وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 8. Ayet
Daralt
X
-
"Yine o müminler emanetlerine ve ahitlerine sadakat gösterirler."
Emanetlere Riayet
Yine o müminler emanetlerine ve ahitlerine sadakat gösterirler. Burada sözü edilen emanetler muhtemelen ibadetler ve üzerlerine yazılan farzlardır. Bunlara riayet ettiler, yani vakitlerinde eda ettiler. Rab'leri ile kendi aralarında akdedilmiş olan ahitler de kastedilmiş olabilir. Ya da kendilerine bırakılmış olan emanetler ve insanların kendi aralarında yapmış oldukları sözleşmelerdir. Bunları gözettiler demek onları korurlar ve emanetleri sahiplerine iade ederler, onları zayi etmezler demektir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Emânâtihim (أَمَانَاتِهِمْ)
İbn Fâris: E-m-n kökünün temelinde kalbin sükûnet bulması, korku ve endişenin zevali, güvenilirlik ve itimat kavramlarının bulunduğunu belirtir. Bu bağlamda "emanet" kelimesinin, kişinin koruması ve ihanet etmemesi şartıyla kendisine bırakılan, güvene dayalı maddi veya manevi değerleri ifade ettiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: Emanet kavramını, insanın uhdesine verilen ve korunması gereken her türlü değer olarak tanımlar. Ayette çoğul kalıpta (emânât) kullanılmasının, yalnızca insanlar arası maddi tevdi işlemlerini değil; insanın kendi bedeni, sahip olduğu yetenekler ve ilahi sorumluluklar dâhil olmak üzere, kendisine duyulan güvenin bir neticesi olarak yüklendiği tüm ahlaki ve dini yükümlülükleri kapsadığını vurgular.
Toshihiko Izutsu: İman ve emanet kavramlarının aynı etimolojik kökten (e-m-n) türediğine dikkat çekerek, bu iki kavram arasındaki kopmaz semantik bağa işaret eder. Ayette müminlerin özelliklerinden biri olarak zikredilen emanete sadakatin, salt toplumsal bir dürüstlük kuralı olmadığını; kişinin Allah'a duyduğu güvenin (iman) ve Allah'ın kişiye duyduğu güvenin (emanet) varoluşsal ve ahlaki bir yansıması olduğunu saptar.
Prof. Dr. Sadık Kılıç: Emanet kelimesinin Kur'an antropolojisindeki ontolojik ağırlığına dikkat çeker. Bu ayetin bağlamında emanetin, inanan insanın yeryüzündeki halifelik misyonunun ve irade sahibi bir varlık olarak üstlendiği ahlaki yükümlülüklerin (teklif) bütünü olduğunu; müminlerin bu ağır yükü bilinçli bir sadakatle omuzlayan kimseler olarak nitelendirildiğini tahlil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin fıkıh ve ahlak literatüründe, geri alınmak üzere birine bırakılan eşya veya yerine getirilmesi gereken sözlü/fiili sorumluluklar anlamına geldiğini aktarır. Ayette kelimenin aidiyet zamiriyle ve çoğul formda (emânâtihim) gelmesinin, inananların gerek yaratıcılarına karşı dini sorumluluklarında gerekse insanlara karşı sosyal ilişkilerinde güvenilirliği bir karakter haline getirdiklerini ifade ettiğini belirtir.
Ahdihim (عَهْدِهِمْ)
İbn Fâris: Kelimenin a-h-d kökünün asli manasının "korumak, gözetmek, bir şeyi peş peşe ve zaman zaman yoklamak, yerine getirilmesi gereken söz ve yemin" olduğunu saptar. Ahd eyleminin, sıradan bir söz vermekten ziyade, zamanın geçmesine rağmen unutulmayan, sürekli hatırda tutulup gereği yapılan güçlü bir taahhüt olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî: Ahd kavramını, "bir şeyi durumdan duruma, aşama aşama korumak ve ona riayet etmek" olarak tanımlar. Ayetin bağlamında bu kelimenin, hem insanın aklî ve fıtrî donanımıyla Allah'a karşı verdiği varoluşsal sözü (tevhid taahhüdünü) hem de insanların kendi aralarında kurdukları sosyal, ticari ve hukuki sözleşmeleri kapsayan geniş bir ahlaki kategori oluşturduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın kavramsal çerçevesinde "ahd" kelimesini, Arap kabile toplumundaki yatay ve sosyal sözleşme geleneğinin, dikey ve teolojik bir boyuta taşınması olarak inceler. Ayette zikredilen "ahd" kavramının, müminin hayatını başıboşluktan kurtarıp ilahi ve sosyal bir sözleşme ağı içine yerleştirdiğini; ahde vefanın ise bu sözleşmeye sadık kalarak ahlaki bir karakter inşa etmek olduğunu belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Kelimenin arka planındaki sosyo-kültürel gerçekliğe temas eder. Kur'an'ın indiği dönemin Hicaz toplumunda yazılı hukuktan ziyade sözlü taahhütlerin (ahd ve akitlerin) toplumsal düzeni sağlayan en güçlü bağ olduğunu belirtir. Ayette müminlerin ahitlerine sadakatinin vurgulanmasının, bu yerleşik kabilevi erdemin (ahde vefa), İslam ahlak nizamında en üst düzey dini bir vecibeye dönüştürülmesini ifade ettiğini kaydeder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "emir, talimat, taahhüt, sözleşme, yemin" anlamlarına gelen kelimenin, terim olarak kişinin gerek Allah'a gerekse insanlara karşı üstlendiği yükümlülükleri ifade ettiğini belirtir. Ayette emanet ile yan yana zikredilen "ahdihim" (onların ahitleri) formunun, müminin sözünün senet olduğu, gerek tek taraflı vaatlerinde gerekse karşılıklı akitlerinde dürüstlükten asla taviz vermediği şeffaf bir ahlaki duruşu nitelediğini açıklar.
Râ'ûn (رَاعُونَ)
İbn Fâris: Kök harfleri olan r-a-y temelinde "gözetmek, korumak, hayvanları otlatmak, bir şeyin sonucunu ve gidişatını takip etmek" anlamlarının yattığını belirtir. Kelimenin aslen çobanlık (sürüyü koruma ve besleme) eyleminden türediğini; ayette ise emanetleri ve sözleri titizlikle, gözden kaçırmadan ve zayi etmeden koruma eylemini (riayet) nitelemek üzere istiare yoluyla kullanıldığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Riayet" kavramını, bir şeyin bekasını ve salahını (iyiliğini/düzgünlüğünü) sağlamak amacıyla onu yönetmek ve korumak olarak tanımlar. Bu bağlamda çobana "râ'i" denildiğini hatırlatır. Ayetteki "râ'ûn" ism-i fâil çoğul kalıbının, müminlerin emanet ve ahitlerine karşı pasif birer bekçi değil, o emanetlerin hakkını veren, onları geliştiren ve bir çobanın sürüsüne duyduğu hassasiyetle üzerine titreyen aktif koruyucular olduğunu vurgular.
Dücane Cündioğlu: Kelimenin etimolojik kökenindeki "çoban" ve "gütmek/gözetmek" ilişkisine felsefi bir derinlik katar. Ayette müminler için "koruyanlar/tutanlar" anlamına gelen daha sıradan kelimeler yerine "râ'ûn" (riayet edenler/gözetenler) kelimesinin seçilmesinin, emanete sadakatin içselleştirilmiş bir dikkat, uyanıklık ve ahlaki bir "çobanlık" şuuru gerektirdiğini anlambilimsel olarak ortaya koyduğunu tahlil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde kelimenin lügat anlamının "gözetenler, riayet edenler, uyanık davrananlar" olduğunu aktarır. Ayetin genel yapısı içinde bu kelimenin, inananların toplumsal ve ilahi yükümlülüklerini (emanet ve ahid) rastgele veya mecburen değil; yüksek bir sorumluluk bilinciyle, haklarını eksiksiz ödeyerek ve sürekli bir denetim mekanizmasıyla hayatlarına tatbik ettiklerini ifade eden tamamlayıcı bir ahlaki sıfat olduğunu belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla