تَدْعُونَن۪ي لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِه۪ مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۘ وَاَنَا۬ اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَز۪يزِ الْغَفَّارِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'min Sûresi, 42. Ayet
Daralt
X
-
"Siz bana Allah'ı inkâr etmem, hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım varlıkları O'na ortak koşmam için çağrıda bulunuyorsunuz; ben ise sizi izzet sahibi, çok bağışlayıcı olan Allah'a davet ediyorum."
Sonra onların yaptığı davetin ne olduğunu açıklamakta, o adamın ise onları kurtuluş yoluna davet ettiğini beyan etmektedir: Siz bana Allah'ı inkâr etmem, hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım şeyleri O'na ortak koşmam için çağrıda bulunuyorsunuz; ben ise sizi izzet sahibi, çok bağışlayıcı olan Allah'a davet ediyorum. Bu beyan, mümin adamın yaptığı davetin kurtuluş yolu olduğunu, onların ise heläke çağırdıklarını açıklamaktadır. Sonra hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım varlıkları O'na ortak koşmam için cümlesindeki hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım ifadesi, bazan gerçekten bilginin yokluğunu belirtmek için kullanılır, yani böyle bir bilgi bende yok, demektir. Bunda, söylenenin aksine ve zıddına bir bilginin ispatı vardır. Yani adam şunu söylüyor: Ne ortağı ve ne de diğerleri hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım varlıkları Allah'a ortak koşmamı istiyorsunuz. Yahut şunu söylemektedir: Hakkında sizin hiçbir bilgiye sahip olmadığınız varlıklar nedeniyle benim Allah'ı inkâr etmemi ve O'na ortak koşmamı istiyorsunuz. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ted'ûnenî (تَدْعُونَنِي)
İbn Fâris, "d-a-v" kökünün sözlükte "çağırmak, nida etmek, birinden bir şey talep etmek ve yönlendirmek" anlamlarına geldiğini tespit eder. İkinci çoğul şahıs muzari fiil ile birinci tekil şahıs zamirinin birleşimi olan "ted'ûnenî" (siz beni çağırıyorsunuz) kelimesinin, muhatapların örgütlü ve ısrarlı bir şekilde kişiyi kendi saflarına çekme çabasını nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, davet (çağrı) eyleminin, kişinin inancını ve aidiyetini değiştirmeye yönelik kasıtlı bir müdahale olduğunu söyler. "Beni çağırıyorsunuz" eyleminin, Firavun oligarşisinin mümin adamı sadece fiziksel olarak değil, ideolojik olarak da kendi sapkın sistemlerine entegre etme yönündeki o boğucu mahalle baskısını ve asabiyet dayatmasını vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın diyalektik yapısında "davet" eylemini inceler. Önceki ayette mümin adamın "Ben sizi kurtuluşa (necât) çağırıyorum" demesine karşılık, sistemin "Biz de seni kendi yolumuza çağırıyoruz" diyerek uyguladığı bu karşı-davetin; şirk nizamının, kendi içindeki tevhidi çatlakları (muhalif sesleri) yok etmek için kullandığı en temel asimilasyon ve psikolojik savaş stratejisi olduğunu tespit eder.
Li Ekfura (لِأَكْفُرَ)
İbn Fâris, amaç ve gaye bildiren "lâm" (li) edatı ile "k-f-r" kökünden birinci tekil şahıs muzari fiilin birleşimi olduğunu belirtir. K-f-r kökünün sözlükte "bir şeyin üzerini örtmek ve gizlemek" anlamına geldiğini, inkar eyleminin hakikati kasten örtbas etme iradesini nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, küfür eyleminin Allah'ın varlığını, birliğini ve nimetlerini fıtrata aykırı bir şekilde yalanlamak olduğunu söyler. "İnkar edeyim diye" (li ekfura) formülünün; Firavun meclisinin mümin adamdan sadece siyasi bir itaat değil, doğrudan doğruya varoluşsal bir "hakikati örtbas etme" (küfür) suçu işlemesini talep ettiklerini ve bu çağrının ne kadar ahlaksızca bir cüret olduğunu ifşa ettiğini vurgular.
Billâhi (بِاللَّهِ)
İbn Fâris, bağlaç olan "bi" edatı ile mutlak yaratıcının has ismi olan "Allah" lafzının birleşimidir. İnkârın kime yönelik talep edildiğini işaret eder.
Arthur Jeffery, "Allah" isminin Ortadoğu'nun monoteistik geleneğindeki köklerine dikkat çeker. Firavun meclisinin, mümin adamı sahte tanrılara (Firavun'a veya Mısır panteonuna) kulluğa çağırırken, ondan asıl reddetmesini istedikleri gücün (kâinatın yegâne yaratıcısı olan Allah'ın), pagan sistemi temelden sarsan o en büyük teolojik otorite olduğunu iddia eder.
Ve Uşrike (وَأُشْرِكَ)
İbn Fâris, atıf (ve) bağlacı ile "ş-r-k" kökünün sözlükte "ortak olmak, pay sahibi olmak ve iki şeyi birbirine katmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. İf'al babındaki birinci tekil şahıs muzari fiil olan "uşrike" (ortak koşayım) kelimesinin, mülkte, otoritede ve yaratmada yegane olan Allah'a sahte eşler (ortaklar) tayin etme eylemini nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, şirk kavramının, Allah'a ait olan mutlak sıfatları (otorite, yasa koyma, rızık verme) O'nun dışındaki aciz varlıklara (örneğin Firavun'a) paylaştırmak olduğunu söyler. "Allah'a ortak koşayım diye" (ve uşrike) ifadesinin, inkârın (küfrün) hemen ardından ikinci ve en yıkıcı aşama olarak devreye sokulduğunu; putperest aklın, tevhidi yıktıktan sonra yerine mutlaka hiyerarşik bir sahte tanrılar sistemi (şirk) inşa etmek zorunda olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojisinde şirk eylemini en büyük varoluşsal sapma olarak değerlendirir. Müşrik sistemin mümin adamdan istediği "şirk koşma" eyleminin, aslında evrenin o kusursuz tekil otoritesini (tevhid) parçalayarak, insanın fıtratını bölen ve onu yeryüzündeki tiranlara kul eden karanlık bir paganist kölelik sözleşmesi olduğunu tespit eder.
Bihî (بِهِ)
İbn Fâris, "bi" (ile/ona) edatı ve "hî" (O'na) zamirinin birleşimidir. Şirkin kime karşı işlendiğini (doğrudan Allah'a) işaret eder.
Mâ (مَا)
İbn Fâris, ism-i mevsul (ilgi zamiri) olarak "o şeyi ki, hakkında" anlamlarını taşıdığını belirtir.
Leyse (لَيْسَ)
İbn Fâris, "l-y-s" kökünden türeyen ve cümlenin bildirdiği yargıyı mutlak surette olumsuzlayan, "değildir, yoktur" anlamında bir fiil/edat olduğunu kaydeder.
Lî (لِي)
İbn Fâris, "benim için, bana ait, bende" anlamında mülkiyet/aidiyet bildiren edat ve zamir birleşimidir.
Bihî (بِهِ)
İbn Fâris, "Onunla ilgili, onun hakkında" anlamında zamir içeren zarftır.
Ilmun (عِلْمٌ)
İbn Fâris, "a-l-m" kökünün sözlükte "bir şeyin hakikatine ve mahiyetine ulaşmayı sağlayan kesin idrak, iz, nişan ve cehaletin zıddı" anlamlarına geldiğini tespit eder. İlim kelimesinin, şüphe barındırmayan, gerçeğe mutlak uygunluk gösteren bilgi ve kanıtı nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramının sadece teorik bir ezber olmadığını, aklın ve vahyin onayladığı sarsılmaz delil (beyyine) olduğunu söyler. Mümin adamın "Hakkında hiçbir bilgim/kanıtım (ilim) olmayan şeyi O'na ortak koşmaya beni çağırıyorsunuz" (mâ leyse lî bihî ılmun) savunmasının; şirkin epistemolojik (bilgisel) olarak tamamen mesnetsiz, boş, akıl dışı ve hiçbir rasyonel dayanağı olmayan felsefi bir safsata olduğunu Firavun meclisinin suratına çarptığını vurgular.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadeyi şirkin entelektüel iflası bağlamında inceler. İnsanın, hakkında hiçbir "bilimsel, mantıksal veya ilahi" (ilim) kanıt bulunmayan sahte tanrılara (putlara veya Firavunlara) sırf atalarından gördüğü veya devlet öyle emrettiği için körü körüne tapmasının; aklı devre dışı bırakan muazzam bir cehalet ve şarlatanlık olduğunu; mümin adamın da bu akıl dışı kabileci/devletçi dayatmayı (şirki) "delilsizlik/ilimsizlik" üzerinden yerle bir ettiğini ifade eder.
Ve Enâ (وَأَنَا)
İbn Fâris, atıf "ve" bağlacı ile birinci tekil şahıs "ben" zamirinin birleşimidir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, cümlenin ortasında yer alan "Halbuki ben" (ve enâ) çıkışını, ontolojik bir kopuş ve şahsiyet inşası olarak değerlendirir. Bütün bir Mısır aristokrasisinin ve devletin (siz) onu şirke çağırmasına karşılık; mümin adamın o devasa kitle karşısında kendi bireyselliğini ve aklını ezdirmeden, yapayalnız ama dağ gibi bir özgüvenle "Ben ise" (ve enâ) diyerek kendi teolojik karşı-çağrısını başlatmasının, imanın insana verdiği o mutlak varoluşsal cesareti ve hürriyeti resmettiğini ifade eder.
Ed'ûkum (أَدْعُوكُمْ)
İbn Fâris, "d-a-v" kökünden birinci tekil şahıs muzari fiil (ben çağırıyorum/davet ediyorum) ile "kum" (sizi) muhatap zamirinin birleşimidir.
Râgıb el-İsfahânî, "Ben sizi davet ediyorum" eyleminin; sayıca azlığa veya gücsüzlüğe rağmen, hakikati temsil eden aklın, bâtılı temsil eden kalabalıklara karşı yürüttüğü o asil, kesintisiz ve şefkatli tebliğ (kurtarma) operasyonunu nitelediğini söyler.
İle'l Azîzi (إِلَى الْعَزِيزِ)
İbn Fâris, yönelme edatı "ilâ" ile "a-z-z" kökünün birleşimidir. A-z-z kökünün sözlükte "direnmek, mağlup edilememek, nadir bulunmak, eşsiz güç ve üstünlük" anlamlarına geldiğini tespit eder. El-Azîz isminin, iradesine asla karşı konulamayan, mülkünde yenilgi yüzü görmeyen mutlak izzet ve kudret sahibini nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, azîz kavramının, suni bir zorbalık (cebbârlık) değil, zatından kaynaklanan ontolojik bir yenilmezlik olduğunu söyler. Mümin adamın Firavun meclisini "El-Azîz olana" çağırmasının; Firavun'un o sahte, ordulara dayanan ve ölümlü "kudretine" karşılık, evrenin asıl sahibinin (Allah'ın) o sarsılmaz ve mutlak kudretini meclisin zihnine bir balyoz gibi indiren teolojik bir mukayese (kıyas) olduğunu vurgular.
Dücane Cündioğlu, dildeki güç/izzet kavramını varoluşsal bir hiyerarşi üzerinden okur. Dünyevi iktidarların "izzeti" pamuk ipliğine ve kaba kuvvete bağlıyken; Allah'ın "El-Azîz" olmasının, O'nun kudretinin hiçbir yeryüzü tiranı tarafından sarsılamayacağı gerçeğini ilan ettiğini; bu ismin, Firavun'un o şişirilmiş egosunu anında sıfırlayan mutlak bir ontolojik üstünlük makamı olduğunu ifade eder.
el-Ğaffâr (الْغَفَّارِ)
İbn Fâris, "ğ-f-r" kökünün sözlükte "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek, korumak ve günahı bağışlamak" anlamlarına geldiğini tespit eder. Mübalağa (aşırılık) veznindeki "El-Ğaffâr" isminin, kullarının günahları ne kadar çok ve ağır olursa olsun, onları inatla, sürekli ve sonsuz bir şefkatle örten/bağışlayan makamı nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ğafur/ğaffâr" kavramının sadece cezayı iptal etmek değil, o günahın izlerini ve utancını da ilahi bir lütufla ortadan kaldırmak olduğunu söyler.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, "El-Azîz" (Mutlak Güçlü) ve "El-Ğaffâr" (Çokça Bağışlayan) isimlerinin bu ayette yan yana (terkip halinde) getirilmesinin muazzam bir sosyo-psikolojik mesaj taşıdığını değerlendirir. Yeryüzünde gücü eline geçirenler (Firavun gibi tiranlar) genellikle acımasızlaşır ve zorbalaşırken (kibir); Allah'ın mutlak ve yenilmez gücünün (El-Azîz), aynı zamanda mutlak bir şefkat ve bağışlayıcılıkla (El-Ğaffâr) dengelendiğini belirtir. Mümin adamın bu iki ismi zikrederek meclise şu mesajı verdiğini ifade eder: "Siz bebekleri öldüren aciz bir tirana tapıyorsunuz; ben ise sizi, her şeye gücü yettiği halde, tövbe ederseniz bunca suçunuza (küfrünüze) rağmen sizi şefkatle affedecek olan mutlak güce ve merhamete çağırıyorum."
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla