فَذٰلِكَ الَّذ۪ي يَدُعُّ الْيَت۪يمَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mâûn Sûresi, 2. Ayet
Daralt
X
-
2. "İşte böylesi yetimi itip kakandır."
3. "Yoksulu doyurmaya kendisini de başkasını da teşvik etmeyendir!"
Yetimin Korunması, Yoksulun Doyurulması
Bu iki âyette, Allah Teâlâ sanki şöyle buyurmaktadır: Dini inkâr eden, yetimi itip kakanın tâ kendisidir. Yani yetime zulmedip hakkım vermeyen ve yoksulu doyurmaya gayret göstermeyen. Cenâb-ı Hak -en doğrusunu Allah bilir ya- müminlere şöyle demektedir: Yetime zulmetmeyin, haklarına engel olmayın, yetime sahip çıkışınızı, dini inkâr edenin yaptığı gibi kötü yolda kullanmayın, yoksulu doyurmaya elinizden geldikçe gayret gösterin! Demek ki Allah bu âyetlerde dini inkâr edenlerin cimriliğini, yetimleri ve yoksulları hor görmelerini ve bunlara yönelik kötü muamelelerini nitelemekte, müminlere öğüt verip onları bu davranışlardan sakındırmaktadır.
Yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen meâlindeki İlâhi beyanın şöyle yorumlanması da mümkündür: Kâfir ve münâfıkların telakkisine göre servet verilip hayatı bolluk içinde geçen kimse, bu konuma Allah nezdindeki değerinden dolayı yükseltilmiştir. Geçimi daraltılıp dünya nimetlerinden yoksun bırakılan kimse de bu duruma Allah nezdindeki değersizliği ve basitliği yüzünden mâruz kalmıştır. Nitekim Cenâb-ı Hakk’ın şu beyanları onların bu telakkilerini ifade etmektedir: “İnsan, ne zaman Rabb’i onu sınava tabi tutar da ikramda bulunup bol nimet verirse ‘Rabb’im bana değer verdi’ der. Onu sınava tabi tutup geçim vasıtalarını daralttığı zaman ise ‘Rabb’im beni küçük düşürdü’ der”; “Onlara ‘Allah’ın size verdiği rızıktan başkaları için de harcayın’ denildiğinde, kâfirler müminlere ‘Allah’ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Doğrusu siz açık bir yanılgı içindesiniz’ derler”. Böyleleri zannederler ki Allah Teâlâ bolluktan yoksun bıraktığı kimseleri kendi nezdindeki değersizliği yüzünden yoksun bırakmış, bolluk verdiği kimselere de katındaki değerinden dolayı vermiştir. Bu gruba bağlı olan kimse “Allah’ın küçük düşürdüğü kişiye ben nasıl iyilikte bulunur onu yüceltirim?” der.
Âyet-i kerîmede belirtilen husus, doğrudan kişinin yetimin doyurulmasına gayret göstermemesi anlamına gelebileceği gibi, onu yetime haksızlık edip doyurmamaya sevk eden sebebin âhireti inkâr etmiş olması da ihtimal dâhilindedir. Çünkü yetimi destekleyecek ve ona zulmedip hakkını gasp eden kişiye engel olacak kimse yoktur; buna ek olarak sözü edilen tip, vukuuna inanmadığı için âhiret azabından da korkmamaktadır.
Mâûn sûresinin ilk kısmını oluşturan üç âyetin ifade ettiği kötü nitelikler, inanç ve telakki konumunda olabileceği gibi bizzat eylem statüsünde de yer alabilirler. Eğer inanç ve telakki konumunda ise müslümanlar bunları benimsemezler. Fiil statüsünde bulunuyorsa içlerinden bunu yapanlar çıkabilir. Bize göre bu âyetlerin içeriğini inanç statüsünde tutmak gerçeğe daha yakındır.
Yorumu Yorumla
-
Yedü'u (يَدُعُّ)
İbn Fâris, d-a-a kökünün temel anlamının bir şeyi şiddetle itmek, kaba bir şekilde uzaklaştırmak ve sarsmak olduğunu belirtir; bu fiilin bir nesneyi veya kişiyi sertçe yerinden savurmak manasına geldiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, da' kavramını kırıcılık ve hoyratlıkla birlikte yapılan itme eylemi olarak tanımlar; ayetteki kullanımın, yetimin hakkını vermemekle kalmayıp ona karşı sergilenen onur kırıcı ve kaba muameleyi tasvir ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Cahiliye döneminin etik yapısı ile Kur'an'ın getirdiği yeni ahlak nizamı arasındaki semantik çatışma üzerinden analiz eder; da' eyleminin sadece fiziksel bir itme değil, yetimin sosyal ve insani varlığını hiçe sayan kibirli bir reddediş olduğunu, bunun da hesap gününün inkarıyla doğrudan bağlantılı bir davranış bozukluğu olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin vurguladığı sertliğin altını çizerek, bunun yetimin hem şahsına hem de haklarına yönelik acımasız bir tavrı yansıttığını, ayetin bu kaba davranışı inkarın pratik ve ahlaki bir dışavurumu olarak sunduğunu ifade eder.
Elyetîm (الْيَتِيمَ)
İbn Fâris, y-t-m kökünün bir şeyde teklik, yalnızlık ve tek başına kalma anlamlarına geldiğini belirtir; kelimenin teknik olarak insanlar için babasını kaybetmiş çocukları, hayvanlar için ise annesini kaybetmiş yavruları ifade etmek için kullanıldığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, yetîm kelimesinin aslen "tek ve benzersiz" olma durumundan türediğini, babasından mahrum kalan çocuğun sosyal korumasızlığı ve yalnızlığı sebebiyle bu ismi aldığını vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini incelerken İbranice "yâthōm" ve Süryanice "yathmā" ile olan paralelliklere dikkat çeker; ancak kelimenin İslam öncesi Arap şiirinde de köklü bir geçmişe sahip olduğunu ve Arapça dil yapısına tamamen entere olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, yetim kavramını erken Mekke dönemi surelerinin merkezi bir teması olarak ele alır; ticari odaklı Mekke toplumunda sosyal dayanışma ağlarının dışında kalan en savunmasız bireyleri temsil eden yetimin, Kur'an'ın sosyal adalet söyleminin mihenk taşı olduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın yetimlere yönelik bu hassasiyetini Geç Antik Çağ'daki dini metinlerle karşılaştırarak, zayıfların korunması vurgusunun Tevrat ve İncil'deki ahlaki mirasla süreklilik arz ettiğini ancak Kur'an'da bu durumun inkarın en somut kanıtı olarak sunulduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, yetim kelimesinin ayetteki bağlamının sadece biyolojik bir mahrumiyeti değil, aynı zamanda toplumda dayanağı olmayan her türlü zayıf ve kimsesiz bireyi de kapsayacak genişlikte bir ahlaki sorumluluğa işaret ettiğini vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla