يُر۪يدُونَ اَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ وَمَا هُمْ بِخَارِج۪ينَ مِنْهَاۘ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُق۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mâide Sûresi, 37. Ayet
Daralt
X
-
Onlar ateşten çıkmak isterler, fakat oradan çıkamayacaklardır. Onlar için sürekli bir azap vardır.
Onlar ateşten çıkmak isterler beyanı, fiilen çıkmaya teşebbüs etmekten çıkmayı talep ve arzu ederler anlamına gelebilir. Bunun yanında çıkmak için çabalıyorlar, ama reddedilip yerlerine geri döndürülüyorlar manasına da gelebilir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Oradan çıkmaya her teşebbüs ettiklerinde oraya geri döndürülecekler". Yani oradan çıkmak için uğraşacaklar. "Oraya geri döndürülecekler" ifadesi, onların çıkmak için uğraşacaklarını, ama geri döndürüleceklerini göstermektedir.
Yorumu Yorumla
-
yurîdûne (يُرِيدُونَ)
Sözcüğün kökü "r-v-d" (ر و د) harfleridir. Temel anlamı; bir şeyi aramak, istemek, bir yöne doğru gitmek ve arzu etmektir. Mâide Sûresi 37. ayette, cehennem azabına mahkum olan inkarcıların oradan kurtulma yönündeki beyhude ve bitmek bilmeyen arzularını ifade eden muzari (şimdiki/geniş zaman) fiil olarak kullanılır.
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luğa adlı eserinde bu kökün fiziksel temelinin "bir şeyi aramak için usulca gidip gelmek, rüzgarın hafifçe esmesi" olduğunu belirtir. Ona göre "irade", insanın zihnindeki bir hedefe doğru sürekli yönelmesi, kalbin o şeye doğru meylidir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta "irade" kavramını bir amaca yönelik kesin istek olarak tahlil eder. Ayette "yurîdûne en yahrucû" (çıkmak isterler) şeklinde geçmesi, onların bu arzularının anlık değil, süreklilik arz eden ve varoluşsal bir kurtuluş çabası olduğunu gösterir. Ancak Râgıb'a göre bu irade, eyleme dönüşme kapasitesini yitirmiş, sadece zihinsel bir ızdırap ve boş bir temenni olarak kalmıştır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın psikolojik terminolojisini incelerken "irade" fiilinin cehennem bağlamındaki kullanımına dikkat çeker. Izutsu'ya göre bu kelime, cehennemliklerin iradelerinin tamamen felç olduğunu değil, aksine en şiddetli şekilde (çıkma arzusuyla) çalıştığını ancak ilahi yasanın bu iradeyi fiziksel olarak engellediğini (keff) temsil eder. İrade vardır ama kudret yoktur; bu da azabın en ağır psikolojik boyutudur.
yahrucû (يَخْرُجُوا)
Sözcüğün kökü "h-r-c" (خ ر ج) harfleridir. Temel anlamı; dışarı çıkmak, ayrılmak, bir yerden veya durumdan başka bir yere intikal etmektir. "Duhul" (girmek) kelimesinin zıttıdır. Ayette inkarcıların cehennem ateşinden kurtulup dışarı çıkma çabalarını ifade eder.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "bir şeyin saklı veya sınırlandırılmış olduğu bir mekândan ayrılarak dışarı fırlaması, belirgin hale gelmesi" anlamının yattığını söyler.
Râgıb el-İsfahânî, "huruç" eylemini bu ayette imkansız bir hedef olarak tahlil eder. Cehennem "ashâb" (yoldaşlık) ve "huld" (ebedilik) mekanı olarak tanımlandığı için, oradan "huruç" (çıkış) eylemi ontolojik olarak kapatılmıştır. Çıkma isteği (irade), yerini çıkamama gerçeğine bırakmıştır.
nâri (النَّارِ)
Sözcüğün kökü "n-v-r" (ن و ر) harfleridir. Temel anlamı; alev, ateş, ışık veren ve aynı zamanda yakan şeydir. "Nur" (ışık/aydınlık) kelimesiyle aynı kökten gelir. Ayette, inkarcıların içine hapsolduğu ve çıkmak istedikleri azap mekanını ifade eder.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "karanlığı gideren, parlayan ve şiddetli ısı/ışık yayan madde" anlamının bulunduğunu söyler.
Râgıb el-İsfahânî, "nâr" ve "nur" arasındaki etimolojik paradoksu açıklar. İkisi de aynı kökten gelmesine rağmen, dünyada ilahi hidayetin "nur"undan (ışığından) kaçanlar, ahirette aynı kökün yakıcı ve tahrip edici olan "nâr" (ateş) boyutuyla yüzleşirler. Bu ayetteki "nâr", sadece fiziksel bir yanma değil, ilahi rahmetten mutlak bir kopuşun ve mahrumiyetin sembolüdür.
hâricîn (بِخَارِجِينَ)
Sözcüğün kökü "h-r-c" (خ ر ج) harfleridir. Kelime, "hâric" (dışarı çıkan) sözcüğünün çoğuludur. Ayette "ve mâ hum bi hâricîne minhâ" (onlar oradan çıkacak değillerdir) şeklinde, çıkış ihtimalini kesin bir dille reddeden ism-i fail formunda geçer.
İbn Fâris, kökün asıl anlamının "dışarıda olmak, mekandan ayrılmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hâricîn" kelimesinin "bâ" (tekit/pekiştirme) edatıyla birlikte kullanılmasını dilbilgisel bir mühür olarak görür. Bu yapı, sadece "çıkmıyorlar" demek değil, "onların oradan çıkmaları asla söz konusu değildir, çıkma vasfını hiçbir zaman kazanamayacaklardır" anlamına gelir. Çıkış kapısı hem fiziksel hem de hukuki olarak mühürlenmiştir.
mukîm (مُقِيمٌ)
Sözcüğün kökü "k-v-m" (ق و م) harfleridir. Temel anlamı; ayağa kalkmak, durmak, bir yerde ikamet etmek ve sürekliliktir. "İf'âl" babından ism-i fail olan bu kelime, ayetin sonunda "azâbun mukîm" (sürekli/kesintisiz bir azap) şeklinde, cezanın değişmez ve bitmez doğasını niteler.
İbn Fâris, kök anlamını "bir yerde karar kılmak, ayrılmamak ve bir durumu ayakta tutmak/sürdürmek" olarak tanımlar.
Râgıb el-İsfahânî, "mukîm" kavramını "zamanın ve mekanın ötesinde, hiçbir kesintiye (fetret) uğramayan süreklilik" olarak açıklar. Râgıb'a göre azabın "mukîm" (ayakta duran/sabit) olması, o azabın her an yeni bir şiddetle ancak hiç ara vermeden devam etmesi demektir. Bu, kurtuluş (huruç) ümidini tamamen yok eden hukuki bir kesinliktir.
Theodor Nöldeke, Kur'an'ın üslup özelliklerini incelerken "mukîm" gibi kelimelerin eskatolojik sahnelerdeki işlevine dikkat çeker. Bu sıfat, azabı soyut bir kavram olmaktan çıkarıp, kaçışı olmayan, adeta üzerine mühürlenmiş kalıcı bir "vatan/yurt" haline getirir. Bu kelime, iradenin (yurîdûne) mutlak mağlubiyetini ilan eden son noktadır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla