اَللّٰهُ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَنْعَامَ لِتَرْكَبُوا مِنْهَا وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۘ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'min Sûresi, 79. Ayet
Daralt
X
-
79. "Kimine binesiniz, kiminden yiyecek elde edesiniz diye sizin için hayvanları yaratan Allah'tır."
80. "Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır; gönüllerinizdeki bir ihtiyaca onlar üzerinde ulaşırsınız; onlarla ve gemilerle taşınırsınız."
Kimine binesiniz, kiminden yiyecek elde edesiniz diye sizin için hayvanları yaratan Allah'tır. Cenâb-ı Hakk'ın bu ve bundan önce geçen ilâhî beyanlarında insanlara hatırlatmış olduğu hususların iki mânası vardır. Birincisi, Allah insanlara lütfettiği nimetleri hatırlatmakta ve şöyle buyurmaktadır: "Allah, size geceyi ve gündüzü yarattı ki dinlenesiniz ve lütfundan rızkınızı arayasınız", "Yeryüzünü sizin için yerleşim alanı yapan, göğü de (üstünüze) bina eden, size şekil veren, şeklinizi de güzel yapan ve sizi temiz nimetlerle rızıklandıran Allah'tır". Sonra burada da Kimine binesiniz, kiminden yiyecek elde edesiniz diye sizin için hayvanları yaratan Allah'tır buyurmaktadır. Cenâb- Hak insanlara önce ilk yaratılışlarını hatırlatmaktadır: "Sizi toprak, sonra nutfe, sonra alaka aşamalarından geçirerek yaratan O'dur". Bu ilâhî kelâm, Cenâb-ı Hakkın vahdâniyetine, ilmine, tedbirine ve kudretine işaret etmektedir. Bundan sonra Allah, insanlara lütfettiği nimetleri sonuna kadar hatırlatmaktadır. Bu hatırlatmayı da insanların verilen nimetlere hamd ve şükür görevini eda etmeleri için yapmaktadır. Bu, ilk yorumdur.
İkincisi, Allah bu hatırlatma ile belirttiği ve saydığı bu nimetleri kendisi için değil, insanlar için yarattığını dile getirmektedir. En doğrusunu Allah bilir ya, sanki şunu söylemektedir: Bütün bu nimetler sizin için, sizin yararlanmanız ve istediğiniz gibi kullanmanız için yaratılmıştır. Öyle iken size ne oluyor da başka âlemlerde yaşayanlardan kimsenin yapmadığı kadar bu nimetleri şiddetle inkar ediyor ve nankörlük ediyorsunuz? Başka ålemlerde yaşayanlar, Allah'ın verdiği nimetlere ve bunlara şükretmeye sizden daha çok boyun eğip teslim oluyorlar.
Bu âyet-i kerime, Mütezile'nin iddiasını da reddetmektedir. Onlar diyorlar ki: Bir yavruya ve bir hayvana karşılığını vermeden acı çektirmeye Allah'ın hakkı yoktur. Halbuki binek hayvanlarının ve eti yenen hayvanların insanların emrine åmåde kılındığında, onları kullanma ve çeşitli yollarla onlardan yararlanma imkânı verildiğinde şüphe yoktur, bu ise onlara eziyet vermekte ve acı çektirmektedir. Bu durumda onların, karşılığını vermeden kimseye acı çektirmeye Allah'ın hakkı yoktur iddiasını, bunların razı olması kaydına da bağlamak gerekir. Çünkü bir karşılık vermekle konulan bir hüküm, sahibinin o karşılığa razı olması şartına bağlıdır. Bu varlıkların razı olmak gibi bir konumda olmadıklarına göre, karşılık vermeye de gerek yoktur. Bu söylediğimize göre âyet, Cenâb-ı Hakk'ın aslah (en uygun) olanı yaratmasının gerekli olmadığınına işaret etmektedir. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.
Sonra sözü edilen bu hayvanların yararları farklı farklıdır, kimisinden binmek, kimisinden yemek için faydalanılır; bazıları yününden, bazıları da tüyünden yararlanılır. Gemileri de ihtiyaçlarını elde etmek gayesiyle uzak diyarlara gidebilmeleri için lütuf ve ihsan olarak binek aracı yapmıştır. Ayet-i kerîme de bunu ifade etmektedir: Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır; gönüllerinizdeki bir ihtiyaca onlar üzerinde ulaşırsınız; onlarla ve gemilerle taşınırsınız.
Yorumu Yorumla
-
Allâhu (اللَّهُ)
İbn Fâris, varlığı zorunlu olan, mutlak otorite ve kâinatın tek yaratıcısının has ismidir. Cümlenin başında (müpteda olarak) yer almasının, evrendeki tüm ekolojik ve biyolojik lütufların yegâne failini ve kaynağını zihinlere sarsılmaz bir şekilde sabitlediğini belirtir.
Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninin Ortadoğu'nun monoteistik geleneğiyle (Süryanice "Alaha", İbranice "Elohim") derin bir felsefi ve tarihi bağ taşıdığını, Kur'an'ın bu ismi kâinatın o tek, mutlak ve aşkın Yaratıcısını niteleyen en temel teolojik mühür olarak kullandığını tartışır.
Ellezî (الَّذِي)
İbn Fâris, eril tekil varlıkları nitelemek ve peşinden gelecek olan o devasa varoluşsal tasarrufu (hayvanların insanın emrine verilmesini) doğrudan o mutlak faile bağlamak için kullanılan ism-i mevsûl (ilgi zamiri) olduğunu belirtir.
Ceale (جَعَلَ)
İbn Fâris, "c-a-l" kökünün sözlükte "bir şeyi bir halden başka bir hale çevirmek, dönüştürmek, düzenlemek, var etmek, kılmak ve işlev kazandırmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. Mazi (geçmiş zaman) fiil formundaki "ceale" (kıldı / yaptı / düzenledi) kelimesinin, evrensel bir tasarrufu ve ontolojik bir şekillendirme eylemini nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ceale" (kıldı/yaptı) eyleminin felsefi olarak sıradan bir yoktan var etme (halk) eyleminden daha spesifik olduğunu söyler. Var olan bir nesneye (hayvanlara), insanın yaşamına ve medeniyet kurmasına uygun yeni bir işlev, uysallık ve form kazandırmak (tasrih/tahvil) olduğunu; vahşi doğanın insan için "düzenlenmesini" ifade ettiğini vurgular.
Lekumu (لَكُمُ)
İbn Fâris, aidiyet, tahsis ve yönelim bildiren "lâm" (le) edatı ile muhatap çoğul zamiri "kum" (sizin) kelimesinin birleşimi olduğunu; eylemin (hayvanların evcilleştirilip işlevsel kılınmasının) doğrudan insanın faydası, konforu, rızkı ve varoluşsal ihtiyacı için (sizin için / size özel olarak) kurgulandığını kaydeder.
el-En'âme (الْأَنْعَامَ)
İbn Fâris, "n-a-m" kökünün sözlükte "yumuşaklık, pürüzsüzlük, refah, hayatın kolaylaşması ve rahatlık" anlamlarına geldiğini tespit eder. "Ne'am" kelimesinin çoğulu olan el-en'âm kelimesinin; insana et, süt, yün ve binek sağlayarak onun hayatındaki zorlukları yumuşatan, yeryüzündeki evcil ve otçul sürü hayvanlarını (deve, sığır, koyun, keçi) nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın karşılıksız lütfunu ifade eden "ni'met" kavramının da bizzat bu kökten (n-a-m) türediğini söyler. Kur'an'ın bu hayvanlara "en'âm" ismini vermesinin; onların sadece biyolojik birer canlı türü olmadıklarını, insan hayatını ayakta tutan o devasa ve somut ilahi "nimetlerin" tecessüm etmiş (ete kemiğe bürünmüş) halleri olduklarını vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında bu kelimeyi tevhidin inşası bağlamında inceler. Cahiliye dönemi Arap müşriklerinin (Bedevilerin) deveyi veya sürüyü sadece kendi kabilevi güçlerinin, ticari başarılarının ve dünyevi gururlarının bir nesnesi olarak gördüklerini; Kur'an'ın ise "en'âm" (nimetler) kelimesini kullanarak bu hayvanları salt birer meta olmaktan çıkarıp, insanın Yaratıcısına şükretmesini zorunlu kılan sarsılmaz ontolojik ve ekolojik "ayetler/deliller" seviyesine yükselttiğini tespit eder.
Li Terkebû (لِتَرْكَبُوا)
İbn Fâris, amaç ve gaye bildiren "lâm" (li) edatı ile "r-k-b" kökünden türeyen muzari çoğul fiilin birleşimidir. R-k-b kökünün sözlükte "bir şeyin üzerine çıkmak, binmek, üstte yerleşmek ve binek olarak kullanmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. "Li terkebû" (binesiniz diye / üzerlerine çıkasınız diye) eyleminin, o cüsseli hayvanların insanın seyahat etmesi ve yük taşıması gayesiyle onun emrine amade edilmesini nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, rükûb (binme) eyleminin, zayıf olanın kendisinden çok daha büyük ve güçlü bir varlığa tahakküm etmesini (teshîr) anlattığını söyler. İnsanın kendi kas gücüyle o devasa hayvanlara boyun eğdirmesinin mümkün olmadığını, bu "binme" (rükûb) eyleminin bizzat Allah'ın o hayvanların fıtratına yerleştirdiği itaat (ceale) sayesinde gerçekleşebildiğini vurgular.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiili ontolojik bir boyun eğdirme (teshîr) felsefesi üzerinden değerlendirir. Fiziksel olarak son derece kırılgan ve zayıf olan insanın, kendisinden tonlarca ağır ve güçlü olan hayvanların sırtına çıkıp (li terkebû) onlara yön verebilmesinin insanın kendi dehası değil, kâinatın sahibinin insana olan şefkatli müdahalesi olduğunu; kibre kapılan insanın (müstekbirin) bindiği o hayvana bakarak aslında kendi "acziyetini" idrak etmesi gerektiğini ifade eder.
Minhâ (مِنْهَا)
İbn Fâris, ayrılma ve bir kısmını ifade etme (teb'îz) bildiren "min" (den/dan, bir kısmı) edatı ile dişil çoğul kabul edilen hayvanlara (en'âm) dönen "hâ" (onlar) zamirinin birleşimidir. "Onların bir kısmından/bazılarından" anlamını taşıyarak, yaratılan o devasa hayvan popülasyonu içinde at, deve, merkep gibi binek (rükûb) olmaya spesifik olarak tahsis edilmiş olan kategoriyi işaret eder.
Ve Minhâ (وَمِنْهَا)
İbn Fâris, atıf "ve" bağlacı ile "onların bir kısmından/bazılarından" anlamındaki "minhâ" tamlamasının tekrarıdır. Aynı türün (en'âm) içinde barınan o muazzam biyolojik ve işlevsel çeşitliliğe geçiş yaparak, nimetin ikinci büyük fonksiyonunu başlatır.
Te'kulûne (تَأْكُلُونَ)
İbn Fâris, "e-k-l" kökünün sözlükte "bir şeyi çiğnemek, yutmak, tüketmek, beslenmek ve rızıklanmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. Muzari çoğul formdaki "te'kulûne" (yiyorsunuz / besleniyorsunuz) fiilinin, insanın bedensel varoluşunu idame ettirebilmesi için doğadaki o en temel biyolojik tüketim eylemini nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, ekl (yeme) kavramının yeryüzündeki en vazgeçilmez bedensel ihtiyaç olduğunu söyler. Ayetin "bineklikten" hemen sonra "yemeye" (te'kulûn) geçmesinin; en'âmın (hayvanların) insana sadece dışsal bir lojistik destek (ulaşım) sağlamadığını, aynı zamanda insanın kendi hücrelerine karışıp onu içten içe yaşatan (gıda/et/süt) o mutlak ve çok boyutlu ilahi rızkı tamamladığını vurgular.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu eylemi teolojik bir argüman (ayet) inşası olarak okur. Kur'an'ın Allah'ın varlığını ispatlamak için soyut, uzak ve anlaşılmaz felsefi teoriler (cedel) kurmadığını; tam tersine, müşriklerin her gün hayatın tam merkezinde tecrübe ettikleri, sırtına "bindikleri" ve etini "yeyip" sütünü içtikleri (te'kulûn) o sıradan hayvanları devasa birer "tevhid kanıtına" dönüştürdüğünü; kâinatın sahibinin insana bu kadar şefkatle yaklaşmasına rağmen insanın nankörlük ve kibir üretmesinin varoluşsal bir akıl tutulması olduğunu ifade eder. İnsan yediği lokmada (ekl) Yaratıcısını bulmalıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla