Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mâide Sûresi, 19. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mâide Sûresi, 19. Ayet

    يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلٰى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ اَنْ تَقُولُوا مَا جَٓاءَنَا مِنْ بَش۪يرٍ وَلَا نَذ۪يرٍۘ فَقَدْ جَٓاءَكُمْ بَش۪يرٌ وَنَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yâ ehle-lkitâbi kad câekum rasûlunâ yubeyyinu lekum ‘alâ fetratin mine-rrusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin velâ neżîr(in)(s) fekad câekum beşîrun veneżîr(un)(k) va(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ey Ehl-i Kitap! 'Bize ne bir müjdeleyici ne de bir uyarıcı geldi' demeyesiniz diye peygamberlerin arası kesildiği bir dönemde size gerçekleri açıklamak üzere elçimiz gelmişti. İşte size müjdeleyici de uyarıcı da geldi. Allah her şeye kadirdir.

      Ey Ehl-i Kitap! Size gerçekleri açıklamak üzere elçimiz gelmişti. Bu ilahi kelamdaki size gerçekleri açıklıyor, mealindeki beyan Hz. Peygamber'in vasfına ve özelliğine dair gizlediğiniz ve tahrif ettiğiniz gerçekleri size açıklıyor anlamına gelebilir; şu ilahi beyanda olduğu gibi: "Resulümüz kitapta bulunup da gizlemekte olduğunuz birçok şeyi size açıklamak üzere geldi; birçoğunu da açığa vurmuyor". Size gerçekleri açıklıyor, sizin lehinize ve aleyhinize olan şer'i hükümleri açıklıyor manasına, ayrıca Peygamberlerin üzerinde bulundukları hususları size açıklıyor anlamına da gelebilir.

      Fetret Dönemi

      Peygamberlerin arası kesildiği bir dönemde. Yani peygamber göndermeye ara verildiği dönemde. Denilmiştir ki İsrail'den Hz. İsaya kadar iki peygamber arasında hiç kopukluk olmadan her peygamberin ardından başka bir peygamber gönderilmiştir. Ama Cenab-ı Hak, Hz. Muhammed'i, peygamberlerin arasının kesildiği bir fetret döneminde gönderdiğini haber vermektedir. Şöyle de denilmiştir: Peygamberlerin arası kesildiği bir dönemde mealindeki beyan onların kesintiye uğradığı anlamına gelmez, buna mukabil peygamberlerin tesirlerinin zayıflaması ve izlerinin silinmesi kastedilmiş olur. Bu durumda "fetret" yumuşama anlamındaki "fütur" (فُتُور) kökünden gelir: (فَتَرَ فُتُورٌ) denilir. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber'i peygamberlerin izlerinin silinip zayıfladığı, insanlar arasında dini zayıflığa sebep olan ihtilafların ortaya çıktığı bir dönemde zikredilen şeyleri açıklamak üzere gönderdiğini haber vermektedir.

      Bize ne bir müjdeleyici ne de bir uyarıcı geldi, demeyesiniz diye. Yani insanlar Bize ne bir müjdeleyici ne de bir uyarıcı geldi diye bir mazeret gerekçe göstermesinler diye. Bu ifade -her ne kadar mukabil bir fikir ileri sürmeleri sözkonusu değilse de- Yüce Allah yine de ileri sürebilecekleri bahanelerinin önünü kesmektedir. Buna benzer ifadeler başka ayetlerde de görülmektedir: "İnsanların peygamberlerden sonra Allah'a karşı tutunacak bir delilleri olmasın diye!"; ''Allah hakkında gerçek olandan başka bir şey söylemeyeceklerine dair ... ?" Müjdeleyici, yani itaat edeni cennetle müjdeleyici, Uyarıcı. İşte size müjdeleyici de uyarıcı da geldi. Allah her şeye kadirdir. Buradaki Allah her şeye kadirdir. Cenab-ı Hak fetret dönemlerinde insanlara peygamberler göndermeye, peygamberlerin silinen izlerini ve kaybolan sünnetlerini yeniden ihya etmeye kadirdir anlamına gelmesi muhtemeldir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        fetratin (فَتْرَةٍ)

        Sözcüğün kökü "f-t-r" (ف ت ر) harfleridir. Temel anlamı; sıcaklığın veya şiddetin azalması, zayıflamak, gevşemek, kesintiye uğramak ve iki olay arasındaki duraklama anıdır. Mâide Sûresi 19. ayette Ehl-i Kitab'a hitaben, Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasında geçen, yeryüzüne peygamber gönderilmeyen ve ilahi vahyin kesintiye uğradığı o uzun zaman dilimini (fetret devri) tanımlamak için kullanılır.

        İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luğa adlı eserinde bu kökün "bir şeyin şiddetini ve keskinliğini yitirmesi, sürekliliğin ardından gelen sükûnet" anlamına geldiğini belirtir. Kaynayan suyun ılımasına veya koşan birinin yavaşlamasına bu kökten türeyen isimler verilir. Bu bağlamda kelime, vahyin ve elçilerin sürekli gelişinin ardından yaşanan sessizlik ve duraksama döneminin etimolojik karşılığıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta "fetret" kavramını "hareketten sonraki durağanlık" olarak tahlil eder. O, ayetteki "alâ fetratin miner rusuli" (elçilerin arkasının kesildiği/ara verildiği bir dönemde) ifadesinin, peygamberlik kurumunun tamamen yok olmasını değil, ilahi bir hikmet gereği mesajın gelişine geçici bir süre ara verilmesini ifade ettiğini vurgular.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki polemik değerini inceler. Ehl-i Kitap, kendi dinlerinin tamamlandığını ve yeni bir peygambere ihtiyaç olmadığını iddia ederken; Kur'an "fetratin" kelimesini kullanarak bu uzun boşlukta tahrifatın arttığını, eski mesajların unutulduğunu ve dolayısıyla yeni bir elçinin (resûlunâ) gelişinin tarihsel ve teolojik bir zorunluluk olduğunu Ehl-i Kitab'a bildirir.

        beşîrin (بَشِيرٍ)

        Sözcüğün kökü "b-ş-r" (ب ش ر) harfleridir. Temel anlamı; müjdelemek, sevindirici bir haber vermek ve yüzü güldürmektir. "Beşer" (insan derisi) kelimesi de bu kökten gelir. Ayette, Ehl-i Kitab'ın "Bize müjdeci gelmedi" bahanesini ortadan kaldıran, onlara ilahi lütfu ve kurtuluşu haber veren elçiyi nitelemek için kullanılır.

        İbn Fâris, kök anlamını "insan ve hayvan bedeninin dıştan görünen en üst derisi" (beşere) olarak tanımlar. Sevindirici habere "beşâret", haberi verene "beşîr" denmesinin etimolojik sebebi; alınan iyi ve güzel haberin insanın kan akışını hızlandırarak yüzünde (derisinde) fiziksel bir aydınlanma, gülümseme ve mutluluk alameti olarak dışarı yansımasıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "beşîr" kavramını sıradan bir haberci olmaktan ayırır. Ona göre beşîr, sadece bilgi aktaran değil, aktardığı bilgiyle (cennet ve kurtuluş vaadiyle) muhatabının ruh halinde ve fiziksel görünümünde ani ve pozitif bir dönüşüm yaratan müjdecidir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın iletişimsel stratejisini incelerken "beşîr" kelimesinin peygamberlik kurumunun iki temel sütunundan birini oluşturduğuna dikkat çeker. Izutsu'ya göre bu kelime, insanın fıtratındaki umut etme, kurtulma ve ilahi lütfa mazhar olma arzusuna hitap eder. Din, sadece korku üzerinden değil, "beşîr" vasfıyla müjdelenen rahmet üzerinden de insanı Allah'a yönlendirir.

        nezîrin (نَذِيرٍ)

        Sözcüğün kökü "n-z-r" (ن ذ ر) harfleridir. Temel anlamı; uyarmak, korkutmak, yaklaşan bir tehlikeyi önceden haber vererek tedbir alınmasını sağlamaktır. Ayette "beşîr" (müjdeci) kelimesiyle birlikte, elçinin ikinci asli görevi olan uyarıcılık vasfını ifade eder.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde "bir kişiye, içinde bulunduğu durumun vahametini ve ileride karşılaşacağı olumsuz sonucu bildirerek onu sakındırmak" anlamının bulunduğunu ifade eder. Adak adamak (nezr) kelimesi de kişinin kendisini dini bir yükümlülükle bağlayarak korku ve saygıyla Allah'a yönelmesi açısından bu kökle bağlantılıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "nezîr" ile sıradan bir "korkutucu" arasındaki farkı merhamet boyutuyla açıklar. Ona göre nezîr, salt dehşet saçan veya eziyet eden biri değildir; aksine şefkatinden dolayı, düşmanın saldırısını veya ilahi azabı gelmeden önce haber vererek toplumu helak olmaktan kurtarmaya çalışan bir uyanış elçisidir.

        Angelika Neuwirth, Kur'an'ın edebi formunu ve peygamber tipolojisini tahlil ederken, "beşîr ve nezîr" (müjdeleyici ve uyarıcı) ikilisinin (hendiadys) merkezi rolüne değinir. Ona göre bu ayet, peygamberin dünyevi bir kral, zorba bir yönetici veya bir büyücü olmadığını; onun yegane misyonunun, fetret döneminin ardından insanlığa eylemlerinin eskatolojik (ahirete dair) sonuçlarını iletmek olan bir sözcüsü olduğunu kesin bir retorikle ilan eder.

        Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi arap zihniyeti ile İslami zihniyet arasındaki çatışmayı "nezîr" kavramı üzerinden okur. Cahiliye insanının ahireti inkar eden pervasız ve kaygısız yaşantısı, "nezîr"in getirdiği hesap günü uyarısıyla paramparça edilir. Izutsu'ya göre ayette peygamberin "size nezîr (uyarıcı) geldi" şeklinde takdim edilmesi, Ehl-i Kitab'ın ve müşriklerin ahlaki rehavetini yıkan ontolojik bir sarsıntıdır; umut (beşîr) ile korku (nezîr) arasında kurulan bu denge, İslami takva bilincinin temelini oluşturur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X