Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 4. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 4. Ayet

    وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velleżîne hum lizzekâti fâ’ilûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Zekâtı verirler."

      Zekât

      Zekâtı verirler. Zekâttan maksat, insanların Allah katında kendileri sayesinde arındırdıkları fiil olabilir; bunun yanında herkesçe bilinen zekât olması da mümkündür. Cenâb-ı Hak müminlerin zekâtı vermekte ve onu vaktinde eda etmekte olduklarını bildirmiş olması da mümkündür. O'nun şunu kastetmesi de ihtimal dâhilindedir: Münafıkların, rızâ-ı Hakk'a yönelik olması gereken mali harcamayı istemeyerek yapmaları, namazı da tembellik ve gösterişe dayanarak yerine getirmeleri tavırlarına mukabil müminlerin Allah'a itaatkârlık içinde olmaları, O'nun her emrini yerine getirmeleri ve bunu gönülden yapmaları. Tıpkı şu ilâhî beyanlarda belirtildiği gibi: "Onlar namaza kalktıklarında üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar" ; "Ve harcamalarını gönülsüz olarak yaparlar""; "Resûlullah'ın yanındakilere geçimlik bir şeyleri vermeyin" diyenlerdir". Cenâb-ı Hak münafıkları tembellik, anlaşmazlık, infaka yanaşmama ve itaatlerde mürâîlik yapmak gibi olumsuzluklarla nitelerken müminleri bunların zıddı olan emirlerini yerine getirmede arzulu, O'na mâsiyette bulunmada, yasaklarından geri durmada da azimli olmaları ile nitelemiştir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ez-Zekât (الزَّكَاةِ)

        İbn Fâris: Z-k-v kökünün temelinde "büyümek, artmak, çoğalmak, temizlik ve bereket" anlamlarının yattığını belirtir. Ayetin bağlamında bu kelimenin, inanan kişinin malını veya nefsini arındırmasını, eksiltmek yerine manevi bir bereketle çoğaltmasını ifade eden kök anlamına dikkat çeker.

        Râgıb el-İsfahânî: Zekât kavramını, ilahi bir feyiz ve bereketle meydana gelen büyüme olarak tanımlar. Bu ayette zekâtın salt maddi bir ödeme olmadığını; kişinin sahip olduklarından bir kısmını ihtiyaç sahiplerine vererek hem geride kalan malını hem de kendi iç dünyasını (nefsini) cimrilik kirlerinden arındırması ve manevi bir büyüme sağlaması olarak tahlil eder.

        Arthur Jeffery: Kelimenin etimolojik kökeninin bütünüyle Arapça menşeli olmadığını, Aramice ve Süryanice'deki "zâkûthâ" (temizlik, doğruluk, sadaka, erdem) kelimesinden Arapçaya geçtiğini ileri sürer. Yahudi ve Hristiyan geleneğindeki "arınma ve dini erdem" anlamının, Kur'an dilinde yoksullara yapılan mali yardımla insanın varoluşsal arınmasını birleştiren özgün ve kurumsal bir İslami kavrama dönüştüğünü saptar.

        Toshihiko Izutsu: Zekât kavramının Kur'an'ın anlambilimsel sisteminde geçirdiği evrimi inceler. Önceleri salt soyut bir "arınma" veya "temizlik" ifade eden kelimenin, Kur'an ahlakında doğrudan doğruya malı başkalarıyla paylaşma eylemine dönüştüğünü vurgular. Ona göre bu ayet, insanın servet biriktirme tutkusundan kurtularak benliğini arındırmasını ve bu fedakârlık eyleminin inananların temel bir varoluşsal niteliği olmasını ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Mü'minûn Suresi'nin Mekkî bir sure olmasından hareketle, ayetteki zekât kelimesinin Medine dönemindeki gibi oranları ve kuralları kesin sınırlarla belirlenmiş hukuki ve fıkhî bir vergi sisteminden ziyade, ahlaki bir arınma idealini, genel anlamda infakı ve yardımlaşma bilincini ifade ettiğini belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin sözlük anlamının "artma, çoğalma, arınma ve bereket" olduğunu kaydeder. Terim olarak ise mali bir yükümlülüğü ifade ettiğini, ancak bu ayetin yer aldığı erken dönem bağlamında kelimenin "yardımlaşma yoluyla nefsi her türlü kirden arındırma eylemi" olarak daha geniş, ahlaki ve deruni bir çerçevede anlaşıldığını açıklar.

        Fâ'ilûn (فَاعِلُونَ)

        İbn Fâris: F-a-l kökünün bir şeyi meydana getirmek, yapmak, eyleme geçmek anlamlarını içerdiğini belirtir. Kelimenin özündeki bu iradi eylemlilik halinin, ayette inananların eylemlerindeki süreklilik ve kararlılığa işaret ettiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Fiil" kavramının rastgele veya istemsiz gerçekleşen durumlardan farklı olarak, bilinçli ve kasıtlı bir eylemi ifade ettiğini saptar. Ayetteki "fâ'ilûn" (yapanlar/eyleyenler) ism-i fâil kalıbının, zekâtı (arınmayı) geçici bir hevesle değil, şuurlu, sürekli ve karakter haline gelmiş köklü bir eylem olarak yerine getirenleri tanımladığını vurgular.

        Dücane Cündioğlu: Ayetin lafzındaki semantik inceliğe dikkat çeker. Kur'an'ın zekât ve sadaka için genellikle "verenler" (mu'tûn) kelimesini kullanırken, bu ayette "yapanlar/eyleyenler" (fâ'ilûn) kelimesini tercih etmesinin ontolojik bir derinliği olduğunu belirtir. Bu bağlamda zekâtın sadece elden çıkarılan maddi bir nesne olmadığını; insanın kendi varlığını, ahlakını ve ruhunu inşa ettiği aktif bir "eylem", bir "yapma ve arınma" hali olduğunu tahlil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin dilbilimsel olarak bir işi aktif ve sürekli yapan özneyi (etken) tanımladığını ifade eder. Ayette inananların arınma (zekât) konusundaki tutumlarının, bu eylemi hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline getiren ve kesintisiz uygulayan aktif failler olarak resmedilmesini sağladığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X