Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mâûn Sûresi, 1. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mâûn Sûresi, 1. Ayet

    اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يُكَذِّبُ بِالدّ۪ينِۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Era-eyte-lleżî yukeżżibu bi-ddîn(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Din gerçeğini ve âhireti yalanlayan birini tasavvur edip gördün mü?"

      Sûrenin nâzil olduğu yer hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. İbn Abbâs radıyallahu anh Medine’de, müfessir Mukâtil, Mücâhid ve diğerleri ise Mekke’de nâzil olduğunu söylemişlerdir. Sûrenin ilk kısmının Mekke’de gelmiş olması da imkân dâhilindedir, çünkü hakkında nâzil olduğu söylenen müşrik Âs b. Vâil es-Sehmî Mekkeli’dir. Ayrıca dini inkâr edenler de aynı yerdeki puta tapanlardır. Sûrenin son kısmı ise Medine’de gelmiş olmalıdır, çünkü bu kısımda münâfıkların niteliklerinden söz edilmektedir. Bu nitelikler de namazda riyakâr davranmak ve sûrenin sonunda söz konusu edilen birlikte yaşamanın gerektirdiği malî görevleri yerine getirmemek gibi şeylerdir. Sûre eğer kâfirler hakkında nâzil olmuşsa âyetlerin yönelişi ve mânası münâfıklar hakkında nâzil oluşundan ayrı bir konum arz eder.

      Azîz ve Celîl olan Allah’ın “Gördün mü” anlamına gelen “Eraeyte” (أَرَأَيْتَ) sözü soru ve istifham yerinde kullanılan bir deyiştir. Bu deyişin soru soran kimseye bildirilmesi istenen hususun tasdik ettirilmesi için kullanılması da mümkündür. Nitekim hadiste rivayet edildiğine göre hacca gidemeyecek kadar yaşlı olan babasının bu görevini kendisinin yerine getirip getiremeyeceğini soran sahâbîye Hz. Peygamberin verdiği cevap bunun bir örneğini teşkil eder: “Babanın borcu bulunup da sen ödeyecek olursan senden alınıp kabul edilmez mi, ne dersin?”. Resûlullah’ın bu ifadesi soru sorana cevabı söyletip onaylatma konumunda bulunuyordu. Mâûn sûresinin başındaki “Eraeyte” de buna benzemektedir. Bu deyişin anlamı -en doğrusunu Allah bilir ya- şöyle olmalıdır: Şunu bilmelisin ki yetimi itip kakan ve yoksulu doyurmaya kendisini de başkasını da teşvik etmeyenler, dini inkâr edenlerdir.

      Bütün müfessirler dinî inkâr eden sözünün “hesaba çekilmeyi ve öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden” anlamına geldiğini söylemiştir. Âyet münâfıklar hakkında ise şöyle bir yorum yapmak da mümkündür: Kendisinin açıkladığı dini inkâr eden kimse, yani sana açıkladığı dinde samimi olmayan ve onun gereğini yerine getirmeyen kişi. Çünkü nifak ehli Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile müminlerin anlayışına uygun bir şekilde ortaya koydukları davranışları gerçekte inkâr ediyorlardı. Şayet âyet kâfirlere yorumlanacaksa, bu durumda onların ileri gelenlerine yönelik olmalıdır. Böylelerinin dini inkâr edişi, kendi mensuplarına karşı bağlı bulundukları inanca aşırı derecede samimiyet gösterişlerinden ibaretti; onlar bu gösterişleriyle mensuplarına yaldızlı bir davranış sergilemiş oluyorlardı, bu yöntemle de kendilerinin tuttuğu yolun doğru, Resûlullah’ın izlediği yolunsa yanlış olduğu kanaatini yerleştirmeyi amaçlıyorlardı. Böylelikle kâfirlerin ileri gelenleri, kendilerinde varmış gibi gösterdikleri dini, gerçekte inkâr ediyor, fakat bağlılarına sahte davranış gösterisinde bulunuyorlardı. Durum nasıl olursa olsun -sûrenin ilk âyetleri ister münâfıklar hakkında, ister diğer kâfirler veya hesaba çekilmeyi, âhireti ve sözünü ettiğimiz diğer hususları inkâr eden kimse hakkında gelmiş olsun- bahis konusu edilen kimse, benliğinde gizlediği düşünce ve duyguların aksini sergileyen bir tiptir.

      Yorumu yapılan âyette inanan kimselere öğüt, uyarı ve tasvir edilen tiplerin yaptıklarından sakındırma özellikleri vardır. Çünkü buradaki İlâhî beyan -eğer Allah’ın muradı o ise- hesaba çekilme anlamındaki dini veya bizzat dinin kendisini inkâr eden kimsenin niteliklerini anlatmaktadır. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: Maun, 2​.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ra'eyte (رَأَيْتَ)

        İbn Fâris, r-e-y kökünün bir şeyi gözle veya akılla gözlemlemek, idrak etmek anlamına geldiğini belirtir; bu bağlamda kelimenin salt bir görme eyleminden ziyade "bana haber ver", "bildin mi" veya "fark ettin mi" anlamında zihinsel bir idrake işaret ettiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, rü'yet kavramının görsel algıyı, zihinsel kavrayışı ve spekülatif düşünmeyi kapsadığını kaydeder; bu ayette kelimenin doğrudan akla hitap ettiğini, muhataptan dini yalanlayanın durumunu derinlemesine düşünmesini ve zihnen idrak etmesini istediğini vurgular.

        Yükezzibü (يُكَذِّبُ)

        İbn Fâris, k-z-b kökünü doğruluğun zıttı olarak tanımlar ve gerçeğe uymayan şeyleri ifade ettiğini belirtir; bu bağlamda tekzib eyleminin, bir gerçeği açıkça reddetmek veya birine yalancılık atfetmek olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, tekzibin bir hakikati bilinçli ve kasıtlı olarak yalan saymak olduğunu ifade eder; ayetteki muzari formunun, ilahi hesaba ve buna bağlı ahlaki sorumluluklara yönelik inkarın sürekli ve aktif bir eylem olduğuna işaret ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, tekzib kavramını Kur'an'ın anlamsal alanı içinde temel bir küfür eylemi olarak analiz eder; bunun yalnızca içsel ve bilişsel bir inkar olmadığını, aynı zamanda ilahi mesaja karşı varoluşsal ve derin bir ret durumu olduğunu, bu tutumun da surenin devamında yetimi itip kakmak gibi kibirli sosyal davranışlarla dışa vurduğunu vurgular.

        ed-Dîn (الدِّينِ)

        İbn Fâris, d-y-n kökünün boyun eğme, itaat, karşılık ve adet gibi kavramlara dayandığını belirtir; yargı bağlamında kelimenin, kişinin yaptıklarının tam karşılığını alacağı nihai ceza ve mükafat anlamını taşıdığını vurgular. Râgıb el-İsfahânî, din kelimesini itaat ve hesap olmak üzere iki temel kullanım alanına ayırır; bu ayette kelimenin özel olarak amellerin yargılanıp karşılık bulacağı Hesap Günü'nü ifade ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, Kur'an'daki yabancı kelimeler üzerine yaptığı analizde, din kelimesinin adet veya yargı anlamında otantik Arapça kökenleri bulunmakla birlikte, bu ayetteki gibi eskatolojik bir yargı anlamının İslam öncesi Yakın Doğu'nun dini kelime dağarcığında yaygın olan Aramice ve Süryanice "dinā" ile İbranice "dīn" kelimelerinden büyük ölçüde etkilendiğini belirtir. Christoph Luxenberg, Süryani-Arami perspektifinden yaklaşarak, buradaki din kelimesinin Süryanice "dinā"nın tam bir adli süreç veya kutsal metin hakikati anlamını doğrudan yansıtabileceğini, böylece açıkça ortaya konmuş ilahi bir hükmü inkar etme fikrini güçlendirdiğini savunur. Angelika Neuwirth, bu tür erken dönem Mekke surelerinde geçen din kelimesinin, o dönemin apokaliptik bilincini güçlü bir şekilde yansıttığını gözlemler; dinin yalanlanmasının aslında yaklaşmakta olan ilahi yargının reddedilmesi anlamına geldiğini ve bu inkarın doğrudan sosyal ahlak yoksunluğuyla sonuçlandığını ifade eder. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın yargı anlamındaki din kullanımının, Geç Antik Çağ Hristiyan ve Yahudi gelenekleriyle bağlantısına dikkat çeker; yargı gününün bu geleneklerde merkezi bir tema olduğunu hatırlatarak Kur'an'ın bilinen bir monoteistik söylemle etkileşim içinde olduğunu ileri sürer.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X