığını belirtir. Suyun indirilmesini niteleyen bu zarf tümlecinin, yağış rejiminin rastgele ve kaotik olmadığını, kusursuz bir matematiksel orana (ölçüye) sahip olduğunu ifade ettiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Kader" ve "takdir" kavramlarını, bir nesneyi kendi hikmetine ve varoluş gayesine uygun, ne eksik ne de fazla, tam kararında bir ölçüyle meydana getirmek olarak tanımlar. Ayette yağmurun "kader" (ölçü) ile indirilmesinin, suyun yeryüzünü boğacak ve ifsat edecek yıkıcı bir tufan (sel) olmaktan çıkarılıp, can verecek ve besleyecek faydalı bir araca dönüştürülmesini nitelediğini vurgular.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Ayetteki "bi kaderin" (bir ölçü ile) ifadesinin ekolojik ve meteorolojik yansımalarına dikkat çeker. Yeryüzüne inen yağmur miktarının, buharlaşma oranıyla olan hassas dengesini, rüzgârların taşıma kapasitesini ve bitkilerin su ihtiyacını kapsayan muazzam bir çevresel ve biyolojik denge (ekosistem) tasarımının, Kur'an tarafından tek bir "ölçü/hesap" kelimesine sığdırıldığını tahlil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin lügat manasının "ölçü, miktar, güç, plan" olduğunu belirtir. Tefsir literatüründe bu kavramın, Allah'ın her şeyi bir plan dâhilinde yaratmasını ifade eden "kader" inancının doğadaki (yağış miktarındaki) fiziksel tecellisi olarak değerlendirildiğini, suyun insanlara ve doğaya zarar vermeyecek mutlak bir ilahi ayarlamayla gönderildiğini açıkladığını kaydeder.
Eskennâhu (فَأَسْكَنَّاهُ)
İbn Fâris: Kelimenin s-k-n kökünün asli manasının "hareketin, çalkantının ve ıstırabın kesilerek sükûnet bulmak, yatışmak, bir yere yerleşmek ve konaklamak" olduğunu saptar. Gökyüzünden hareketli ve düşey bir seyirle inen suyun (yağmurun), toprağa temas ettikten sonraki durağanlaşma, birikme ve depolanma evresinin "iskân" fiiliyle karşılandığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Sükûn" kavramını hareketin zıddı, "iskân" fiilini ise bir şeyi bir yerde ikamet ettirmek, tutmak ve barındırmak olarak açıklar. Ayetteki bağlamında bu fiilin, gökten inen suyun anında buharlaşıp kaybolmaması veya akıp gitmemesi için yeraltı su havzalarında, mağaralarda, kaynaklarda ve toprağın derinliklerinde ilahi bir müdahaleyle "depolandığını/iskan edildiğini" vurgular.
Prof. Dr. Sadık Kılıç: Kur'an'ın doğa ayetlerindeki jeolojik atıfları incelerken, bu fiilin ontolojik derinliğine temas eder. Yağmurun toprağın altına sızarak yeraltı nehirleri ve gölleri (akiferler) şeklinde hapsedilmesini muazzam bir ilahi sanat olarak değerlendirir. "Suyu orada iskân ettik" (eskennâhu) ifadesinin, suyu yeryüzünde insanın ve tabiatın kullanımına hazır, gizli bir rezervuar olarak bekletme eylemini estetik bir dille resmettiğini tahlil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde fiilin "durdurmak, yerleştirmek, sakin kılmak, yurt edindirmek" manalarına geldiğini aktarır. Suyun yeryüzündeki serüveninde, onun toprağa emdirilip pınarlar, kuyular ve yeraltı suları halinde insanların kolayca ulaşabileceği şekilde kalıcı hale getirilmesini (depolanmasını) ifade eden tefsir geleneğindeki yaygın görüşü desteklediğini belirtir.
El-Ardı (الْأَرْضِ)
İbn Fâris: Kelimenin a-r-d kökünün temelinde "aşağıda olan, ayak basılan yer, taban, zemin" anlamlarının bulunduğunu belirtir. Kelimenin "sema" (yükseklik) kelimesinin ontolojik ve fiziksel tam zıddı olarak konumlandığını, ayakların bastığı geniş düzlüğü nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Arz" kelimesini, üzerinde canlıların barındığı, gökyüzünün karşısındaki alçak mekân olarak tanımlar. Ayetin bağlamında arzın, yukarıdan indirilen suyu bağrında toplayan, saklayan ve o sudan bitkiler üreten muazzam bir depo (kiler) ve kuluçka merkezi işlevi gördüğünü saptar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "yeryüzü, yerküre, toprak" manalarına geldiğini belirtir. Kur'an terminolojisinde gök (sema) ile birlikte evrenin bütününü ifade eden ikili yapının (gökler ve yer) temel unsuru olduğunu; burada ise doğrudan suyu emen, süzen ve bünyesinde tutarak biyolojik hayata zemin hazırlayan coğrafi ve jeolojik yerkabuğunu nitelediğini açıklar.
Zehâbin (ذَهَابٍ)
İbn Fâris: Kelimenin z-h-b kökünün asli manasının "geçip gitmek, yok olmak, yürümek, ortadan kaybolmak" olduğunu belirtir. Ayette suyun "gitmesi/giderilmesi" (zehâbin bihî) şeklinde kullanılan bu isim kalıbının, depolanan o muazzam nimetin bir anda buharlaşıp uçması, yeraltının ulaşılamaz derinliklerine sızıp yitmesi veya tamamen kuruyup yok olması ihtimalini ifade ettiğini kaydeder.
Dücane Cündioğlu: Metindeki psikolojik ve ontolojik gerilime dikkat çeker. "Zehâb" kelimesinin burada sadece fiziksel bir "kuruma" eylemini değil, insanoğlunun sahip olduğu yaşamsal garantilerin bir anda elinden alınabileceği gerçeğini felsefi bir dille ortaya koyduğunu belirtir. Nimetin (suyun) kalıcılığının insanın kendi gücüne değil, mutlak iradenin o suyu orada "tutmasına" bağlı olduğunu; suyun "çekilip gitmesinin" (zehâb) insan için mutlak bir yok oluş tehdidi barındırdığını tahlil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "gitmek, elden çıkmak, kaybolmak" manalarına geldiğini aktarır. Ayetin tefsiri bağlamında bu ifadenin, yeraltında tutulan suyun insan müdahalesiyle değil, ancak ilahi kudretin suyu daha derin tabakalara çekmesi veya acılaştırıp kullanılamaz hale getirmesi tehlikesini hatırlatarak muhatabı şükre ve acziyetini idrak etmeye sevk eden bir uyarı (inzar) olduğunu açıklar.
Kâdirûn (لَقَادِرُونَ)
İbn Fâris: Kelimenin k-d-r kökünden (daha önce geçen 'kader' ile aynı kökten) türediğini, ancak burada ölçü/hesap anlamından ziyade "güç yetirmek, mutlak muktedir olmak, istitaat" anlamına odaklandığını saptar. "Le-kâdirûn" (kesinlikle güç yetirenleriz) formundaki pekiştirilmiş çoğul ism-i fâilin, Allah'ın evren üzerindeki otoritesinin hiçbir engel tanımadığını ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Kudret" kavramını, fâilin irade ettiği eylemi varlık sahnesine eksiksiz çıkarabilme kapasitesi olarak tanımlar. Ayette bu sıfatın, Allah'ın suyu sadece indirmeye ve depolamaya değil; aynı zamanda o suyu tamamen kurutmaya, gizlemeye veya yok etmeye de (zehâb) sonsuz bir şekilde muktedir olduğunu, ilahi gücün var etme ve yok etme (kabz ve bast) eylemlerinin her ikisini de aynı kolaylıkla yapabileceğini vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde kelimenin "güç sahibi olanlar, muktedirler" manasına geldiğini belirtir. Kelâm ilminde Allah'ın "Kudret" sıfatının bir tecellisi olarak, ayetin başındaki "Lâm-ı tekit" (kesinlik bildiren le harfi) ile birlikte, ilahi iradenin tabiat olaylarına egemenliğini ve ekosistemin sürdürülebilirliğinin tesadüflere değil, doğrudan mutlak bir Kudret'in inayetine bağlı olduğunu teolojik olarak perçinlediğini açıklar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla