اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 10. Ayet
Daralt
X
-
10. "İşte vâris olacaklar bunlardır."
11. "Firdevs cennetine vâris olacaklar ve orada onlar ebedî kalacaklardır."
Firdevs Cenneti
İşte vâris olacaklar bunlardır. Firdevs cennetine vâris olacaklar. “Vâris" (الوارث) miras bırakanın arkasında kalan kimsedir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: İnnâ nahnü nerisü'l-arda (إِنَّانَحْنُنَرِثُالْأَرْضَ) yani “Yeryüzü sonunda yalnız bize kalır" yaratılmışların ardından baki olan biziz demektir. Yani insanlar fani olur onlardan arkaya ancak O bâki kalır. Firdevse vâris olacakların anlamı yahut şöyledir: O, Allah'ın kullarına icabet etmeleri halinde vâdettiği cennettir. Cenâb-ı Hak "Allah esenlik yurduna çağırıyor" meâlindeki beyanı ile böyle bir vâdde bulunmuştur. Bu durumda her kim ki bu icabeti terketti, şayet icabet etseydi kendisine verilmesi vâdolunan şey, bilfiil icabette bulunana verilecektir. Allah'ın bahsetmiş olduğu mirasçı olmanın anlamı da işte budur.
Firdevs: Bir izaha göre Rumca bir kelime olup bahçe demektir. Allah (c.c.) cenneti değişik isimlerle anmıştır. Bunlardan bir kısmı Adn, Naîm, Me'vâ, Firdevs'tir. [İsimleri çok olmakla birlikte gerçeklikte cennetler tektir. Çünkü Adn (عدن) kelimesi ikamet yeri demektir. Naîm, verilen nimet, Me'vâ da aynı şekilde ikamet yeri demektir. Sonra Firdevs, Adn, Me'vâ bunlar naîm, yani nimetlerdir. Bazı rivayetlerde Hz. Peygamber'den (s.a.) şöyle hadis nakledilmiştir: "Firdevs, cennetin en yücesi, tam ortası ve en güzel yeridir". Eğer bu rivayet sabit ise o, bahsedildiği gibidir".
Yorumu Yorumla
-
Ulâike (أُولَٰئِكَ)
İbn Fâris: Kelimenin kökeninde uzaklık, işaret ve bir topluluğu belirleme işlevi bulunduğunu belirtir. Bu işaret isminin, kendisinden önce zikredilen ve belirli nitelikleri taşıyan bir zümreyi (müminleri) diğerlerinden kesin çizgilerle ayırmak ve onların ulaşacağı yüksek makamı uzaktan işaret etmek üzere kullanıldığını açıklar.
Râgıb el-İsfahânî: İşaret zamirlerinin mekânsal veya manevi bir konumu göstermek için kullanıldığını kaydeder. Ayette müminlerin önceki ayetlerde sayılan üstün ahlaki vasıfları (namaz, iffet, emanet, ahde vefa vb.) yerine getirmelerinin ardından gelen bu işaretin, onların ulaştıkları manevi mertebenin yüceliğine ve ilahi rızadaki ayrıcalıklı konumlarına dikkat çektiğini vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Arap dilbiliminde çoğul şahıslar için kullanılan bir ism-i işaret olduğunu belirtir. Kur'an sözdiziminde bu edatın, özellikle övgüye veya yergiye layık görülen bir grubun akıbetini açıklamadan hemen önce bir vurgu, tahsis (özgüleme) ve dikkat çekme aracı olarak işlev gördüğünü tahlil eder.
El-Vârisûn (الْوَارِثُونَ)
İbn Fâris: Kelimenin v-r-s kökünün asli anlamının "bir nesnenin, malın veya durumun bir kimseden diğerine bedelsiz olarak kalması, intikal etmesi ve bekâ (kalıcılık)" olduğunu saptar. Ayetteki bağlamında bu kelimenin, geçici dünya hayatından ziyade, hiçbir zaman tükenmeyecek olan ebedi bir mülke ve nimete (cennete) sahip olma durumunu nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Virasat" (miras) kavramını, kişinin ticari bir akit, satın alma veya doğrudan bir emek karşılığı olmaksızın elde ettiği intikal olarak tanımlar. Ayette müminlerin ahiretteki durumlarının ticari bir "satın alma" veya doğrudan hak edişten öte, Allah'ın vaadi ve sonsuz lütfu neticesinde kendilerine devredilen ilahi bir "miras" olarak kavramsallaştırıldığını vurgular.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın kavramsal evreninde Arap toplumunun aşina olduğu dünyevi, hukuki ve maddi terimlerin nasıl eskatolojik (ahiret odaklı) ve ruhani boyutlara taşındığını analiz eder. Bedevi toplumundaki maddi "miras" ve mülkiyet aktarımının, bu ayette zamanın ve mekânın ötesindeki nihai manevi kurtuluşu, ilahi vaadin gerçekleşmesini ve ebedi yurda varis olmayı ifade edecek şekilde derin bir anlamsal dönüşüm geçirdiğini ifade eder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç: Kur'an'ın antropolojik yapısında insanın yeryüzündeki halifelik (temsil) misyonuna dikkat çeker. Dünyevi hayatta emanetlere ve ahitlere sadakat gösterenlerin, bu ahlaki sorumluluklarının bir neticesi olarak ahirette "el-vârisûn" (varisler) sıfatını kazandıklarını; dolayısıyla mirasın burada rastgele bir dağıtım değil, ahlaki liyakat ve ilahi adaletin bir tecellisi olarak varoluşsal bir istihkakı temsil ettiğini tahlil eder.
Dücane Cündioğlu: Metin içi bağlamda kelimenin ontolojik ağırlığına temas eder. Müminler için ahirette "sahip olanlar" (mâlikûn) yerine "varis olanlar" (vârisûn) kelimesinin tercih edilmesinin, mutlak mülk sahibinin (El-Mâlik) yalnızca Allah olduğu gerçeğine dayandığını belirtir. İnsanın ahiretteki kalıcı yurdu bile kendi mülkü olarak değil, ancak mutlak iradenin bir lütfu, bir aktarımı ve "mirası" olarak devralabileceğini dilbilimsel bir incelikle ortaya koyduğunu ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin fıkıh ilminde ölen birinden kalan malı devralan kişiyi tanımladığını, tefsir literatüründe ise bağlama göre farklılık gösterdiğini aktarır. Bu ayette ism-i fâil ve belirlilik takısıyla (el-vârisûn) kullanılmasının, ebedi cennet yurdunun sahipsiz kalmayıp, dünyada takva ile yaşayan müminlere Allah tarafından kesin bir vaad ve miras olarak tahsis edildiğini ifade ettiğini açıklar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla