قَالُوا رَبَّنَٓا اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ اِلٰى خُرُوجٍ مِنْ سَب۪يلٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'min Sûresi, 11. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: mümin suresi, mümin suresi 11. ayet, mümin 11, iki ölüm, iki hayat, çıkış yolu, günah itirafı, rab, ölüm
-
"Ey Rabbimiz, diyecekler; bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Şimdi günahımızı itiraf etmiş bulunuyoruz, bir çıkış yolu yok mu?"
İki Hayat ve İki Ölüm
Ey Rabb'imiz, diyecekler; bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Bazı müfessirler bu cümleye şu anlamı verdiler: Onlar henüz dünyaya gelmemişlerdi, babalarının üreme yapısı içinde idiler. Sonra Allah onlara dünyada hayat verdi. Sonra kaçınılmaz olarak dünya hayatları sona erdi. Sonra Allah kıyamet gününde onları tekrar diriltti. İşte iki hayat ve iki ölümden maksat budur. Rivayet edildiğine göre bu, İbn Abbas'ın (r.a.) ve İbn Mesûd'un (r.a.) görüşüdür. Müfessirler diyorlar ki: Bu âyet-i kerîme, "Siz cansız nesneler iken O size hayat verdi, sonra sizi öldürecek, sonra diriltecek" meâlindeki âyet gibidir.
Bazıları şöyle dedi: Ey Rabb'imiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Bu beyanda geçen iki ölümden biri, dünyadaki eceli sona erdiği sıradaki ölümdür. Sonra Allah onları kabirde diriltecek, sonra tekrar öldürecek, sonra da kıyâmet günü tekrar diriltecektir. İşte iki ölüm ve iki dirilmeden maksat budur. İbnü'r-Ravendi bu görüşü benimser. Bu âyet, kabir azabının varlığına da delil gösterilir. Bu, doğruya daha yakın ve daha uygun olan görüştür. Çünkü onların, babalarının üreme mekanizması içindeki cansız halleri için bizi öldürdün denilmez, zira onlar zaten ölü, yani cansız halde idiler.
Şimdi günahımızı itiraf etmiş bulunuyoruz, bir çıkış yolu yok mu? Onların itiraf etmiş oldukları günahları, muhtemelen dünyada iken, Allah'ın insanları öldürdükten sonra diriltmeye ve onlara azap etmeye kādir olduğunu inkâr etmeleridir. Bu gerçeği gözleriyle görüp müşahede ettiklerinde onu ikrar ederler. Onların işledikleri günah, bunu inkâr etmeleri idi. En doğrusunu Allah bilir. Onların itiraf ettikleri günahın Mülk sûresinde sözü edilen soru ve cevap olması da muhtemeldir. Cehenneme atıldıklarında muhafızların "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" sorusu üzerine şöyle demişlerdi: "Evet, doğrusu bize bir uyarıcı (peygamber) gelmişti; fakat biz onu yalancılıkla itham etmiş ve 'Allah hiçbir şey göndermemiştir' demiştik". İşte onların itiraf ettikleri günahları bu idi. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Kâlû (قَالُوا)
İbn Fâris, "k-v-l" kökünün sözlükte "ağızdan çıkan söz, bir düşünceyi sese dönüştürerek telaffuz etmek ve söylemek" gibi temel anlamlara geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "dediler ki" (kâlû) fiilinin ahiret bağlamındaki kullanımının, müşriklerin dünyadaki o kibirli ve itirazcı söylemlerinin (cedel) aksine; cehennemde mutlak bir çaresizlik, teslimiyet ve itiraf psikolojisiyle verdikleri ezik bir cevap eylemini ifade ettiğini söyler.
Rabbenâ (رَبَّنَا)
İbn Fâris, "r-b-b" kökünün "sahip, efendi, terbiye eden ve ıslah eden" anlamlarına geldiğini belirtir. Rab isminin, varlığı her an gözetip yöneten makamı ifade ettiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, dünyada Allah'ı inkar edenlerin azabı görünce içgüdüsel olarak "Rabbimiz" (Rabbenâ) diye nidada bulunmalarının, fıtratın o dehşet anındaki çaresiz dışavurumu olduğunu söyler. Bu nidanın samimi bir imandan ziyade, azabın şiddeti karşısında mutlak otoriteye sığınma refleksi olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde bu hitabı inceler. İnsanın dünyadayken kibrinden (istikbar) dolayı reddettiği Allah ile arasındaki o asıl ontolojik ve teolojik bağı (Rab-Abd/Efendi-Kul ilişkisini), ancak cehennem gibi mutlak bir varoluşsal kriz anında çaresizce hatırlayıp ikrar ettiğini tespit eder.
Emettenâ (أَمَتَّنَا)
İbn Fâris, "m-v-t" kökünün sözlükte "hayatın zıddı, sükûnet, ruhun bedenden ayrılması ve cansızlık" anlamlarına geldiğini tespit eder. İf'al babındaki "emâte" (öldürdü) fiilinin birinci çoğul şahıs zamiriyle "bizi öldürdün" şeklindeki kullanımının, canı alma eyleminin doğrudan ilahi iradeye atfedilmesi olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, mevt (ölüm) kavramının canlılığın ve hareketin sona ermesi olduğunu söyler. İnkarcıların ateşteyken "bizi öldürdün" demelerinin, dünyadayken "bizi ancak zaman (dehr) helak eder" diyerek ölümü doğa kanunlarına veya tesadüfe bağlayan materyalist inançlarının iflası olduğunu; ölümün tek failinin Allah (Mümît) olduğunu nihayet idrak ettiklerini vurgular.
İsneteyni (اثْنَتَيْنِ)
İbn Fâris, "s-n-y" kökünün "iki sayısı, bir şeyi katlamak, iki kez yapmak ve bükmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Eylemin iki defa tekrarlandığını bildiren sayı sıfatı olduğunu kaydeder.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimeyi tefsir geleneğindeki kozmik evreler üzerinden değerlendirir. "İki ölüm" (emettenesneteyni) vurgusunun; insanın ruh üflenmeden ve yaratılmadan önceki mutlak hiçlik/cansızlık hali (birinci ölüm) ile, dünya hayatının son bulmasıyla kabre giriş anındaki fiziksel ölümü (ikinci ölüm) anlattığını; inkarcıların bu evreleri bizzat tecrübe ederek Allah'ın kudretini ikrar ettiklerini ifade eder.
Ve Ahyeytenâ (وَأَحْيَيْتَنَا)
İbn Fâris, "h-y-y" kökünün sözlükte "ölümün zıddı, dirilik, yaşamak ve hareket" anlamlarına geldiğini tespit eder. İf'al babındaki "ahyâ" (diriltti) fiilinin "bizi dirilttin" şeklindeki kullanımının, cansız nesneye veya ölü bedene hayat enerjisini vermeyi anlattığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, hayat kavramının, varlığın hissetme, idrak etme ve hareket etme yeteneği olduğunu söyler. "Bizi iki kez dirilttin" itirafının, Allah'ın yoktan var edici (Muhyî) sıfatının mutlak onayı olduğunu vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "diri olmak, yaşamak" anlamındaki h-y-y kökünden türediğini; Allah'ın "Muhyî" (hayat veren, can bağışlayan) sıfatının inkarcılar tarafından cehennemde tecrübe edilip mutlak bir gerçeklik olarak itiraf edilmesini ifade ettiğini aktarır.
İsneteyni (اثْنَتَيْنِ)
İbn Fâris, "iki" sayısının tekrarı olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "iki diriltme" gerçeğinin; insanın ana rahminde ilk kez can bulup dünyaya gelişi (birinci hayat) ile kıyamet gününde hesabını vermek üzere kabrinden kaldırılarak (ba's/haşr) yeniden diriltilmesi (ikinci hayat) olduğunu söyler. İnkarcıların dünyadayken alay ettikleri bu ikinci dirilişin (ahiretin), artık gözle görülen (yakîn) bir vakıa olduğunu itiraf ettiklerini vurgular.
Fa'terafnâ (فَاعْتَرَفْنَا)
İbn Fâris, "a-r-f" kökünün sözlükte "bir şeyi deliliyle bilmek, izini sürmek, tanımak, idrak etmek ve ikrar etmek" anlamlarına geldiğini tespit eder. İftial babındaki "i'tiraf" (itiraf ettik) eyleminin, kişinin daha önce gizlediği veya inatla inkar ettiği bir gerçeği (suçu/günahı), deliller karşısında teslim olarak kendi diliyle kabul ve beyan etmesi olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, itiraf kavramının, cehaletin veya kibrin kırılması sonucu gerçeği onaylamak olduğunu söyler. Ancak inkarcıların bu onayı (fa'terafnâ), dünyada kendi iradeleriyle (ihtiyarî) yapılmadığı için, ahirette azabı gördüklerinde mecburen (ızdırarî) yapılan, geç kalınmış ve kendilerine hiçbir kurtuluş faydası sağlamayan trajik bir eylem olduğunu vurgular.
Dücane Cündioğlu, kelimeyi bilgi ve ikrarın ontolojik boyutu üzerinden inceler. İrfan (bilmek/tanımak) ile aynı kökten (a-r-f) gelen "itiraf" eyleminin; müşrik aklın dünyadayken körlükle "tanımadığı" (inkar ettiği) ilahi hakikati ve kendi günahını, ateşin içindeyken acı ve mutlak bir aydınlanmayla nihayet "tanıyıp" üstlenmesi (i'tiraf) olduğunu, ancak bu varoluşsal uyanışın cehennemde yankılanan faydasız bir feryattan öteye geçemediğini ifade eder.
Bi Zunûbinâ (بِذُنُوبِنَا)
İbn Fâris, "z-n-b" kökünün sözlükte "arka taraf, kuyruk, bir şeyin peşinden gelmek ve bir eylemin sonucu" anlamlarına geldiğini tespit eder. İnsanın işlediği kötü eyleme "zenb" (çoğulu zünûb) denilmesinin sebebinin, o eylemin yakıcı cezasının tıpkı bir kuyruk gibi kişinin peşinden ayrılmamasından kaynaklandığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, zenb kelimesinin, mutlak surette akıbeti kötü olan ve kişiyi izleyen yıkıcı eylemler olduğunu söyler. İnkarcıların "günahlarımızı itiraf ettik" (fa'terafnâ bi zunûbinâ) demelerinin; dünyadaki inatlarının, şirklerinin ve peygamberi yalanlamalarının (tekzib) bütün ahlaki ve ontolojik faturasını (kuyruğunu/sonucunu) nihayet boyun bükerek üstlenmeleri anlamına geldiğini vurgular.
Fe Hel (فَهَلْ)
İbn Fâris, nedensellik bildiren "fa" bağlacı ile cümleye soru anlamı katan "hel" (mı/mi/var mı?) edatının birleşimi olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "Acaba var mıdır?" (fe hel) sorusunun, bilgi edinmek amacıyla sorulmuş gerçek bir soru değil; mutlak kilitlenmişlik içindeki insanın çaresizliğini, pişmanlığını ve en ufak bir umut kırıntısı arayışını dışa vuran psikolojik bir yakarış (istifham-ı temenni) olduğunu söyler.
İlâ Hurûcin (إِلَى خُرُوجٍ)
İbn Fâris, "h-r-c" kökünün sözlükte "içeride olmanın (duhul) zıddı olarak dışarı çıkmak, kurtulmak, ayrılmak ve belirmek" anlamlarına geldiğini tespit eder. Yönelme edatı (ilâ) ile kullanılan hurûc kelimesinin, kapalı veya sıkıntılı bir alandan dışarıya doğru yapılan eylemi (çıkışı) nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, hurûc kavramının, bulunulan o dar, kuşatıcı ve yakıcı mekandan (cehennemden) dışarıya (dünyaya veya ferahlığa) kaçış arayışı olduğunu söyler. Azabı tadan insanın en temel varoluşsal refleksinin, o ateş çukurundan "çıkmak" istemesi olduğunu vurgular.
Min Sebîlin (مِنْ سَبِيلٍ)
İbn Fâris, "s-b-l" kökünün sözlükte "aşağı sarkıtmak, akmak ve üzerinde yürünen geniş/açık yol" anlamlarına geldiğini belirtir. Sebil kelimesinin, insanı istenen bir hedefe veya menzile ulaştıran rota, geçit ve çare olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "Çıkış için bir yol (sebîl) var mı?" feryadının, aslında olumlu bir cevap beklemekten ziyade, ilahi kuşatmanın (Muhît) farkına varmak ve hiçbir kurtuluş rotasının (sebîl) kalmadığını kabullenmek anlamına gelen eskatolojik bir teslimiyet ve iflas beyanı olduğunu vurgular.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimeyi ilahi adaletin ince ironisi bağlamında değerlendirir. Dünyadayken kendilerine açıkça sunulan ve peygamberlerin davet ettiği o geniş "sebilullah"ı (Allah'ın yolunu) kibirle, cedelle ve inatla reddedenlerin; cehennemde sıkışıp kaldıklarında çaresizce ufacık bir "çıkış yolu" (sebîl) aramalarındaki o muazzam teolojik orantıyı (kısası) ifade eder. Kendi iradeleriyle "yolu" (sebili) tıkayanlar, ahirette mutlak bir yolsuzluğa/çıkışsızlığa mahkum edilmişlerdir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla