فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
İbteğâ (ابْتَغَىٰ)
İbn Fâris: Kelimenin kökü olan b-ğ-y harflerinin temelinde "bir şeyi aramak, istemek, peşine düşmek" anlamının bulunduğunu, ancak kelimenin kullanıldığı bağlama göre "haddi aşmak, taşkınlık yapmak" manalarına da gelebildiğini belirtir. Ayetteki "ibteğâ" formunun, sıradan bir istekten ziyade, kişinin iradi ve aktif bir şekilde, ısrarla bir şeyin peşinden gitmesini, onu talep ve arzu etmesini ifade eden bir fiil yapısı olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Beğy" kavramını bir durum veya nesneyi elde etmeye yönelik yoğun arzu olarak tanımlar. Bu arzunun yöneldiği hedefe göre olumlu (hak ve adaleti aramak) veya olumsuz (haddi aşarak haksızlık yapmak) bir nitelik kazanabileceğini saptar. Bu ayetin bağlamında fiilin, meşru ve helal kılınmış sınırların dışına çıkarak, izin verilmeyen bir cinsel tatminin veya gayrimeşru bir ilişkinin aktif olarak aranmasını ve arzulanmasını nitelediğini vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin sözlükte "istemek, arzulayıp peşine düşmek" anlamlarına geldiğini aktarır. Ayetin fıkhi ve ahlaki çerçevesinde bu fiilin, kişinin kendisine helal kılınan eşleri (ve o dönemin hukuki gerçekliği içindeki cariyeleri) dışında kalan her türlü cinsel yönelimi, evlilik dışı ilişkileri (zina vb.) arzulama ve bu yola girme iradesini dilbilimsel olarak ifade ettiğini belirtir.
Verâe (وَرَاءَ)
İbn Fâris: Kelimenin v-r-y kökünden türediğini ve asli manasının "bir şeyin arkası, ötesi, gizli kalan kısmı" olduğunu belirtir. Fiziksel bir yön bildiren bu kelimenin, zamanla mecazi bir genişleme yaşayarak "bir şeyin haricinde, ondan başka, onun ötesinde" anlamlarında kullanılmaya başlandığını açıklar. Ayetteki "verâe zâlike" (bunun ötesini/bunun dışındakileri) tamlamasında kelimenin bu dışlayıcı ve sınır çizici kök anlamının devrede olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Verâ" kelimesinin esas itibarıyla mekânsal bir arka planı veya gözden ırak olanı işaret ettiğini, ancak Kur'an dilinde genellikle bir sınırın ötesini bildirmek için istiare yoluyla kullanıldığını saptar. Ayetteki bağlamında kelimenin fiziksel bir yönü değil, hukuki ve ahlaki bir hududu temsil ettiğini; helal dairesinin "beri" tarafı, bu dairenin dışındaki tüm gayrimeşru alanların ise "verâ" (öte/yasak) tarafı oluşturduğunu tahlil eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Kelimenin Kur'an'daki kullanım dinamiklerine dikkat çekerek, "verâ" edatının burada kategorik bir sınır çizgisi çektiğini belirtir. Önceki ayetlerde meşru cinsel yaşamın sınırları (eşler ve cariyeler) belirlendikten hemen sonra "verâe" (ötesi/dışındakiler) kelimesinin kullanılmasının, İslam'ın aile ve cinsellik ahlakında gri alanlara yer bırakmayan, net ve tavizsiz bir hukuki-ahlaki bariyer inşa etme işlevi gördüğünü vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Edatın lügat manasının "arka, öte, gayrı" olduğunu aktarır. Ayetin tefsiri bağlamında "verâe zâlike" ifadesinin, meşru nikâh bağının dışında kalan muta nikâhı, zina, eşcinsellik gibi tüm gayrimeşru cinsel pratikleri "sınırın ötesine" iterek kesin bir dille haram kıldığını ifade eder.
El-'Âdûn (الْعَادُونَ)
İbn Fâris: Kelimenin a-d-v kökünün temelinde "sınırı geçmek, haddi aşmak, birine doğru haksızca ilerlemek, düşmanlık (adâvet) ve tecavüz" kavramlarının yattığını saptar. Ayette çoğul ve ism-i fâil (etken özne) formuyla gelen "el-âdûn" kelimesinin, sıradan bir hata yapanları değil, Allah'ın koyduğu meşruiyet sınırlarını bilinçli bir şekilde ihlal eden, helal dairesinden çıkarak harama tecavüz eden taşkın kimseleri ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: Kökün içerdiği "udvân" ve "ta'addî" kavramlarını inceleyerek, bu eylemin hak olan ölçüyü aşmak ve adaletten sapmak olduğunu açıklar. Ayette, meşruiyetin "ötesini" (verâe) arayanların, yalnızca bir kuralı çiğnemekle kalmayıp, kendi varoluşsal dengelerini bozdukları ve ilahi düzene karşı yapısal bir "sınır ihlali" (ta'addî) gerçekleştirdikleri için "el-âdûn" (haddi aşanlar/mütecavizler) olarak nitelendirildiklerini vurgular.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın ahlaki sisteminde "hududullah" (Allah'ın sınırları) kavramının ontolojik önemini tahlil eder. O'na göre inanan kişinin hayatı bu sınırlar (hudud) içinde anlam kazanır. Ayetteki "el-'âdûn" kelimesi, bu manevi ve hukuki sınırları yıkıp geçenleri tanımlar; dolayısıyla bu eylem salt hukuki bir suç değil, kulun Tanrı ile olan sözleşmesini ve ahlaki statüsünü yıkan derin bir ontolojik isyandır.
Dücane Cündioğlu: Kur'an'ın insan tasavvurunda özgürlüğün hudutsuzluk olmadığını, aksine insanın ancak ilahi sınırları koruduğu ölçüde onurunu muhafaza edebileceğini belirtir. "El-'âdûn" kavramını tahlil ederken, bu kelimenin insanın kendi hayvani dürtülerine yenik düşerek, insanlık onuru için çizilmiş ahlaki mimariyi ihlal etmesini, kendi doğasına ve yaratıcısına karşı bir tür "saldırganlık" ve "taşkınlık" sergilemesini anlambilimsel olarak resmettiğini ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin sözlükte "haddi aşanlar, sınırı geçenler, haksızlık edenler" manalarına geldiğini belirtir. İslami hukuk ve ahlak literatüründe, kendilerine tanınan helal ve meşru haklarla yetinmeyip, başkalarının haklarına veya Allah'ın haram kıldığı alanlara (özellikle bu ayet bağlamında cinsel haramlara) el uzatan kimseleri niteleyen teknik ve ahlaki bir terim olarak değerlendirildiğini kaydeder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla