قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْس۪ي وَاَخ۪ي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mâide Sûresi, 25. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: maide suresi, fasık kavim, ayrılık, maide 25, maide suresi 25. ayet, musa, rab, nefis, kavim, topluluk, halk, mülk, fasık
-
Musa, 'Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık bizimle bu yoldan çıkmış kavim arasında sen hükmet' dedi.
Musa, 'Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum' dedi. Bu ilahi kelamın iki manaya gelme ihtimali vardır. Biri, emirini kabul etme ve sana itaatte bulunma konusunda Ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum; yani beni dinlemek ve bana itaatte bulunmak hususlarında kendisine ısmet özelliği verdiğin kardeşime söz geçirebilirim. Fakat bu adamların dinlemelerini ve itaat etmelerini sağlayamıyorum; Artık bizimle bu yoldan çıkmış kavim arasında sen hükmet. Diğer bir ihtimale göre Hz. Musa üstü kapalı bir şekilde şöyle demiştir: Ben kendimden başkasına söz geçiremiyorum, kardeşim de ancak kendisine söz geçirebilir. Çünkü onların ikisi de peygamber olup risaleti tebliğ etmekle görevli idi, şu ilahi beyanda görüldüğü üzere: "Ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslupla söyleyin".
Artık bizimle bu yoldan çıkmış kavim arasında sen hükmet. Bazıları şöyle demiştir: Hz. Musa Cenab-ı Hak'tan kendisiyle o beldeye girmekten kaçınan ve "biz oraya asla girmeyeceğiz" diyen insanlar arasında hükmetmesini talep etmiştir. Bazıları da şöyle bir yorum yapmıştır: Musa aleyhisselam kendisiyle içine girip ahalisiyle savaşmakla emrolundukları o beldedeki zorbalar arasında hükmetmesini istemişti. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
kâle (قَالَ)
Sözcüğün kökü "k-v-l" (ق و ل) harfleridir. Temel anlamı; konuşmak, söylemek, bir düşünceyi veya meramı sözlü olarak ifade etmektir. Mâide Sûresi 25. ayette, Hz. Musa'nın kavminin Kutsal Topraklara girmeyi kesin bir dille reddetmesi üzerine, derin bir çaresizlik ve hüzün içinde Allah'a yönelerek yakarışını ifade eden fiildir.
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luğa adlı eserinde bu kökün "ağızdan çıkan seslerin anlamlı kelimelere ve ifadeye dönüşmesi" olduğunu belirtir. Ona göre bu fiil, sıradan bir ses çıkarmanın ötesinde, kişinin zihnindeki veya kalbindeki bir kararı dışa vurmasıdır.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta "kavl" eylemini basit bir konuşmadan ziyade, "sahibinin inancını, niyetini veya kesin bir hükmünü yansıtan söz" olarak tahlil eder. Ayette Hz. Musa'nın konuşması (kâle), kavminin isyanı karşısında kendi itaatini ve beraatini (suçsuzluğunu) Allah'a arz ettiği hukuki ve teolojik bir beyandır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın iletişimsel evreninde bu kelimenin önemini inceler. Izutsu'ya göre "kâle" (dedi) fiili, Kur'an'da Allah ile peygamber arasındaki o dikey (aşkın) diyaloğun en temel kurucusudur. İsrailoğulları peygamberle diyaloğu koparıp "sen ve rabbin gidin" dediklerinde, Musa yüzünü tamamen Allah'a dönerek "kâle rabbi" (Rabbim dedi) niyazıyla bu ontolojik iletişim kanalına (I-Thou / Ben-Sen ilişkisine) sığınmıştır.
rabbi (رَبِّ)
Sözcüğün kökü "r-b-b" (ر ب ب) harfleridir. Temel anlamı; terbiye etmek, beslemek, büyütmek, bir şeyi kemaline erene kadar aşama aşama gözetmek ve efendi/sahip olmaktır. Ayette Hz. Musa'nın Allah'a doğrudan, aracısız ve derin bir aidiyetle seslenişidir.
İbn Fâris, kökün asıl anlamının "bir şeyi ıslah etmek, ona özen göstermek ve onu kendi doğasına uygun şekilde yetiştirmek" olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin Allah'a atfedilmesindeki etimolojik inceliği açıklar. O, bu ismin sadece yaratmayı (hâlık) değil, yaratılan varlık üzerindeki sürekli şefkati, korumayı ve idareyi (rububiyet) içerdiğini belirtir. Musa'nın bu kelimeyi seçmesi, yalnız kaldığı ve kavmi tarafından terk edildiği bir anda, kendisini asla terk etmeyecek yegane sahibine ve koruyucusuna sığınmasıdır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın Tanrı tasavvurunda "Rabb" kelimesinin "Allah" isminden farklı olarak her zaman "insanla olan şahsi ve koruyucu ilişkiyi" temsil ettiğini tahlil eder. Musa'nın duasında "Rabbim" demesi, ilahi otoriteye teslimiyetin yanı sıra, O'nun sonsuz merhametinden ve adaletinden yardım talep eden çok kişisel ve varoluşsal bir yakarıştır.
emliku (أَمْلِكُ)
Sözcüğün kökü "m-l-k" (م ل ك) harfleridir. Temel anlamı; sahip olmak, elinde tutmak, gücü yetmek, hükmetmek ve tam bir otorite ile tasarrufta bulunmaktır. Ayette "lâ emliku" (ben malik/sahip değilim, gücüm yetmiyor) şeklinde olumsuz formda geçerek, peygamberin kendi kavmi üzerindeki yaptırım gücünün sınırlarını ifade eder.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "bir şey üzerinde kısıtlanamaz bir otorite ve sahiplik kurmak, nesneyi veya kişiyi dilediği gibi yönetmek" anlamının bulunduğunu söyler.
Râgıb el-İsfahânî, "mülk" kavramını insanın eylem kapasitesi bağlamında ele alır. Ayette Hz. Musa'nın "kendi nefsimden ve kardeşimden başkasına gücüm yetmiyor" demesi, peygamberin iradesinin diğer insanların özgür iradelerine (kalplerine) hükmetmeyeceğinin ontolojik bir itirafıdır. Mülk (mutlak güç) sadece Allah'a aittir; peygamberin görevi tebliğdir, zorbalık (cebbâriyet) değil.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin peygamberlik felsefesi açısından önemini vurgular. Kılıç'a göre bu kelime, İslam teolojisindeki peygamber-toplum ilişkisinin sınırlarını çizer. Musa gibi büyük bir elçi bile "lâ emliku" diyerek, mucizeler göstermesine rağmen kitlelerin sosyolojik reflekslerini ve isyan iradelerini zorla değiştiremeyeceğini, peygamberliğin insan hürriyetine müdahale eden mutlak bir iktidar (mülk) olmadığını beyan eder.
nefsî (نَفْسِي)
Sözcüğün kökü "n-f-s" (ن ف س) harfleridir. Temel anlamı; ruh, can, zat, öz, insanın kendisi ve nefes almaktır. Ayette Hz. Musa'nın itaati konusunda kesin olarak kefil olabildiği, üzerinde denetim kurabildiği yegane varlık (kendisi) anlamında kullanılır.
İbn Fâris, kökün asıl anlamının "hayatın kaynağı olan kan, bedene canlılık veren nefes ve bir şeyin kıymetli, değerli özü" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "nefs" kavramını insanın akleden, hisseden ve karar veren iradi özü (ruhu/şahsiyeti) olarak tanımlar. Musa'nın "sadece kendi nefsime gücüm yetiyor" demesi, insanın bu dünyada tam olarak hesap verebileceği ve yönlendirebileceği tek merkezin kendi ahlaki şahsiyeti ve vicdanı olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak sisteminde "nefs" kavramının bireysel sorumluluk ilkesini (individual responsibility) inşa ettiğini tahlil eder. Toplu isyan durumlarında bile insanın kendi "nefsini" kurtarmakla mükellef olduğunu, kabile veya kavim kimliğinin (collective identity) kişinin şahsi sorumluluğunu (nefsini koruma iradesini) ortadan kaldırmayacağını belirtir.
ehî (أَخِي)
Sözcüğün kökü "e-h-v" (أ خ و) harfleridir. Temel anlamı; kardeş, aynı soydan gelen, dost, yoldaş ve bir amaca ortak olandır. Ayette Hz. Musa'nın, kardeşi ve aynı zamanda diğer bir peygamber olan Harun'u nitelemek için kullandığı kelimedir.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "bir hedefe doğru ortaklaşa gitmek, birbirine yönelmek ve destek olmak" anlamının yattığını söyler. Kardeşlik (uhuvvet), etimolojik olarak birlikte aynı yolu yürümektir.
Râgıb el-İsfahânî, kardeşliğin Kur'an'daki çeşitli boyutlarını (nesep kardeşliği, din kardeşliği, meslek kardeşliği) inceler. Ayette Hz. Musa'nın kardeşi Harun'u zikretmesi, sadece biyolojik bir kan bağından dolayı değildir. Bu, aynı vahyi paylaşan, aynı çileye omuz veren, isyankar kitle karşısında Allah'a itaatte "aynı yöne bakan" (e-h-v) iki peygamberin teolojik ve eylemsel dayanışmasını (uhuvvetini) ifade eder.
fefruk (فَافْرُقْ)
Sözcüğün kökü "f-r-k" (ف ر ق) harfleridir. Temel anlamı; ayırmak, bölmek, birbirinden farklılaştırmak ve iki şeyin arasına kesin bir sınır koymaktır. Ayette "fefruk beynenâ ve beynel kavmil fâsikîn" (bizimle o yoldan çıkmış kavmin arasını ayır) şeklinde bir dua/emir kipi olarak geçer ve Hz. Musa'nın kavmiyle olan bağlarını koparma talebini yansıtır.
İbn Fâris, kökün asıl anlamının "birbirine bitişik veya karışmış olan şeyleri birbirinden uzaklaştırmak ve seçilebilir hale getirmek" olduğunu belirtir. "Furkan" (hak ile batılı ayıran) kelimesi de bu köktendir.
Râgıb el-İsfahânî, "fark" eylemini hukuki ve manevi bir ayrışma olarak tahlil eder. Hz. Musa, bu fiille fiziksel bir göçten ziyade; kader, hüküm ve manevi sorumluluk açısından kendisini ve kardeşini o isyankar gruptan tecrit etmesini Allah'tan istemektedir. İtaat edenle isyan edenin aynı akıbeti yaşamaması için ilahi bir sınır çekilmesini talep etmektedir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik ve teolojik kopuşu temsil ettiğine dikkat çeker. Öztürk'e göre "fefruk" kelimesi, bir peygamberin kavminden tamamen ümidini kestiği, onlara yönelik şefkatinin bittiği ve onlardan beraat/teberri (uzaklaşma) ilan ettiği o kritik kırılma anını simgeler. Musa, bu duayla kavmiyetçiliği reddederek itaat eksenli evrensel ahlakı merkeze alır.
kavm (الْقَوْمِ)
Sözcüğün kökü "k-v-m" (ق و م) harfleridir. Temel anlamı; ayağa kalkmak, bir amaç etrafında toplanmak ve birlikte hareket etmektir. Ayette, peygamberin emrine karşı "biz asla oraya girmeyeceğiz" diyerek isyanda ve korkaklıkta ortak bir paydada buluşan İsrailoğulları'nı tanımlar.
İbn Fâris, kökün asıl anlamının "birlikte ayağa kalkan, aynı hedefe yönelen insan grubu" olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, kavm kelimesini incelediğinde, bu kelimenin insanların sadece yan yana durması değil, aralarında görünmez bir bağ, bir aidiyet (asabiyet) oluşturduklarını belirtir. Ayette Hz. Musa'nın onları "kavmim" demek yerine "el-kavm" (o topluluk) olarak nitelemesi ve ardından olumsuz bir sıfat getirmesi, peygamberin kalbinde bu topluluğa duyduğu organik aidiyetin koptuğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi kabile dayanışmasını tahlil ederken, "kavm" kelimesinin negatif bir kolektif bilince dönüşebileceğini söyler. Bu ayette kavim, Allah'ın vaadine karşı organize bir korkaklık sergileyerek kendi özgürlük ihtimalini (ayağa kalkma potansiyelini) yok eden ve sürü psikolojisine yenik düşen sosyolojik bir bloktur.
fâsikîn (الْفَاسِقِينَ)
Sözcüğün kökü "f-s-k" (ف س ق) harfleridir. Kelime, "fâsık" sözcüğünün çoğuludur. Temel anlamı; kabuğundan çıkmak, sınırı aşmak, yoldan sapmak, itaat dairesinin dışına fırlamaktır. Ayette İsrailoğulları'nı niteleyen bu sıfat, onların savaştan kaçma eylemlerinin sıradan bir korkaklık değil, varoluşsal bir isyan ve dinden çıkış olduğunu ifade eder.
İbn Fâris, bu kökün temelindeki en çarpıcı fiziksel anlamın "olgunlaşmış taze hurmanın ince kabuğunu yırtarak dışarı çıkması" olduğunu söyler. Bu doğa olayı, mecazen insanın Allah'ın koyduğu koruyucu itaat (şeriat) zırhını yırtarak isyan alanına çıkmasını, hukuki ve ahlaki sınırları terk etmesini anlatır.
Râgıb el-İsfahânî, "fısk" kavramını kafirlik (küfür) ile kıyaslar. Küfür, baştan inanmamak veya reddetmek iken; fısk, kişinin ilahi sözleşmeyi (mîsâk) bildiği ve kabul ettiği halde, eylemsel olarak o sözleşmenin sınırlarını pervasızca ihlal etmesidir. İsrailoğulları Allah'ı biliyorlardı ancak emri uygulamayarak itaat dairesinden (kabuktan) dışarı fırlamışlardır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an ahlakında "fısk" kelimesinin çok ağır bir teolojik itham olduğunu belirtir. Izutsu'ya göre "fâsikîn", toplumun ahlaki çürümesini ve manevi çözülüşünü simgeler. Kutsal topraklara girmeyi reddedenler, sadece stratejik bir hata yapmamış, "fısk" işleyerek Allah ile olan antlaşmalarını kökünden parçalamışlardır.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, tefsir disiplini açısından bu kelimenin önemine dikkat çeker. Hz. Musa kavmini "korkaklar" veya "zayıflar" olarak değil, doğrudan "fâsıklar" olarak nitelemiş ve Allah'tan bu fâsıklarla kendi arasını ayırmasını istemiştir. Aydar'a göre bu niteleme, emre itaatsizliğin özür kabul etmez boyutunu gösterir; cihattan (zorlu eylemden) kaçmak, Kur'an lügatinde doğrudan ahlaki bir sınır ihlali (fısk) olarak yargılanır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla