Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mâûn Sûresi, 4. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mâûn Sûresi, 4. Ayet

    فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feveylun lil-musallîn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      4. "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,"

      5. "Namazlarını ciddiye almazlar."

      6. "Hem de onlar gösteriş yaparlar."


      Bu ilâhî beyan münâfıklar hakkında ise nifak ehli hep böyledir, yerine getirdikleri dini bir görev olursa mutlaka gayri ciddi ve gafil davranırlar, yaptıkları bir taat varsa bunu gösteriş için yaparlar, şu âyetlerde belirtildiği gibi: “Namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az hatıra getirirler”; “...Namaza üşenerek gelirler ve istemeyerek harcama yaparlar”*. Görüldüğü üzere Cenâb-ı Hak bu âyetlerinde, münafıkların tembellik ve isteksizlikleriyle cimriliklerini anlatmıştır. Allah Teâlâ'nın Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki diye başlayıp münafıklar hakkında devam eden beyanları da biraz önce bahsettiğimiz niteliklerin çizgisini izlemiş olabilir. Bunun yanında sözü edilen âyetlerin kâfirler hakkında olması da imkân dâhilindedir. Çünkü kâfirler de bir tür namaz görevi ifa ederlerdi, şu âyet-i kerimede yer aldığı üzere: “Onların Beytullah yanındaki duaları (salât) ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildi”*. Cenâb-ı Hak bu beyanıyla müşriklere ait namazın gerçekte namaz niteliği taşımadığını haber vermiştir. [$]Bahis konusu namazın gerçek şekline bürünmüş olması da imkân dahilindedir. Nakledildiğine göre Mekke müşrikleri putlarına yönelerek bir tür namaz kılarlardı; bununla da putlara olan bağlılıklarının ileri boyutlara ulaştığını halka göstermeyi amaçlarlardı. Kendilerinden kopmayı aklından geçirenler onların bu davranışlarını görünce doğru yolda olduklarını zannederlerdi. Sonuç olarak müşriklerin bu davranışında Peygamber'e itaatten alıkoyma ve insanların ona yönelik teveccühünü bertaraf etme faktörü vardı. Yukarıdaki âyette geçen “ıslık çalmak ve el çırpmak” buna yönelik bir içerik taşır.

      Tefsirinin yapılmasına çalışılan ilâhî beyanın boyun eğiş ve itaat arzediş anlamından kinaye olması da muhtemeldir. Buna göre âyet “Yazıklar olsun o itaat etmeyen ve boyun eğmeyenlere” mânasına gelir.

      Namazlarını Ciddiye Almayanlar

      Aziz ve Celîl olan Allah’ın Namazlarını ciddiye almayanlar meâlindeki beyanın iki anlama gelmesi muhtemeldir. Birincisi kendi yararına olan namazlarını terk ettiler mânasına. “Kendileri için olan namazların anlamı namazın Allah’a yönelik olması, onu Allah’a tahsis etmeleri, O’ndan başkasına, putlara ve başka varlıklara yönelik olarak kılmamalarıdır. Zira namazı Allah rızası için kılanın bu davranışının yararı, gerçekte pek değerli manevî mükâfatı açısından kendisine döner. Müşrikler namazı terk etmek suretiyle kendilerine zarar getirmiş olurlar. Kendilerince ifa ettikleri namazı da zararı ve faydası dokunmayan putlara yönelik kılmışlardır.

      İkincisi, namazı zayi ettikleri zaman onu ciddiye almamış olurlar. Bu mâna “Namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar”' meâlindeki âyet-i kerîmenin tefsirinde İbn Mesûd’un mushafındaki şu beyanıyla uyum içindedir: Namaza kendilerini vermedikleri (sehv) için o, kendilerini âyette sözü edilen çirkinliklerden alıkoymamıştır. İbn Abbâs’tan (r.a.) Resûlullah’a nispet edilerek nakledilen rivayete göre “Vaktinden sonraya bırakırlar” diye açıklanmıştır.

      Müfessir Mücâhid şöyle demiştir: "Sâhî" (ساهي) namazı kılıp kılmadığına aldırmayan kimsedir. Görmez misin ki Cenâb-ı Hak Onlar gösteriş yapanlardır buyurmuştur. Hasan-ı Basrî ise âyetlerin konu edindiği kişilerin namazı vaktinde edâ etmeyen, kıldıklarında da gösterişe kaçan münafıklar olduğunu belirtmiştir. Sâd [b. Ebû Vakkâs] "sehv" kavramını "vaktinde kılmamak" diye açıklamış*, Ebu'l-Âliye" ise "sâhî" (ساهي) secdeden çift rekate mi tek rekate mi kalktığını bilmeyen kimsedir demiştir. Süleyman'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah'a hamd ve şükürler olsun ki "namazlarında sehvedenler" dememiş, namazlarından gaflet edenler buyurmuştur.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Veyl (وَيْلٌ)

        İbn Fâris, v-y-l kökünün helak, şiddetli sıkıntı ve kötülük haliyle ilgili olduğunu belirtir; bu kelimenin genellikle büyük bir felakete veya azaba uğrayacak olanlar için bir uyarı ve kınama nidası olarak kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem dünyevi bir kederi hem de uhrevi bir azabı ifade eden kapsamlı bir çirkinlik hali olduğunu kaydeder; ayetteki kullanımının, belirli bir eylemi gerçekleştirenlerin karşılaşacağı manevi yıkımı ve ilahi dışlanmayı temsil ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli bir ünlem olmakla birlikte, dini metinlerdeki "veyl" kullanımının semantik açıdan Süryanice "way" veya "wayleh" (eyvah, yazıklar olsun) ifadeleriyle paralel bir işlev gördüğünü ve ilahi bir tehdit anlamı kazandığını belirtir. Gabriel Said Reynolds, bu terimin Tevrat ve İncil'deki "vay" (woe) seslenişleriyle olan edebi ve teolojik benzerliğine dikkat çekerek, bunun ahlaki bir çöküşe karşı yapılan sert bir ilahi uyarı olduğunu ifade eder.

        el-Musallîn (الْمُصَلِّينَ)

        İbn Fâris, s-l-y (s-l-v) kökünün temelinde bir şeye yönelmek ve boyun eğmek olduğunu belirtir; kelimenin at yarışında birinci gelenin hemen arkasından gelen ve onun izini takip eden (musalli) anlamından yola çıkarak, namaz kılanın da ilahi emre bir bağlılık ve sadakat içinde uyması gerektiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, salat eylemini gerçekleştirenler anlamına gelen bu kelimenin, dua, istiğfar ve ibadet eylemlerini kapsadığını ifade eder; bu ayette "musallin" vasfının kınanan bir zümre için kullanılmasının, ibadetin özünden koparılıp sadece bir şekle dönüştürülmesine yönelik bir eleştiri olduğunu kaydeder. Arthur Jeffery, salat ve musallin kelimelerinin etimolojik kökenini Süryanice "şlōthā" (dua) kelimesine dayandırarak, bu kavramın İslam öncesi dönemde Hristiyan ve Yahudi dini pratikleri üzerinden Arapçaya yerleşmiş teknik bir terim olduğunu belirtir. Christoph Luxenberg, Süryani-Arami kökenli "slā" (eğilmek, ibadet etmek) fiiline atıfta bulunarak, kelimenin buradaki bağlamının sadece namaz ritüeline değil, ilahi hakikate boyun eğme iddiasında olanlara işaret ettiğini savunur. Toshihiko Izutsu, salat kavramının Cahiliye döneminde birine dua etmek veya onu kutsamak anlamındayken, İslam ile birlikte kurumsal bir kimlik kazandığını; ancak ayetteki "musallin" ifadesinin, bu yeni kimliği temsil eden fakat ahlaki sorumluluğu eksik bırakan "münafık" tipolojisini tasvir etmek için kullanıldığını vurgular. Angelika Neuwirth, erken Mekke döneminde bu kelimenin sadece bir ibadet grubunu değil, yeni ortaya çıkan inanç cemaatinin kamusal temsilini ifade ettiğini, dolayısıyla buradaki "veyl" uyarısının bu temsilin ahlaki içini boşaltanlara yönelik olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin namazı hayatının bir parçası kılan ancak namazın gerektirdiği ahlaki disiplinden ve yardımlaşma şuurundan mahrum olanları tanımladığını, dolayısıyla şekli ibadetin ruhsuzluğunu eleştirdiğini ifade eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X