Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mâide Sûresi, 120. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mâide Sûresi, 120. Ayet

    لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا ف۪يهِنَّۜ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Li(A)llâhi mulku-ssemâvâti vel-ardi vemâ fîhin(ne)(c) vehuve ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Göklerin, yerin ve içlerindeki her şeyin hükümranlığı Allah'a aittir. O her şeye kadirdir.

      Göklerin, yerin ve içlerindeki her şeyin hükümranlığı Allah'a aittir. Bu ayet-i kerime sanki "insanlara sen mi, Allah'ın dışında beni ve annemi iki tanrı kabul edin, dedin ?" mealindeki ayetin devamı gibidir. Yani Göklerin, yerin ve içlerinde yaratılan her şeyin mülkiyeti kendisine ait iken, nasıl olur da insan Rablar ve çocuklar edinir? Oradaki herkes O'nun kuludur. O her şeye kadirdir, hiçbir şey O'nu acze düşüremez. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 4735

        #4
        lillâhi (لِلّٰهِ)

        Sözcüğün kökü "e-l-h" (أ ل ه) harflerine dayanır. "Lâm" (aitlik edatı) ve "Allah" lafzının birleşimidir. Temel anlamı; Allah'a aittir, Allah içindir ve mutlak mülkiyet O'nundur. Mâide Sûresi 120. ayette lillâhi mulkus semâvâti (Göklerin ... mülkü Allah'ındır) şeklinde cümlenin başında (hasr/tahsis vurgusuyla) geçerek, evrendeki tüm sahiplik iddialarını geçersiz kılan o mutlak otoriteyi ilan eder.

        İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luğa adlı eserinde bu kökün "insanın dehşet, hayranlık ve derin bir sevgiyle yöneldiği, sığındığı ve mutlak boyun eğdiği yüce varlık" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta "lâm" edatının buradaki işlevini tahlil eder. Râgıb'a göre bu "lâm", sadece bir aidiyet değil, "istihkak" (hak etme) bildirir. Yani mülk üzerinde gerçek tasarruf hakkı, yaratma ve yok etme gücü sadece ve sadece Allah'a aittir; diğer tüm sahiplikler emanet ve geçicidir.

        mulku (مُلْكُ)

        Sözcüğün kökü "m-l-k" (م ل ك) harfleridir. Temel anlamı; sahip olmak, elinde tutmak, güç yetirmek, yönetmek ve iktidardır. Ayette mulkus semâvâti vel ardı (Göklerin ve yerin mülkü) tamlaması içerisinde geçerek, varlığın idari ve ontolojik egemenliğini tanımlar.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde "bir şeyi sımsıkı tutmak, ona hakim olmak ve onun üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunacak bir kuvvete sahip olmak" anlamının yattığını söyler.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik hiyerarşisinde "mulk" (krallık/mülkiyet) kavramını inceler. Izutsu'ya göre "mulk", sadece bir nesneye sahip olmak değil, o nesnenin "yasasını" koyma yetkisidir. Göklerin ve yerin mülkünün Allah'ta olması; galaksilerden atom altı parçacıklara kadar her şeyin O'nun koyduğu kanunlara (sünnetullah) boyun eğmesi demektir.

        es-semâvâti (السَّمَاوَاتِ)

        Sözcüğün kökü "s-m-v" (س م و) harfleridir. Temel anlamı; yüksek olmak, yücelmek, yukarısı ve gökyüzüdür. Ayette çoğul formda geçerek, insanın algısını aşan o devasa kozmik katmanları ve yücelikleri ifade eder.

        İbn Fâris, kök anlamını "bir şeyin çevresine göre yükselmesi ve yukarıda kalması" olarak tanımlar. "Semâ", aşağıda olanı kuşatan ve ona yukarıdan hükmeden o yüce boşluğun ve alemlerin adıdır.

        el-ardı (وَالْأَرْضِ)

        Sözcüğün kökü "e-r-d" (أ ر ض) harfleridir. Temel anlamı; aşağıda olan, ayak basılan yer, zemin ve yeryüzüdür. Ayette, göklerin zıttı ve tamamlayıcısı olarak, insanın yaşadığı o somut maddi alemi tanımlar.

        İbn Fâris, bu kökün "yüksekliğin tam zıttı olarak, altta serilen ve üzerinde hayatın yeşerdiği taban" anlamına geldiğini belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Göklerin ve yerin mülkü" kalıbının ayetteki teolojik işlevini tahlil eder. Öztürk'e göre bu ifade, az önceki ayetlerde (116-118) tartışılan "İsa'nın ilahlığı" iddiasına vurulan son ve en büyük darbedir. Eğer gökler ve yer (tüm evren) Allah'ın mülkü ise, o mülkün içindeki bir parça olan İsa (bir beşer olarak) nasıl o mülkün sahibi (ilahı) olabilir? Mülk Sahibi birdir, geri kalan her şey (İsa dahil) o mülkün içindeki birer "kul" ve "nesne"dir.

        fîhinne (وَمَا فِيهِنَّ)

        Sözcük grubu; "mâ" (şeyler), "fî" (içinde) ve "hinne" (onlar - müennes çoğul zamiri) kelimelerinden oluşur. Ayette ve mâ fîhinne (ve onlarda / o göklerle yerin içinde olanlar da) şeklinde geçerek, mülkiyetin kapsamını en küçük zerresine kadar genişletir.

        Râgıb el-İsfahânî, "fîhinne" (onların içindekiler) vurgusunu tahlil eder. Râgıb'a göre Allah sadece mekanın (gök ve yer) değil, o mekanın içindeki tüm canlıların, ruhların, meleklerin, düşüncelerin ve zerrelerin de tek malikidir. Bu ifade, mülkiyette hiçbir "gri alan" veya "istisna" (İsa veya Meryem gibi) bırakmaz.

        alâ kulli şey'in (عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ)

        "Alâ" (üzerinde), "kull" (her/tüm) ve "şey" (var olan her nesne/durum) kelimelerinden oluşur. Ayette ilahi kudretin sınırlarını belirleyen evrensel bir kapsayıcılık ifadesidir.

        İbn Fâris, "şey" kelimesinin "irade ile vücut bulan, hakkında konuşulabilen her türlü varlık" olduğunu belirtir.

        kadîr (قَدِيرٌ)

        Sözcüğün kökü "k-d-r" (ق د ر) harfleridir. Temel anlamı; ölçmek, biçmek, bir şeye gücü yetmek, planlamak ve muktedir olmaktır. "Fa'îl" vezninde, süreklilik ve mutlaklık bildiren bu kelime, ayetin ve koca bir sûrenin (Mâide Sûresi) sonunda ve huve alâ kulli şey'in kadîr (Ve O, her şeye hakkıyla gücü yetendir / Kadîr'dir) şeklinde bir esma-i hüsna olarak geçer.

        İbn Fâris, kök anlamını "bir nesnenin miktarını, sınırını ve zamanını tam olarak belirlemek (takdir) ve o nesne üzerinde mutlak bir otorite kurmak" olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, "Kadîr" sıfatının Kur'an'daki ontolojik ağırlığını inceler. Izutsu'ya göre bu sıfat, Allah'ın sadece "güçlü" (strong) olduğunu değil; her şeyi belirli bir "ölçü" (kader) ve "hikmet" dahilinde yöneten, dilediğini var edip dilediğini yok eden o mutlak ve sarsılmaz "iktidar" (power) sahibi olduğunu gösterir.

        Angelika Neuwirth, Mâide Sûresi'nin bu muazzam kapanışını (clausula) tahlil eder. Neuwirth'e göre sûre; dinden, haramlardan, hukuktan, havarilerden ve İsa'nın sorgulanmasından geçerek, sonunda her şeyi kuşatan o mutlak "Kudret" (Kadîr) vurgusuyla biter. Bu kapanış, tüm hukuki ve teolojik tartışmaları tek bir cümlede özetler: Her şeyin sahibi, her şeye şahit olan ve her şeye gücü yeten tek bir Otorite vardır. İsa bir kuldur, Meryem bir kuldur; mutlak egemenlik (mulk) ve mutlak güç (kudret) sadece Allah'ındır.

        Yorum

        İşleniyor...
        X