Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mâide Sûresi, 24. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mâide Sûresi, 24. Ayet

    قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّا لَنْ نَدْخُلَـهَٓا اَبَداً مَا دَامُوا ف۪يهَا فَاذْهَبْ اَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَٓا اِنَّا هٰهُنَا قَاعِدُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâlû yâ mûsâ innâ len nedḣulehâ ebeden mâ dâmû fîhâ(s) fe-żheb ente verabbuke fekâtilâ innâ hâhunâ kâ’idûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      İsrailoğulları, 'Ey Musa! Onlar orada bulundukları sürece biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız!' dediler.

      Peygamberlerin Verdiği Haberleri Yalanlayanlar

      İsrailoğulları, Ey Musa! Onlar orada bulundukları sürece biz oraya asla girmeyeceğiz, dediler. Yahudilerin Hz. Musa'ya Onlar orada bulundukları sürece biz oraya asla girmeyeceğiz şeklinde verdikleri karşılığın bir benzerini peygamberlerden herhangi birine veren kişi kafir olur. Çünkü Musa aleyhisselam kendilerine onlara, o beldeye girdikleri takdirde zafer kazanacaklarını ve orayı fethedeceklerini vadetmişti, fakat onlar biz oraya asla girmeyeceğiz diye karşılık vermişlerdi. Şu halde Hz. Musanın kendilerine vadettiği fetih ve zaferi tasdik etmemişlerdi. Peygamberlerden herhangi birinin haber verdiği bir şeyi yalanlayan insan da kafir olur.

      Sen ve Rabbin gidin savaşın. Bu ilahi kelam, o beldeye girmekten maksadın düşmanla savaşmaya yönelik bir emir olduğunu ifade eder, zira Cenab-ı Hakk'ın "Allah'ın sizin için (vatan olarak) yazdığı kutsal topraklara girin" buyurması da düşmanla savaşmanın onlara farz kılındığını gösterir. Zaten onlar Sen ve Rabbin gidin savaşın demişlerdi. En doğrusunu Allah bilir.

      Sen ve Rabbin gidin savaşın beyanı iki şekilde yorumlanmıştır. Denildi ki sen ve rabbin gidin, sen tek başına savaş, Rabbin de sana yardım etsin, çünkü sen o beldenin fethini ve o insanlara galip gelmeyi Allah'ın sana vadettiğini söylüyorsun, O, sana yardım edeceğine göre tek kişi olmakla bir ordu olmak arasında fark yoktur.

      İkincisi, sen ve kardeşin Rabbinle birlikte gidin savaşın, çünkü onların ikisi de ilahi risaleti tebliğ etmekle görevli idi, dolayısıyla o ikisi savaştığında Rableriyle birlikte savaşırlar. Bu işin Allah'a nispet edilmesi yapılan şeyin O'nun sayesinde gerçekleşmesi sebebiyle caizdir. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Savaşta onları siz öldürmediniz, onları Allah öldürdü; (oku) attığında da sen atmadın, Allah attı". Halbuki onlar gerçek anlamda savaşmışlar ve hakikaten ok atmışlardı. Fakat Allah'ın yardımı ve desteğiyle savaştıkları ve ok attıkları için, bu iş O'na nispet edilmiştir. En doğrusunu Allah bilir ya, açıklamaya çalıştığımız ayet de böyledir, onlar Allah'ın yardımı ve desteğiyle savaşıyorlardı.

      Biz burada oturacağız! dediler. Bu ifade ile Cenab-ı Hak oturma eyleminin kendisini kastetmemiştir, En doğrusunu Allah bilir ya, "biz burada bekliyoruz" demek istemiştir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        ebeden (أَبَدًا)

        Sözcüğün kökü "e-b-d" (ا ب د) harfleridir. Temel anlamı; zamanın kesintisizliği, sonsuzluk, daima ve olumsuz bağlamda kullanıldığında "hiçbir zaman, asla" demektir. Mâide Sûresi 24. ayette İsrailoğulları'nın "Biz oraya asla girmeyeceğiz" (innâ len nedhulehâ ebeden) şeklindeki varoluşsal redlerini ve kesin itaatsizliklerini pekiştiren bir zaman zarfı olarak kullanılır.

        İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luğa adlı eserinde bu kökün "zamanın uzunluğu, bitimsizliği ve bir şeyin sürekli olarak kendi halinde kalması" anlamına geldiğini belirtir. Vahşi hayvanların insanlardan sürekli kaçıp uzaklaşmasına (te’ebbüd) bu kökten isim verilmesi, eylemin kalıcılığıyla ilgilidir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta "ebed" kavramını zamanın bölünemeyen, parçalara ayrılamayan ve sonu olmayan uzantısı olarak tahlil eder. Râgıb'a göre ayetteki bu kelime, sıradan bir korkuyu değil, İsrailoğulları'nın zihinlerinde oluşturdukları yenilgi psikolojisinin ne kadar köklü ve aşılmaz olduğunu gösterir. Onlar sadece o gün değil, hiçbir zaman o topraklara girmeme konusunda kesin bir irade beyanında bulunmuşlardır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik evreninde bu kelimenin kullanımını psikolojik bir mühür olarak değerlendirir. Izutsu'ya göre "ebeden", sadece bir zamanı işaret etmez; insanın kendi fıtratına, ilahi vaade ve değişime kapılarını tamamen kapatmasıdır. İsrailoğulları bu kelimeyi kullanarak, ilahi sözleşmeden (mîsâk) doğan gelecek tahayyüllerini kendi elleriyle iptal etmişlerdir.

        dâmû (دَامُوا)

        Sözcüğün kökü "d-v-m" (د و م) harfleridir. Temel anlamı; devam etmek, sabit kalmak, sürmek, kesintiye uğramamak ve bir hal üzere sebat etmektir. Ayette "mâ dâmû fîhâ" (onlar orada var oldukça/kaldıkça) şeklinde geçerek, itaatsizliğin dayandırıldığı dışsal mazereti ifade eder.

        İbn Fâris, kökün asıl anlamının "bir şeyin durulması, sakinleşmesi ve olduğu yerde sabit kalması" olduğunu söyler. Akmayan, kendi yatağında durgun ve sabit duran suya "mâ-i dâim" denilmesi bu etimolojik temele dayanır.

        Râgıb el-İsfahânî, "devam" kavramını zamanla ölçülen bir varoluşsal sabitlik olarak açıklar. Ayette bu kelimenin seçilmesi, düşman kavmin (cebbârîn) o topraklardaki yerleşik ve sarsılmaz gücüne İsrailoğulları'nın duyduğu inancı yansıtır. Düşmanın varlığı "devam" ettikçe, onların isyanı da devam edecektir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin psikolojik ve teolojik bağlamını değerlendirirken, bunun mazereti şarta bağlayan tipik bir sorumluluktan kaçış refleksi olduğunu belirtir. İnanan bir toplum, şartları değiştirmekle yükümlüyken; İsrailoğulları "dâmû" (onlar orada kaldıkça) diyerek kendi eylemsizliklerini meşrulaştırmış, düşmanın gücünü ilahi emrin (giriş emrinin) önüne koyarak şirke varan bir zihniyet sapması sergilemişlerdir.

        izheb (فَاذْهَبْ)

        Sözcüğün kökü "z-h-b" (ذ ه ب) harfleridir. Temel anlamı; gitmek, ayrılmak, bir yerden uzaklaşmak ve geçip gitmektir. Ayette "fezheb ente ve rabbuke" (sen ve rabbin gidin) şeklinde bir emir kipi olarak geçer ve Hz. Musa'ya yönelik son derece küstah, alaycı ve dinden çıkış (irtidad) niteliği taşıyan bir isyan eylemini ifade eder.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde "bir nesnenin veya kişinin bulunduğu yerden geçip gitmesi, yok olması veya uzaklaşması" anlamının bulunduğunu belirtir. Altına (zeheb) bu ismin verilmesi, onun elden ele hızla geçip giden (kalıcı olmayan) tabiatındandır.

        Râgıb el-İsfahânî, "zehâb" (gitme) eylemini fiziki mekân değişikliğinden ayırarak, aynı zamanda "bir inanca veya yola süluk etmek" (mezhep) olarak da tahlil eder. Râgıb'a göre buradaki "izheb" emri, Musa ile toplumu arasındaki fiziki ve ruhsal kopuşun zirvesidir. Onlar Musa'ya "git" derken, sadece onu savaşa yollamıyor, onun davasından ve getirdiği teolojiden de tamamen ayrıldıklarını ilan ediyorlar.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki bu kelimenin kullanımını sosyo-psikolojik bir isyan olarak okur. Ona göre "izheb" (git) demek, yeryüzünün en cüretkar saygısızlıklarından biridir. Yıllarca peşinden gittikleri peygamberi (ve onun ilahını) tehlike anında kendi dünyalarından "gönderme" (kovma) cüretidir. Bu fiil, ahdi bozmanın (nakd) dildeki en yıkıcı tezahürüdür.

        kâtilâ (فَقَاتِلَا)

        Sözcüğün kökü "k-t-l" (ق ت ل) harfleridir. Temel anlamı; öldürmek, can almak ve şiddet kullanmaktır. "Mufâale" babından gelen bu form (mukâtele), karşılıklı savaşmak ve çarpışmak demektir. Ayette tesniye (ikil) emir kipiyle (sen ve rabbin savaşın) geçerek, İsrailoğulları'nın Tanrı ve elçi tasavvurundaki sapkınlığı yansıtır.

        İbn Fâris, kökün asıl anlamının "ruhu bedenden ayıracak eylemi gerçekleştirmek, şiddet ve kahretmek" olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kıtal/mukatele" kavramının kasten ve bedensel bir darbeyle hayatı sonlandırma eylemi olduğunu açıklar. İkil formda kullanılması (ikiniz savaşın), emir kiplerinin en dehşet verici olanlarından biridir; çünkü fani bir savaş eylemi doğrudan Allah'a (ve peygamberine) havale edilmektedir.

        Angelika Neuwirth, Kur'an'ın edebi teolojisini incelerken bu ifadenin Ehl-i Kitab'ın Tanrı inancındaki antropomorfik (insan biçimci) ve paganik (putperest) kalıntılara işaret ettiğini tahlil eder. Neuwirth'e göre "Sen ve Rabbin gidin savaşın" cümlesi, Tanrı'yı evrenin mutlak hakimi olarak değil, kabile adına cepheye sürülecek bir savaş tanrısı, bir totem veya paralı asker gibi gören ilkel bir teolojik cehaletin yansımasıdır.

        kâıdûn (قَاعِدُونَ)

        Sözcüğün kökü "k-a-d" (ق ع د) harfleridir. Temel anlamı; oturmak, hareketsiz kalmak, geri durmak ve yerine çakılmaktır. Kıyam'ın (ayağa kalkmanın) tam zıttıdır. Ayetin sonunda "innâ hâhunâ kâıdûn" (biz kesinlikle burada oturanlarız) şeklinde, isyanın ve eylemsizliğin manifestosu olarak geçer.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde "ayakta durmanın veya hareket etmenin zıttı olan bedensel duruş ve eylemsizlik" anlamının yattığını söyler.

        Râgıb el-İsfahânî, fiziksel oturmanın yanında "kuûd" kavramının mecazen "bir işten geri kalmak, çabayı terk etmek, mazeret üreterek sorumluluktan kaçmak" anlamlarına geldiğini açıklar. Cihaddan geri kalanlara "kavaid" denmesi de bu ruhsal oturma/çökme haliyle ilgilidir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an ahlakında "kâıdûn" (oturanlar) ile "mücahidûn" (çabalayanlar/savaşanlar) zıtlığını varoluşsal bir temelde inceler. Izutsu'ya göre "kâıdûn", burada sadece yere oturmuş insanları tasvir etmez. Bu kelime, ontolojik bir pısırıklığı, ahlaki bir çöküşü ve insanın var olma mücadelesinden istifa etmesini simgeler. İsrailoğulları "biz burada oturanlarız" derken, tarih sahnesinden çekildiklerini ilan etmiş olurlar.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, tefsir literatüründe bu ifadenin bir "durum tespiti" değil, bir "eylem/isyan beyanı" olduğuna dikkat çeker. "Kâıdûn", ism-i fail çoğul yapısıyla sürekli bir hali bildirir. Onlar, geçici olarak dinlendiklerini değil, Kutsal Topraklara girme emrine karşı, oldukları yere çakılıp kalarak sivil bir itaatsizlik başlattıklarını ve statükoya (çölde beklemeye) teslim olduklarını bu kelimeyle tescillemişlerdir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X