هُوَ الَّذ۪ي يُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ رِزْقاًۜ وَمَا يَتَذَكَّرُ اِلَّا مَنْ يُن۪يبُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'min Sûresi, 13. Ayet
Daralt
X
-
"Size işaretlerini gösteren, sizin için gökten rızık (yağmur) indiren O'dur. Ama Allah'a yönelenden başkası (bundan) ders çıkarmaz."
Size işaretlerini gösteren O'dur. Bu cümlenin işaret ettiği anlama dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Bundan maksat, onların atalarından peygamberleri inkâr edenlerle tasdik edenlerin akıbetini onlara göstermesidir. Çünkü peygamberleri inkâr edenleri yok etmiş, tasdik edenleri ise kurtarmıştı. Peygamberleri inkâr edenleri yalnızca inkârlarından ötürü helâk ettiğini, tasdik edenleri de sırf bu tasdikleri sebebiyle kurtardığını ve hayatta bıraktığını onlara gösterdi. Cenâb-ı Hak bunu, müşriklerin Hz. Peygamber'i (s.a.) yalanlamaktan sakınmaları için haber vermiştir. Bazıları da şöyle dedi: Cenâb-ı Hak, düşündükleri takdirde birliğine, Rab oluşuna, kudretine ve hükümranlığına dair delillerin göklerde ve yerde var olduğunu işaret etti. Nitekim bir âyet-i kerîmede meâlen şöyle buyurmuştur: "Göklerde ve yerde nice deliller vardır". Cenâb- Hak insanlara göklerde ve yerde nice delillere dikkat çekmiş, vahdâniyetine ve rablığına dair delilleri göstermiştir. Onlar ise bu delillerle karşılaşırlar ve geçip giderler, yani onları görürler, fakat yüz çevirirler. En doğrusunu Allah bilir.
Bazıları da şöyle dedi: Size işaretlerini gösteren O'dur. Yani ey Mekkeliler! Yeryüzünde dolaştığınızda sizden öncekilere ait işaretleri, onların konak yerlerini ve helâk edilmelerine ilişkin alâmetleri görürsünüz. Bu da aynen önceki görüş gibidir.
Sizin için gökten rızık (yağmur) indiren O'dur. Cenâb-ı Hak, yeryüzünü ve gökleri yaratanın tek bir ilâh olduğunun anlaşılması için, aralarındaki mesafenin çok uzun olmasına rağmen göklerin faydaları ile yeryüzünün faydalarını birleştirmiştir, böylece vahdâniyetinin delillerinden birinin bütün yaratıkların rızkını gökten indirmesi olduğunu haber vermektedir. Yaratılanların gayretleri rızkı gökten indirmeye asla yetmez. Başka bir ihtimal de şudur: Müşrikler, rızıklarını gökten indirenin taptıkları putlar değil Allah olduğunu bildikleri için Cenâb-ı Hak bu âyette insanlara verdiği nimetleri hatırlatmaktadır; bunu bildikleri halde neden o insanlar kulluklarını ve şükürlerini Allah'tan başkasına yöneltmektedirler?
Ama Allah'a yönelenden başkası (bundan) ders çıkarmaz. Kendisine itaatle Allah'a yönelenden başkası bunları düşünmez ve bunlardan ders çıkarmaz. Yahut Cenáb-ı Hak burada şunu söylemektedir: Allah'ın delillerinden ve uyarılarından, ancak emirlerine rám olup buyruklarına itaat eden ve O'na yönelenler öğüt alır, bunlardan ders çıkarır.
Yorumu Yorumla
-
Huve (هُوَ)
İbn Fâris, bu kelimenin üçüncü tekil şahıs zamiri (o) olduğunu ve doğrudan Allah'ın zatına, özüne işaret ettiğini belirtir. Eylemlerin mutlak failini göstermek için kullanıldığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "O" (huve) zamirinin cümleye tahsis (özgüleme) ve teklik (vahdet) anlamı kattığını söyler. Evrendeki ayetleri gösteren ve rızkı indiren failin doğa kanunları, tesadüfler veya putlar değil, "yalnızca ve bizzat O" (Allah) olduğunu vurgulayan ontolojik bir merkeziyet bildirdiğini ifade eder.
Ellezî (الَّذِي)
İbn Fâris, bu kelimenin eril (müzekker) tekil varlıkları nitelemek ve cümleyi kendisinden sonraki eylemlere bağlamak için kullanılan ism-i mevsûl (ilgi zamiri) olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, bu bağlacın, Allah'ın soyut zatını (huve) somut evrensel fiillerine (göstermek ve indirmek) bağlayarak; O'nun evrenden kopuk, pasif bir yaratıcı olmadığını, kâinata her an müdahale eden aktif bir özne olduğunu gösterdiğini söyler.
Yurîkum (يُرِيكُمْ)
İbn Fâris, "r-e-y" kökünün sözlükte "gözle görmek, fark etmek, bilmek ve bir şeyin mahiyetini idrak etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. İf'al babındaki "irâe" (göstermek) fiilinin, failin bir nesneyi veya gerçeği muhatabın (kum/size) duyularına ve aklına apaçık bir şekilde sunması, idrak ettirmesi eylemi olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "Size gösterir" (yurîkum) eyleminin, ilahi hakikatin gizli saklı kalmadığını, aksine Allah'ın evrendeki kudret nişanelerini insanın gözünün önüne, deneyimleyebileceği ve anlayabileceği (rüyet/basiret) bir netlikte koyduğunu ifade ettiğini söyler. Bu "gösterme" fiilinin, insanın inkar için sığınabileceği mazeretleri ortadan kaldıran epistemolojik bir yüzleştirme olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın iletişim sisteminde bu fiili "görsel ve ontolojik kanıtlama" (demonstration) olarak inceler. Allah'ın evrendeki kudretini "göstermesi", insanın tabiat olaylarına sadece birer fiziksel olgu olarak değil, arkasında mutlak iradenin bulunduğu teolojik ve sembolik bir mesaj olarak bakmasını (okumasını) talep eden sarsıcı bir idrak sürecidir.
Âyâtihî (آيَاتِهِ)
İbn Fâris, "e-y-e" kökünün sözlükte "açık alamet, nişan, ibret ve bir şeyin izi" anlamlarına geldiğini belirtir. Ayet kelimesinin, kendisi aracılığıyla başka bir mutlak hakikatin bilindiği veya ispatlandığı her türlü sembolü nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, ayet kavramını "kendisine ulaşıldığında başka bir mutlak hakikatin de bilinmesini sağlayan görünür işaret" olarak tanımlar. "O'nun ayetleri" (âyâtihî) tamlamasının, kâinattaki tüm nesnelerin (güneşin, yıldızların, dağların) kendi başlarına bağımsız varlıklar olmadıklarını, aksine yaratıcılarını işaret eden birer şeffaf tabela (ayet) işlevi gördüklerini vurgular.
Arthur Jeffery, ayet kelimesinin kökeninin Kuzeybatı Sami dillerine dayandığını tartışır. Süryanice veya Aramicedeki "ata" (mucizevi işaret, ilahi alamet) sözcüğünden Arapçaya geçen bu terimin, Kur'an tarafından doğa olaylarına uyarlanarak onlara ontolojik bir kanıt ve kutsiyet (sign) statüsü verdiğini iddia eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "alamet, ibret, nişan" anlamındaki e-y-e kökünden geldiğini; Kur'an terminolojisinde hem vahyin cümlelerini hem de Allah'ın varlığına, birliğine ve kudretine delalet eden evrendeki nesnel (kevnî) gerçeklikleri ifade ettiğini aktarır.
Ve Yunezzilu (وَيُنَزِّلُ)
İbn Fâris, "n-z-l" kökünün sözlükte "yukarıdan aşağıya inmek, yüksek bir makamdan daha alt bir makama intikal etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Tef'îl babındaki "tenzîl" mastarının muzari (geniş/şimdiki zaman) formu olan "yunezzilu" fiilinin, eylemin bir kerede toptan değil, parça parça, aşama aşama ve süreklilik arz edecek şekilde (durmaksızın) indirilmesini ifade ettiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "inzâl" ile "tenzîl" arasındaki farka dikkat çeker. "Sürekli/peyderpey indirir" (yunezzilu) fiilinin, rızkın (yağmurun, bereketin, nimetin) bir defada değil, evrendeki dengeyi koruyacak, canlıların ihtiyacını karşılayacak hikmetli bir ölçü ve periyotla yeryüzüne sevk edilmesini anlattığını söyler.
Gabriel Said Reynolds, "indirme" kavramını Kur'an'ın teolojik (dogmatik) yapısı bağlamında inceler. Kur'an'ın hem vahyi (kitabı) hem de rızkı (yağmuru/nimeti) aynı kelimeyle, yani doğrudan ilahi katmandan (gökten) "aşağı gönderilen" (sending down) dikey bir müdahale olarak tanımlamasının; yeryüzündeki tüm hayatın ve anlamın kaynağının o aşkın göksel otorite olduğunu ilan eden mutlak bir teoloji inşa ettiğini ifade eder.
Lekum (لَكُمْ)
İbn Fâris, aidiyet, yönelme ve "lehine olma" (fayda) bildiren "lâm" (li) edatı ile muhatap çoğul zamiri "kum" (sizin) ekinin birleşiminden oluştuğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "Sizin için" (lekum) ifadesinin, indirilen rızkın ilahi bir lütuf (ikram) olduğunu gösterdiğini söyler. Evrendeki bu devasa meteorolojik ve kozmik sistemin (yağmurun/rızkın inmesinin) başıboş değil, doğrudan doğruya insanın yaşamı, faydası ve refahı "için" programlandığını vurgular.
Mine's-Semâi (مِنَ السَّمَاءِ)
İbn Fâris, ayrılma/başlangıç bildiren "min" edatı ile "s-m-v" kökünden türeyen "semâ" kelimesinin birleşimi olduğunu belirtir. S-m-v kökünün sözlükte "yükseklik, yücelik, bir şeyin üst tarafı ve tavanı" anlamlarına geldiğini, yeryüzünün üzerinde yükselen tüm gök boşluğuna bu yüzden "semâ" denildiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, semâ kavramının hem fiziksel (atmosferik) uzayı hem de metafiziksel/ilahi yüksekliği temsil ettiğini söyler. "Gökten/semadan" inen rızkın, görünürde bulutlardan dökülen yağmur olduğunu; ancak hakikatte bu rızkın yeryüzü şartlarından (tesadüflerden) değil, doğrudan ilahi hazinelerden ve O'nun yüce iradesinden kaynaklandığını vurgular.
Angelika Neuwirth, Kur'an'ın kozmolojik tasvirlerinde "semâ" kelimesini değerlendirir. Yeryüzüne hayat veren tüm dinamiklerin (vahiy, melekler, yağmur, rızık) "gökten" (semadan) inmesinin, Kur'an'ın uzamsal (mekansal) hiyerarşisinde gökyüzünü salt bir boşluk değil, yaşamın ve ilahi otoritenin fışkırdığı nihai, aşkın ve mutlak "kaynak" olarak konumlandırdığını ifade eder.
Rizkan (رِزْقًا)
İbn Fâris, "r-z-k" kökünün sözlükte "bir kimseye verilen pay, nasip, maddi veya manevi gıda ve bağış" anlamlarına geldiğini tespit eder. Rızık kelimesinin, canlıların hayatını sürdürmesi, büyümesi ve varlığını devam ettirmesi için onlara tahsis edilmiş sürekli gıdayı ve nimeti nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, rızık kavramını "Allah'ın canlılara faydalanmaları için lütfettiği her türlü maddi (yiyecek, içecek, mal) ve manevi (akıl, bilgi, hidayet) nimet" olarak tanımlar. Ayette "gökten indirilen rızkın", sadece toprağı dirilten yağmur olmadığını, aynı zamanda o yağmur vasıtasıyla yetişen ürünleri, ekinleri ve bütün ekonomik hayatı (neden-sonuç ilişkisi içinde) temsil ettiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde rızık kavramını Allah'ın "Rububiyet" (Rablik/Besleyicilik) sıfatının en temel kanıtı olarak inceler. İnsanın kendi zekasıyla veya emeğiyle kazandığını sandığı tüm nimetlerin, aslında Allah'ın evrendeki "Râzık" (rızık verici) sistemi sayesinde var olduğunu; rızkı vereni (Allah'ı) unutmanın, insanın yeryüzündeki en büyük ontolojik körlüğü (küfrü) olduğunu tespit eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "pay, nasip, gıda" anlamındaki r-z-k kökünden türediğini; Allah'ın canlıların yaşaması için yarattığı, onların istifadesine sunduğu her türlü maddi ve manevi nimeti ifade eden temel bir kelâm terimi olduğunu aktarır.
Ve Mâ (وَمَا)
İbn Fâris, atıf (ve) bağlacı ile, cümleye eylemin gerçekleşmediğini bildiren ve mutlak bir olumsuzluk (nefy) katan "mâ" (değil/yoktur) edatının birleşimi olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "mâ" (olumsuzluk) edatının, cümlenin ilerleyen kısmındaki "illâ" (ancak/sadece) istisna edatıyla birlikte dildeki en güçlü sınırlandırma (hasr) formülünü kurduğunu söyler. Zihinsel bir eylem olan "öğüt almayı" doğrudan ve sadece tek bir şarta (yönelişe) sabitlediğini vurgular.
Yetezekkeru (يَتَذَكَّرُ)
İbn Fâris, "z-k-r" kökünün sözlükte "bir şeyi zihinde tutmak, unutmamak, dille anmak, hatırlatmak ve uyanık olmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Tefa'ul babındaki "tezekkür" eyleminin, kişinin kendi iradesi ve çabasıyla derinlemesine düşünmesi, gafletten silkinip bir gerçeği idrak ederek ondan ders (öğüt) çıkarması olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, tezekkür eylemini sıradan bir bilgiyi hatırlamak değil, evrendeki ayetlere ve indirilen rızka bakarak, aklın ve kalbin ortaklaşa ürettiği bir teolojik uyanış hali olarak tanımlar. Allah'ın bunca delili göstermesine (yurîkum âyâtihî) rağmen, "öğüt alıp idrak etme" (tezekkür) sürecinin herkes için otomatik gerçekleşmediğini; bunun özel bir içsel hazırlık gerektirdiğini vurgular.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, tezekkür kavramını ontolojik bir "hafıza restorasyonu" olarak değerlendirir. İnsanın dünyaya dalışıyla unuttuğu (nisyan) ilahi gerçeklerin; evrenin ayetleri üzerinden aklı kurcalaması ve kişinin varoluşsal rotasını yeniden hatırlaması (tezekkür) olayının, Kur'an'ın öngördüğü en üst düzey felsefi ve ahlaki "aydınlanma" pratiği olduğunu ifade eder.
İllâ (إِلَّا)
İbn Fâris, istisna bildiren bir edat olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, baştaki "mâ" (olumsuzluk) edatıyla kurulan bu istisnanın; evrendeki o muazzam ayetlere ve rızka bakan binlerce insan olsa da, o bakıştan "tezekkür" (ibret/öğüt) devşirebilecek yegane zümreyi matematiksel bir kesinlikle diğer kalabalıklardan (inkarcılardan) sıyırıp ayırdığını söyler.
Men (مَنْ)
İbn Fâris, akıl ve şuur sahibi varlıklar için kullanılan, burada ism-i mevsul (ilgi zamiri) işlevi görerek "o kimse ki" anlamını taşıyan edat olduğunu belirtir.
Yunîbu (يُنِيبُ)
İbn Fâris, "n-v-b" kökünün sözlükte "bir yere tekrar tekrar dönmek, yönelmek, birinin yerine geçmek ve nöbet" anlamlarına geldiğini tespit eder. İf'al babındaki "inâbe" (yunîbu) eyleminin, kişinin girdiği yanlış veya gaflet dolu yollardan vazgeçerek, kalbini tüm samimiyetiyle, tekrar tekrar ve sürekli olarak mutlak hakikate (Allah'a) çevirmesi, O'na yönelmesi olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "inâbe" kavramını tevbe kavramından daha ileri bir ruhsal makam olarak tanımlar. Tevbe günahı terk etmektir, inâbe ise kalbin bütün arzularından sıyrılarak rotasını tamamen Allah'a kilitlemesi ve sarsılmaz bir bağlılıkla O'na rücû etmesidir (dönmesidir). Ayette "öğüt/ibret alanların" (yetezekkeru) ancak "gönülden Allah'a yönelenler" (yunîbu) olduğunun belirtilmesi; kibrini kıramamış, kalbini gerçeğe açmamış ve Allah'a yönelme iradesi göstermeyen (inatsız) hiçbir aklın, evrendeki ayetlerden teolojik bir ders çıkaramayacağını, hakikati göremeyeceğini vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik ve psikolojik sisteminde inâbe kavramını insanın varoluşsal dinamizmi olarak inceler. "Yunîbu" (yönelir/döner) eyleminin, statik bir inanç değil; ruhun merkezkaç kuvvetinden (dünyevi cazibelerden) sıyrılarak, sürekli bir akışla ve teslimiyetle (Islam) asıl varlık merkezine (Allah'a) doğru yaptığı dinamik, ahlaki ve ontolojik bir "geri dönüş" (return) hareketi olduğunu tespit eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "tekrar tekrar dönmek, yönelmek" anlamındaki n-v-b kökünden if'al babında mastar olduğunu; İslami ahlak terminolojisinde insanın günahlarından pişman olup samimiyetle Allah'a yönelmesini, O'nun buyruklarına içtenlikle teslim olup kalbini ilahi iradeye bağlamasını ifade eden temel bir tasavvufi/ahlaki terim olduğunu aktarır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla