Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 6. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 6. Ayet

    اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İllâ ‘alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe-innehum ġayru melûmîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      5. "İffetlerini korurlar"

      6. "Sadece eşleriyle veya ellerinin altında olanlarla (câriyelerle) yetinirler, bundan dolayı da kınanacak değillerdir."

      İffetin Korunması, Fuhuş ve Müt'a Yasağı

      İffetlerini korurlar. Sadece eşleriyle veya ellerinin altında olanlarla (câriyelerle) yetinirler, bundan dolayı da kınanacak değillerdir. Bu ilâhî beyanda istisna yapılmıştır [oysa önceki âyetlerde boş şeylerden uzak durma (lağv) ve benzeri iyi eylemlerden istisna yoluna gidilmemişti . Çünkü burada sözü edilen cinsel ilişki, bir halde helâl iken başka bir halde haram olan fiillerdendir. Lağv ve âyetin başında zikredilen benzeri şeyler ise hiçbir durumda helâl değildir. Lağv her hal ve durum üzere haramdır. Aynı şekilde emanetin yerine getirilmemesi, zekâtın verilmemesi, namazın kılınmaması da terki hiçbir şekilde helâl olmayan davranışlardandır.

      Bundan dolayı da kınanacak değillerdir. En doğrusunu Allah bilir ya, O bu istisnaî durumda onlara herhangi bir şekilde kınama yönelmeyeceğini iki sebepten dolayı belirtmiştir: Birincisi Seneviyye (iki tanrıcılık) inancına sahip olanların sözleri yüzündendir. Onlar nikâhlı yaşamayı gerekli görmezler. Allah bu âyetle kınamanın bu iki hususa yönelik olmayacağını, aksine bu ikisi dışındaki ilişkilere yönelik olacağını bildirmiştir. İkincisi de mut'a nikâhının iptali için belirtilmiş olmasıdır. Çünkü görüleceği üzere sadece zevceler ve câriyeler istisna edilmiştir. Mut'a ise istisna edilmiş olan bu iki durumun kapsamına girmez. Sonra bu ikisi hakkında kınama olmayacağını, kınamanın bunların dışında kalan cinsel ilişkiler hakkında olacağını bildirmiştir. Mut'a nikâhı bu ikisi dışında kalan bir uygulamadır. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın şu buyruğunda ifade edilmiştir: "Câriyelerinizi fuhuş yapmaya zorlamayın" Irzların korunmasına bu anlam verilir. Aksi halde insanların tümü zinadan kendilerini korumakta ve onun haram olduğunu bilmekteydiler. Bununla birlikte onlar müt ayı ve bu şekilde ücret mukabili fuhuş yaptırmayı mübah görürlerdi. İşte Allah (c.c.) bunu haram kıldı. Sonra şöyle buyurdu: 7. ayet

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ezvâcihim (أَزْوَاجِهِمْ)

        İbn Fâris: Kelimenin z-v-c kökünden türediğini; bu kökün temelinde "bir şeyin eşi, çifti, iki şeyin birleşmesi ve birbirini tamamlaması" anlamlarının bulunduğunu saptar. Ayetteki kullanımıyla bu kelimenin, aralarındaki meşru nikâh bağı sayesinde birbirinin tamamlayıcısı ve hayat arkadaşı olan eşleri (zevceleri) ifade ettiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Zevc" kavramını, ister hayvanlarda ister insanlarda olsun, iki şeyden biri veya birlikte bulunan nesneler olarak tanımlar. Bu ayetin bağlamında kelimenin, önceki ayette zikredilen iffeti koruma (hıfz-ı ferc) eyleminin meşru ve doğal istisnasını oluşturduğunu; kadın ve erkeğin ilahi sınırlar çerçevesinde kurdukları ahlaki ve hukuki birlikteliği nitelediğini vurgular.

        Arthur Jeffery: Kelimenin köken itibarıyla saf Arapça olmayıp, diğer Sami dilleriyle ortak bir arka plana sahip olduğunu ileri sürer. Süryanicedeki "zawga" ve daha da gerisinde Yunancadaki "zeugos" (boyunduruk, çift) kelimeleriyle bağlantısına dikkat çekerek, bu kelimenin İslam öncesi dönemde Arapçaya geçip tamamen yerleştiğini ve Kur'an'ın bu yerleşik kelimeyi meşru evlilik kurumunu tanımlamak için kullandığını kaydeder.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın aile ve toplum ahlakı çerçevesinde bu kelimeyi ontolojik bir eşleşme olarak ele alır. İnsan doğasındaki biyolojik eğilimlerin, Kur'an sistemi tarafından yok sayılmadığını, aksine "zevc" kavramı üzerinden meşru, onurlu ve ahlaki bir zemine oturtularak yüceltildiğini ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde kelimenin lügat anlamının "çift, eş, denk" olduğunu belirtir. Ayetteki "ezvâcihim" (onların eşleri) formunun, inananların sadece kendilerine hukuken ve dinen helal kılınmış olan nikâhlı eşleriyle olan ilişkilerinin meşruiyetine ve iffet dairesinin bu meşruiyet üzerinden çizildiğine işaret ettiğini açıklar.

        Meleket (مَلَكَتْ)

        İbn Fâris: Kelimenin m-l-k kökünün asli manasının "güç yetirmek, sahip olmak, bir şey üzerinde otorite ve tasarruf hakkı kurmak" olduğunu belirtir. Fiil formunda gelen bu kelimenin, bir kimsenin bir nesne veya kişi üzerindeki tartışmasız, hukuki ve fiili aidiyetini, kontrol gücünü ifade ettiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: Mülk ve milkiyet kavramlarını analiz ederken, bu kökün "bir şeye tek başına sahip olma ve onu dilediği gibi yönetme hakkı" taşıdığını vurgular. Ayetteki kullanımının, o günün toplumsal ve hukuki şartları içerisinde, savaş esirliği veya diğer meşru yollarla elde edilmiş olan mutlak sahiplik durumunu dilbilimsel olarak çerçevelediğini ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Bu fiilin sözlükte "sahip olmak, elinde bulundurmak" anlamına geldiğini; ayette kendisinden sonra gelen "eymânuhum" kelimesiyle birleşerek İslam hukukunda cariyeleri (kadın köleleri) tanımlayan kalıplaşmış bir terimin fiil unsurunu oluşturduğunu belirtir.

        Eymânuhum (أَيْمَانُهُمْ)

        İbn Fâris: Kelimenin y-m-n kökünün temelinde "sağ taraf, sağ el, güç, kuvvet, bereket ve yemin" anlamlarının yattığını saptar. Ayette geçen "eymân" kelimesinin "yemîn" (sağ el) kelimesinin çoğulu olduğunu; sağ elin insan bedenindeki gücü, tutmayı ve kavramayı temsil etmesi sebebiyle "sahip olunan ve güç yetirilen şeyler" için bir mecaz olarak kullanıldığını açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Yemîn kelimesinin aslında sağ el demek olduğunu, ancak gücü ve otoriteyi simgelediği için mecazen "mülkiyet ve himaye" anlamına dönüştüğünü belirtir. "Sağ ellerinin sahip oldukları" (mâ meleket eymânuhum) ifadesinin, gayrimeşru yollarla değil, güç, liyakat ve meşru savaş hukuku (ganimet/esaret) gibi yollarla elde edilen ve kişinin yasal koruması altına giren kimseleri nitelediğini tahlil eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Ayetteki "mâ meleket eymânuhum" (sağ ellerinin sahip oldukları) ifadesinin, Kur'an'ın indiği 7. yüzyıl Hicaz toplumunun sosyo-ekonomik ve hukuki gerçeklikleri bağlamında okunması gerektiğini vurgular. Bu kelime grubunun kölelik/cariyelik kurumunu ifade eden dilsel bir form olduğunu; Kur'an'ın bu kurumu icat etmediğini, ancak mevcut yapıyı ahlaki ve hukuki bir disiplin altına alarak meşru sınırları belirlemek için bu yerleşik Arapça deyimi kullandığını ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin sağ el anlamına geldiğini, ancak "meleket eymânuhum" tamlamasının Kur'an terminolojisinde ve İslam fıkhında "savaş esiri olarak veya meşru yollarla mülkiyete geçirilen cariyeler" için kullanılan spesifik ve teknik bir tabir olduğunu; bu ifadenin hukuki bir mülkiyet ve aidiyet ilişkisine dayandığını kaydeder.

        Melûmîn (مَلُومِينَ)

        İbn Fâris: Kelimenin l-v-m kökünün temel anlamının "kınamak, ayıplamak, birini yaptığı bir hatadan veya eksiklikten dolayı azarlamak" olduğunu belirtir. Ayette "gayru melûmîn" (kınanmış olmayanlar) şeklinde olumsuzluk edatıyla kullanılarak, inananların meşru dairedeki eylemlerinden dolayı hiçbir şekilde suçlanmayacaklarını ifade eden kök işleve dikkat çeker.

        Râgıb el-İsfahânî: "Levm" eylemini, çirkin ve kötü bir davranışın ardından kişinin uyarılması ve ayıplanması olarak tanımlar. Bu bağlamda, inanan kimselerin yalnızca kendilerine helal kılınmış olan eşlerine ve cariyelerine yönelmelerinin, ne ilahi boyutta ne de toplumsal ahlak boyutunda bir "levm" (ayıplama) konusu olamayacağını, bu sınırın onları ahlaki kınanmadan mutlak surette koruduğunu vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın ahlak ve psikoloji sisteminde "levm" kavramının önemine (örneğin kınayan nefis / nefs-i levvâme) değinir. Ayetteki bu ifadenin, müminler için "ahlaki güvenlik alanı" oluşturduğunu tahlil eder. İlahi sınırları (hududullah) aşmayan müminin, meşru cinsel yaşamı dolayısıyla hem toplumsal bir ayıplamadan hem de kendi içsel vicdan azabından (psikolojik kınanmadan) bütünüyle azade kılındığını belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: "Melûm" kelimesinin sözlükte "kınanmış, ayıplanmış, yerilmiş" anlamlarına geldiğini aktarır. Ayetin bağlamında bu kelimenin, meşru nikâhlı eşlerle veya hukuken sahip olunanlarla kurulan ilişkilerin insanın iffetine ve namusuna zarar vermediğini, bu meşru çerçevenin kişiyi dünyevi kınamalardan ve uhrevi sorumluluktan (azaptan) kurtaran yegâne hukuki-ahlaki zemin olduğunu kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X