Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mâûn Sûresi, 5. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mâûn Sûresi, 5. Ayet

    اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elleżîne hum ‘an salâtihim sâhûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      4. "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,"

      5. "Namazlarını ciddiye almazlar."

      6. "Hem de onlar gösteriş yaparlar."


      Bu ilâhî beyan münâfıklar hakkında ise nifak ehli hep böyledir, yerine getirdikleri dini bir görev olursa mutlaka gayri ciddi ve gafil davranırlar, yaptıkları bir taat varsa bunu gösteriş için yaparlar, şu âyetlerde belirtildiği gibi: “Namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az hatıra getirirler”; “...Namaza üşenerek gelirler ve istemeyerek harcama yaparlar”*. Görüldüğü üzere Cenâb-ı Hak bu âyetlerinde, münafıkların tembellik ve isteksizlikleriyle cimriliklerini anlatmıştır. Allah Teâlâ'nın Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki diye başlayıp münafıklar hakkında devam eden beyanları da biraz önce bahsettiğimiz niteliklerin çizgisini izlemiş olabilir. Bunun yanında sözü edilen âyetlerin kâfirler hakkında olması da imkân dâhilindedir. Çünkü kâfirler de bir tür namaz görevi ifa ederlerdi, şu âyet-i kerimede yer aldığı üzere: “Onların Beytullah yanındaki duaları (salât) ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildi”*. Cenâb-ı Hak bu beyanıyla müşriklere ait namazın gerçekte namaz niteliği taşımadığını haber vermiştir. [$]Bahis konusu namazın gerçek şekline bürünmüş olması da imkân dahilindedir. Nakledildiğine göre Mekke müşrikleri putlarına yönelerek bir tür namaz kılarlardı; bununla da putlara olan bağlılıklarının ileri boyutlara ulaştığını halka göstermeyi amaçlarlardı. Kendilerinden kopmayı aklından geçirenler onların bu davranışlarını görünce doğru yolda olduklarını zannederlerdi. Sonuç olarak müşriklerin bu davranışında Peygamber'e itaatten alıkoyma ve insanların ona yönelik teveccühünü bertaraf etme faktörü vardı. Yukarıdaki âyette geçen “ıslık çalmak ve el çırpmak” buna yönelik bir içerik taşır.

      Tefsirinin yapılmasına çalışılan ilâhî beyanın boyun eğiş ve itaat arzediş anlamından kinaye olması da muhtemeldir. Buna göre âyet “Yazıklar olsun o itaat etmeyen ve boyun eğmeyenlere” mânasına gelir.

      Namazlarını Ciddiye Almayanlar

      Aziz ve Celîl olan Allah’ın Namazlarını ciddiye almayanlar meâlindeki beyanın iki anlama gelmesi muhtemeldir. Birincisi kendi yararına olan namazlarını terk ettiler mânasına. “Kendileri için olan namazların anlamı namazın Allah’a yönelik olması, onu Allah’a tahsis etmeleri, O’ndan başkasına, putlara ve başka varlıklara yönelik olarak kılmamalarıdır. Zira namazı Allah rızası için kılanın bu davranışının yararı, gerçekte pek değerli manevî mükâfatı açısından kendisine döner. Müşrikler namazı terk etmek suretiyle kendilerine zarar getirmiş olurlar. Kendilerince ifa ettikleri namazı da zararı ve faydası dokunmayan putlara yönelik kılmışlardır.

      İkincisi, namazı zayi ettikleri zaman onu ciddiye almamış olurlar. Bu mâna “Namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar”' meâlindeki âyet-i kerîmenin tefsirinde İbn Mesûd’un mushafındaki şu beyanıyla uyum içindedir: Namaza kendilerini vermedikleri (sehv) için o, kendilerini âyette sözü edilen çirkinliklerden alıkoymamıştır. İbn Abbâs’tan (r.a.) Resûlullah’a nispet edilerek nakledilen rivayete göre “Vaktinden sonraya bırakırlar” diye açıklanmıştır.

      Müfessir Mücâhid şöyle demiştir: "Sâhî" (ساهي) namazı kılıp kılmadığına aldırmayan kimsedir. Görmez misin ki Cenâb-ı Hak Onlar gösteriş yapanlardır buyurmuştur. Hasan-ı Basrî ise âyetlerin konu edindiği kişilerin namazı vaktinde edâ etmeyen, kıldıklarında da gösterişe kaçan münafıklar olduğunu belirtmiştir. Sâd [b. Ebû Vakkâs] "sehv" kavramını "vaktinde kılmamak" diye açıklamış*, Ebu'l-Âliye" ise "sâhî" (ساهي) secdeden çift rekate mi tek rekate mi kalktığını bilmeyen kimsedir demiştir. Süleyman'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah'a hamd ve şükürler olsun ki "namazlarında sehvedenler" dememiş, namazlarından gaflet edenler buyurmuştur.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Salâtihim (صَلَاتِهِمْ)

        İbn Fâris, s-l-v kökünün temelinde bir şeye yönelmek, ona bağlı kalmak ve bir şeyi takip etmek anlamlarının bulunduğunu belirtir; at yarışlarında öndekinin hemen arkasından gelene "musalli" denilmesinden hareketle, bu kelimenin ilahi emre sarsılmaz bir bağlılığı ve onu izlemeyi temsil ettiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, salat kelimesinin aslen dua ve istigfar anlamına geldiğini, ancak şer’i bir terim olarak belirli rükünleri olan ibadeti ifade ettiğini kaydeder; bu ayette "salatihim" (onların namazları) şeklindeki iyelik kullanımının, kişilerin namazı sadece bir dış form olarak sahiplenmelerine ancak ruhundan uzaklaşmalarına işaret ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini Süryanice "şlōthā" veya Aramice "şelōthā" formlarına dayandırarak, bu terimin İslam öncesi dönemde Yakın Doğu'daki monoteistik geleneklerde dua ve ibadet anlamında yerleşik olduğunu ve Kur'an'ın bu kavramı kendi özgün teolojik bağlamında yeniden yapılandırdığını ifade eder. Christoph Luxenberg, Süryanice "slā" (eğilmek, yönelmek, ibadet etmek) fiiliyle olan kökensel bağı vurgulayarak, buradaki kullanımın sadece ritüelistik bir eylemi değil, kişinin yaratıcısı karşısındaki varoluşsal duruşunu ve sadakatini temsil ettiğini savunur. Toshihiko Izutsu, salat kavramının semantik evrimini incelerken, kelimenin Cahiliye'deki "takdis etme" anlamından İslam ile birlikte "Allah'a mutlak boyun eğme ritüeli"ne dönüştüğünü; ancak bu ayetteki bağlamın, namazın ahlaki bir transformasyon yaratması gerekirken, kişiyi riyadan ve gafletten kurtarmayan bir şekilciliğe dönüştüğü eleştirisini barındırdığını belirtir. Angelika Neuwirth, bu ayetteki salat vurgusunun cemaat kimliği ve sosyal sorumlulukla olan ilişkisine dikkat çeker; namazın sadece bireysel bir eylem değil, toplumsal vicdanın bir yansıması olduğunu, buradaki eleştirinin ise namazın sosyal ve ahlaki boyutunun ihmal edilmesine yönelik olduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'daki salat kullanımının Geç Antik Çağ'daki Yahudi ve Hristiyan dua pratikleriyle olan terminolojik sürekliliğine işaret ederek, ayetin ibadetin samimiyetine vurgu yapan evrensel bir ahlaki mesaj taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki salatın sadece secdelerden ibaret olmadığını, Allah ile kurulan bağın bir tezahürü olduğunu; "onların namazları" ifadesindeki kınamanın, ibadeti bir gösteriş ve ruhsuz bir alışkanlık haline getirenlere yönelik olduğunu vurgular.

        Sâhûn (سَاهُونَ)

        İbn Fâris, s-h-v kökünün bir şeyden gafil olmak, onu unutmak ve önemsememek anlamına geldiğini belirtir; kelimenin aslen dikkatin dağılması ve kalbin başka şeylerle meşgul olması durumunu ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, sehv kavramını "bir şeyin farkında olmama hali" olarak tanımlar ve bunu kasıtlı olmayan unutkanlıktan (nisyan) ayırır; ancak bu ayetteki "sahun" vasfının, namazın vaktini, şartlarını ve en önemlisi namazın amacını bilinçli bir duyarsızlıkla geçiştirenler için kullanıldığını, bunun bir yanılma değil bir karakter zaafı olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetteki "an" edatıyla (salatlarından gafil olanlar) birlikte kullanımının çok kritik olduğunu belirtir; eğer "fi" edatı kullanılsaydı namazın içindeki insani yanılmaları ifade edeceğini, "an" edatının ise namazın bizatihi kendisinden, ruhundan ve disiplininden uzaklaşmayı, onu bütünüyle ciddiye almamayı simgelediğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi bir "ontolojik kayıtsızlık" hali olarak analiz eder; sahu'nun sadece zihinsel bir dalgınlık değil, kişinin hesap gününe olan inancının zayıflığı nedeniyle dini yükümlülüklerine karşı sergilediği küçümseyici tavrın bir sonucu olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, sahun kelimesinin ifade ettiği gafletin, namazın sosyal hayattaki yansımalarına, yani yetimi korumaya ve yoksulu doyurmaya engel olan o bencil ruh haline işaret ettiğini; buradaki kişilerin namaz kıldıklarını sanmalarına rağmen aslında namazın hakikatinden fersah fersah uzak olduklarını ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin vurguladığı durumun, ibadeti bir angarya olarak görmek veya onu dünyevi çıkarların gerisine itmek olduğunu; bu durumun inkarın eyleme dökülmüş gizli bir biçimi olarak sunulduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X