تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'min Sûresi, 2. Ayet
Daralt
X
-
"Kitabın indirilişi Aziz ve Alîm olan Allah'ın katındandır."
Kitabın indirilişi. Bu beyanı Zümer sûresinin başında açıklamıştık. Yalnız oradaki beyan, "Azîz ve Hakîm olan Allah'ın katındandır" şeklinde idi. Burada ise Aziz ve Alîm olan Allah'ın katındandır buyurulmaktadır. Bunların ikisi de aynı mânaya gelirler. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Tenzîlu (تَنْزِيلُ)
İbn Fâris, "n-z-l" kökünün sözlükte "yukarıdan aşağıya inmek, yüksek bir makamdan daha alt bir makama intikal etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Tef'îl babındaki "tenzîl" mastarının, eylemin bir kerede toptan değil, parça parça, aşama aşama ve belirli bir süreklilik arz edecek şekilde indirilmesini ifade ettiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "tenzîl" eylemini "inzâl" (bir kerede indirme) eyleminden kesin çizgilerle ayırır. Kur'an için tenzîl kelimesinin kullanılmasının, vahyin insanların olaylarına, ihtiyaçlarına ve idrak kapasitelerine göre zamana yayılarak (tedricî olarak) peyderpey gönderilmesi gerçeğini yansıttığını söyler.
Gabriel Said Reynolds, tenzîl kavramını Kur'an'ın vahiy teolojisi (dogması) bağlamında inceler. Bu kelimenin, ilahi kelamın beşeri bir yazarın ilhamıyla değil, doğrudan doğruya göksel bir asıldan (arketipten) "aşağıya doğru dikte edilerek" (sending down) gönderildiği fikrini inşa ettiğini; bu yönüyle Kur'an'ın kendi kutsiyetini Yahudi ve Hristiyan vahiy modellerinden ayırarak saf ve dikey bir müdahale olarak sunduğunu iddia eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke döneminin polemik ortamı üzerinden değerlendirir. Müşriklerin "Bunu ona bir insan öğretiyor" veya "Eskilerin masalları" şeklindeki iftiralarına karşı surenin doğrudan "Tenzîl" kelimesiyle başlamasının; metnin kaynağının yeryüzü veya beşeri bir akıl değil, mutlak ve aşkın bir göksel makam olduğunu ilan eden sert bir teolojik savunma (reddiye) olduğunu ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "inmek" anlamındaki n-z-l kökünden türediğini; İslami terminolojide ilahi kelamın (Kur'an'ın) Levh-i Mahfûz'dan peygambere Cebrail vasıtasıyla parça parça ulaştırılması sürecini ve bizzat bu sürecin ürünü olan ilahi metni ifade ettiğini aktarır.
el-Kitâbi (الْكِتَابِ)
İbn Fâris, "k-t-b" kökünün sözlükte "bir araya getirmek, toplamak, dikiş dikmek, bağlamak ve yazmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. Harflerin ve kelimelerin bir anlam bütünlüğü oluşturacak şekilde bir araya getirilip kaydedilmesine "kitabet", bu şekilde derlenmiş metne de "kitap" denildiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, kitap kavramının sadece fiziksel olarak kağıda veya deriye yazılmış satırları değil; ilahi hükümlerin, yasaların ve hakikatlerin toplandığı, korunduğu ve kesinleştiği mutlak bilgi bütününü ifade ettiğini söyler. Tenzîl eyleminin doğrudan "Kitab"ı nitelemesinin, metnin ilahi katmanda çoktan bütünlüğe kavuşmuş, bozulmaz ve parçalanmaz bir sistem olduğunu gösterdiğini vurgular.
Arthur Jeffery, kitap kelimesinin kökeninin Kuzeybatı Sami dillerindeki dini literatüre dayandığını tartışır. Süryanice "kthaba" ve Aramice "kethaba" kelimeleriyle birebir akraba olan bu sözcüğün, İslam öncesi dönemde Hristiyan ve Yahudilerin kutsal ve yazılı ilahi vahiylerini nitelemek için kullandıkları merkezi bir terim olduğunu; Kur'an'ın bu terimi kullanarak, kendisinin de o köklü monoteistik "Kutsal Metin" geleneğinin nihai halkası olduğunu ilan ettiğini iddia eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın iletişim modelinde "Kitap" kavramını inceler. Bu kelimenin, Arap toplumunun bellek ve şiire dayalı şifahi (sözlü) kültürünü yıkarak, yerine değişmez, kurallar koyan ve sınırları ilahi otorite tarafından çizilmiş yepyeni bir "yazılı/kayıtlı" epistemolojik çağ başlattığını tespit eder.
Min (مِنَ)
İbn Fâris, Arapçada bir şeyin başlangıç noktasını, eylemin çıkış yerini ve menşeini bildiren bir harf-i cer (edat) olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, bu edatın "Tenzîl" (indirilme) eylemi ile "Allah" lafzı arasında mutlak bir nedensellik ve aidiyet bağı kurduğunu söyler. Kitabın kaynağının (min) doğrudan doğruya ilahi zat olduğunu; araya hiçbir beşeri hevesin, şeytani vesvesenin veya pagan unsurun karışmadığını ifade eder.
Allâhi (اللَّهِ)
İbn Fâris, bu ismin etimolojisinde "e-l-h" kökünün bulunduğunu, "ibadet edilen, sığınılan ve kudreti karşısında hayrete düşülen yegane varlık" anlamlarına geldiğini belirtir. İlah kelimesinin belirlilik takısı (el) almış hali olarak, her şeyin yaratıcısı olan mutlak otorite sahibinin özel ismi olduğunu kaydeder.
Arthur Jeffery, Allah kelimesinin kökeninin saf Arapça türetmelere dayanmakla birlikte, Kuzeybatı Sami dillerindeki (Süryanice "Alaha", İbranice "Eloah") monoteistik kullanımlarla derin bir tarihi bağ taşıdığını tartışır. Kur'an'ın, vahyin kaynağı olarak bu ismi kullanmasının, metni müşriklerin inandığı diğer alt tanrılardan (putlardan) arındırıp, tüm Ortadoğu teolojisinin tanıdığı en üst ve aşkın makama sabitlediğini iddia eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Allah isminin, varlığı zorunlu olan ve kainatı yoktan var eden mutlak yaratıcının has ismi olduğunu; O'nun bütün esmâ-i hüsnâyı (güzel isimleri) kendisinde toplayan en yüce makam olduğunu aktarır.
el-Azîzi (الْعَزِيزِ)
İbn Fâris, "a-z-z" kökünün sözlükte "güç, kuvvet, sağlamlık, yenilmezlik, üstün gelmek, değerlilik ve eşine az rastlanır olmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. Azîz isminin, zilletin ve zayıflığın mutlak zıddı olarak; hiçbir gücün karşısında duramayacağı, iradesi asla mağlup edilemeyen mutlak kudreti nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "izzet" kavramını "insanın veya bir varlığın yenilmesine, ezilmesine engel olan sarsılmaz hal" olarak tanımlar. Kitabı indiren Allah'ın "El-Azîz" sıfatıyla anılmasının; bu kitabın arkasında duran otoritenin müşriklerin alaylarıyla, baskılarıyla veya inkarlarıyla asla sarsılamayacağını, ilahi kelamın ontolojik olarak aşılmaz bir güce (izzete) dayandığını vurgular.
Dücane Cündioğlu, dildeki güç (izzet) kavramını salt bir fiziki şiddet değil, "yenilmezlik estetiği ve haysiyeti" olarak okur. Azîz isminin, vahyin (Kitab'ın) karşısında duran tüm sahte kelamları, pagan kibrini ve dünyevi otoriteleri ezip geçen, yalanlanmaya tenezzül etmeyen varoluşsal bir heybeti ve mutlak galibiyeti temsil ettiğini ifade eder.
el-Alîmi (الْعَلِيمِ)
İbn Fâris, "a-l-m" kökünün "bir şeyin hakikatine ve mahiyetine ulaşmayı sağlayan işaret (alamet), kesin idrak ve şüphesiz bilmek" anlamında olduğunu kaydeder. Mübalağa (kapsayıcılık/çokluk) veznindeki el-Alîm isminin, cehaletin mutlak zıddı olarak, eşyanın en ince detaylarını kuşatan sonsuz bilgi sahibini nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, bilginin (ilim) en üst derecesini temsil eden bu ismin, El-Azîz (mutlak güç) ismiyle yan yana (bağlaçsız) gelmesine dikkat çeker. Gücün (izzetin) tek başına yıkıcı bir zorbalık olabileceğini, ancak Allah'ın gücünün mutlak bir "bilgi ve hikmetle" (el-Alîm) dengelendiğini; indirilen kitabın da, insanın doğasını, evrenin yasalarını ve inkarcıların kalplerinden geçenleri kusursuzca "bilen" bir otoritenin eseri olduğunu vurgular.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, Alîm ismini insanın kendi otonomisine duyduğu kibre karşı ontolojik bir ayna olarak değerlendirir. İnsanın her şeyi bildiğini zannederek vahye itiraz etmesine karşılık, kitabın "el-Alîm" (her şeyi mutlak bilen) tarafından indirilmesinin, beşeri aklın ilahi bilgi karşısındaki mutlak acziyetini ve hiçliğini ilan eden ontolojik bir sınırlama/hatırlatma olduğunu tespit eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "bilmek" kökünden türeyen ve Allah'ın güzel isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri olduğunu; O'nun olmuş, olan ve olacak her şeyi, gizliyi ve açığı, bütünü ve parçayı ezelî ve ebedî ilmiyle kusursuzca kuşattığını ifade ettiğini aktarır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla