اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mâide Sûresi, 40. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: azap, kudret, maide suresi 40. ayet, af, maide 40, maide suresi, mutlak mülk, allah, mağfiret, sema, arz, mülk, kader
-
Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkiyeti Allah'a aittir. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah her şeye kadirdir.
Bilmez misin ki ... bağışlar. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenab-ı Hak bu ayet-i kerimeyi şu iki ayetten sonra zikretmiştir: "Hırsızlık eden erkek ve kadının ellerini kesin"; "Allah'a ve peygamberine karşı savaşanların cezası". O, bu ayetlerde göklerin ve yerin mülkiyetinin kendisine ait olduğunu, dilediği kişiye tövbeden sonra da tövbeden önce de azap etme, dilediğini bağışlama ve tövbeden sonra ona azap etmeme yetkisinin kendisinde olduğunu beyan etmektedir. Şöyle ki, Allah ve peygamberi ile savaşan kişi, şayet yakalanmadan önce tövbe ederse, savaştığı sırada onun için gerekli hale gelen ceza uygulanmaz. Hırsız ise yakalanmadan önce tövbe etse bile cezalandırılır; yine Allah Teala dilediğine azap edeceğini, dilediğini bağışlayacağını haber vermektedir. Bu ilahi beyanda Mutezile'nin bir yanlışını reddediş vardır, çünkü onlar küçük günah kendiliğinden bağışlanır, böylesine Cenab-ı Hakk'ın azap etmesi sözkonusu değildir. Büyük günah ise, onu işleyen ikisi ebedi olarak cehennemde kalır, Allah Teala'nın böylesini bağışlaması sözkonusu değildir. Şayet durum onların söylediği gibi olsaydı, 0, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar buyruğuyla sabit olan muhayyerliğin anlamı olmazdı. Demek ki Allah, bağışlayacağında mecbur olduğunu bağışlar, azap uygulayacağı zaman da mecbur olduğunu bağışlar. Bu durum da muhayyerlik ortadan kalkar. Halbuki O, dilediğine azap edeceğini, dilediğini de bağışlayacağını haber vermiştir.
Yorumu Yorumla
-
te'lem (تَعْلَمْ)
Sözcüğün kökü "a-l-m" (ع ل م) harfleridir. Temel anlamı; bilmek, idrak etmek, bir şeyin mahiyetini kavramak ve kesin bilgi sahibi olmaktır. Ayette "elem te'lem" (bilmez misin?) şeklinde, olumsuz soru edatıyla beraber geçerek, muhatabı sarsıcı ve inkarı imkansız bir gerçeği kabule davet eden retorik bir soru formunda kullanılır.
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luğa adlı eserinde bu kökün "bir şeyin üzerinde iz/işaret bırakmak suretiyle onun diğerlerinden ayırt edilmesini sağlayan kesin bilgi" anlamına geldiğini belirtir. Yol işaretlerine "âlem" denmesi de bundandır.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta "ilim" kavramını tahlil eder. Râgıb'a göre buradaki "bilmez misin?" hitabı, peygamberin (veya okuyucunun) bir şeyi bilmediği anlamına gelmez. Aksine, muhatabın zaten bildiği o devasa gerçeği (Allah'ın mülkünü) zihninde yeniden canlandırmasını, bu bilginin ağırlığını hissetmesini ve kararlarını bu "mutlak bilgi" (ilm) üzerine inşa etmesini isteyen teolojik bir uyarıdır.
mulku (مُلْكُ)
Sözcüğün kökü "m-l-k" (م ل k) harfleridir. Temel anlamı; sahip olmak, elinde tutmak, hükmetmek, otorite kurmak ve mutlak tasarruf yetkisidir. Ayette "lehû mulkus semâvâti vel ard" (Göklerin ve yerin mülkü/egemenliği yalnızca O'nundur) tamlaması içerisinde geçerek, ilahi otoritenin evrensel sınırlarını tanımlar.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "bir nesnenin veya durumun üzerinde bağlayıcı bir güce, kuvvete ve yönetme iradesine sahip olmak" anlamının bulunduğunu söyler.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik hiyerarşisinde "mülk" kavramını inceler. Izutsu'ya göre "mülk", Allah'ın sadece yaratıcı değil, aynı zamanda evrendeki her zerrenin tek ve meşru "sahibi ve yöneticisi" (Melik) olduğunu ilan eder. Göklerin ve yerin mülkü O'na ait olduğu için, yeryüzünde cezalandırma veya bağışlama yetkisinin de yegane kaynağı O'dur.
es-semâvâti (السَّمٰوَاتِ)
Sözcüğün kökü "s-m-v" (س م و) harfleridir. Kelime, "semâ" sözcüğünün çoğuludur. Temel anlamı; yüksekte olmak, yücelik, yukarıda olan her şey ve gökyüzüdür. Ayette mülkün dikey (yüce) boyutunu temsil eder.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "yükseklik ve üstünlük" olduğunu belirtir. İsme (isim) "ism" denilmesi de, o ismin sahibini diğerlerinden ayırıp "yükseltmesinden" (belirgin kılmasından) dolayıdır. "Semâvât" (gökler), insanın üzerinde uzanan o muazzam ve aşkın (müteâl) derinliği ifade eder.
el-ardı (وَالْأَرْضِ)
Sözcüğün kökü "e-r-d" (أ ر ض) harfleridir. Temel anlamı; aşağıda olan, üzerinde yürünen zemin, toprak, yer küre ve vatan demektir. Gökyüzünün (semâ) mutlak zıttı olarak kullanılır.
İbn Fâris, kök anlamını "insanın üzerinde ikamet ettiği, ayağını bastığı o alçak ve geniş zemin" olarak tanımlar.
Angelika Neuwirth, Kur'an'ın kozmolojik dilinde "gökler ve yer" (es-semâvâti vel ard) ikilemini tahlil eder. Neuwirth'e göre bu iki kavram yan yana geldiğinde, "bütün evren, tüm varlık sahnesi ve bilinen-bilinmeyen her yer" anlamında kuşatıcı bir (merizm) ifade oluşturur. Allah'ın mülkü bu iki uç noktayı da kapsayarak hiçbir boşluk bırakmaz.
yuazzibu (يُعَذِّبُ)
Sözcüğün kökü "a-z-b" (ع ذ ب) harfleridir. Temel anlamı; tatlılığın ve huzurun ortadan kalkması, eziyet, ağır ceza ve ıstıraptır. "Tef'il" babından muzari fiil olan bu kelime, ayette "yuazzibu men yeşâu" (dilediğini cezalandırır) şeklinde geçerek, mülk sahibi olmanın getirdiği hukuki yaptırım yetkisini ifade eder.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "bir şeyin asıl tatlılığını (azb) ve ferahlığını yitirip acı veren bir hale bürünmesi" anlamının yattığını söyler.
Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın cezalandırmasını (ta'zîb) keyfi bir öfke olarak değil, adaletin (mülkün) bir gereği olarak açıklar. Râgıb'a göre azap, kulun fıtratını bozan suçlarının karşılığı olarak hayatındaki "huzurun" (tatlılığın) çekilip alınmasıdır. Bu yetki, mülkün sahibine aittir.
yeğfiru (وَيَغْفِرُ)
Sözcüğün kökü "ğ-f-r" (غ ف ر) harfleridir. Temel anlamı; örtmek, gizlemek, korumak ve bağışlamaktır. Ayette "ve yeğfiru limen yeşâu" (ve dilediğini bağışlar) şeklinde, cezalandırmanın (azabın) tam zıttı olarak geçer.
İbn Fâris, bu kökün asıl fiziksel anlamının "bir şeyi kirlenmekten veya darbe almaktan korumak için üzerini sağlam bir örtüyle (miğfer gibi) kapatmak" olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde "mağfiret" kavramını tahlil eder. Izutsu'ye göre bağışlama (mağfiret), Allah'ın mutlak gücünün (mülkünün) bir başka yansımasıdır. O, dilediği günahın üzerini kalın bir rahmet örtüsüyle kapatarak (yeğfiru) o günahı eskatolojik bir suç olmaktan çıkarır. Bağışlama, ilahi egemenliğin en şefkatli tasarrufudur.
yeşâu (يَشَٓاءُ)
Sözcüğün kökü "ş-y-e" (ش ي أ) harfleridir. Temel anlamı; irade etmek, dilemek, bir şeyin olmasını istemek ve karar vermektir. Ayette hem azap hem de bağışlama eylemlerine bağlı olarak "dilediğine" (men yeşâu) şeklinde geçer.
İbn Fâris, bu kökün "bir varlığın veya durumun irade sonucunda belirginleşmesi, ortaya çıkması (şey olması)" anlamına geldiğini söyler.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "meşîet" (dileme) kavramının kelamî (teolojik) mahiyetini tahlil eder. Öztürk'e göre Allah'ın "dilemesi", O'nun mülkün tek sahibi olduğunu, hiç kimseye hesap vermek zorunda olmadığını ve hiçbir otorite tarafından kısıtlanamayacağını vurgular. Ancak bu dileme keyfi bir oyun değil; ayetin başındaki ilim (te'lem) ve mülk kavramlarıyla sınırlı, mutlak bir hikmet ve adalete dayanan ilahi bir karardır.
kadîrun (قَد۪يرٌ)
Sözcüğün kökü "k-d-r" (ق د ر) harfleridir. Temel anlamı; ölçmek, miktarını belirlemek, güç yetirmek, muktedir olmak ve planlamaktır. "Mübalağa" (yoğunluk/süreklilik) ifade eden sıfat formunda olan bu kelime, ayetin sonunda "vallâhu alâ kulli şey'in kadîr" (Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir) şeklinde bir esma-i hüsna olarak geçer.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "bir şeyin sınırlarını, ölçüsünü ve kapasitesini tam olarak belirlemek" olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın "Kadîr" sıfatını insanın gücünden felsefi olarak ayırır. İnsanın gücü sınırlı ve bir araca muhtaçtır. Allah'ın "Kadîr" olması ise, hem evrendeki her şeyi hassas bir "ölçüyle" (kader) yaratması hem de o ölçü üzerindeki her türlü tasarrufa (azap, mağfiret, mülk) mutlak bir "güç" (kudret) ile hakim olmasıdır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu kapanışındaki (clausula) mantıksal örgüyü tahlil eder. Kılıç'a göre ayet, Allah'ın evrensel mülkünü ve bu mülkteki yargılama yetkisini (ceza ve af) ilan ettikten sonra; "Kadîr" ismiyle son noktayı koyar. Bu, "Allah bunları yapar, çünkü bunları yapabilecek mutlak ölçüye, güce ve yetkinliğe (kudrete) sahiptir" diyen varoluşsal bir mühürdür. Kudret, mülkün dayanağıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla