فَالْيَوْمَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mutaffifin Sûresi, 34. Ayet
Daralt
X
-
Felyevme (فَالْيَوْمَ)
Felyevme (فَالْيَوْمَ) kelimesindeki "yevm" isminin kökeni y-v-m harflerine dayanmaktadır; başındaki "fe" edatı ise bir sonuç ve takip bildirir. İbn Fâris, y-v-m kökünün zamanın belirli bir kesitini ve gün kavramını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kelimesinin Kur'an'da sıradan bir yirmi dört saatlik dilimi değil, büyük olayların gerçekleştiği nihai hesaplaşma vaktini (kıyameti) simgelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu ayetteki zaman vurgusunu eskatolojik bir kırılma noktası olarak inceler; lineer (dünyevi) zamanın bittiği ve mutlak ilahi adaletin tecelli ettiği bu "yeni gün", dünyadaki haksızlıkların bütünüyle tersyüz edildiği kozmik bir milattır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, başındaki "fe" (işte bugün/o gün) edatının geçmişte yaşanan acılara ve baskılara dramatik bir gönderme yaptığını, Mekke döneminin karanlık dününün ardından müminler için vaat edilen o aydınlık ve ilahi "bugün"ün nihayet gelip çattığını vurgular.
Âmenû (آمَنُوا)
Âmenû (آمَنُوا) kelimesinin kökeni e-m-n harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, e-m-n kökünün temelinde "korku ve endişenin yokluğu, mutlak güven ve sükûnet" anlamlarının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iman" kavramını insanın hakikate teslim olarak kalbî bir huzura ermesi olarak tanımlar; bu ayetin bağlamında ise "âmenû", dünyada suçluların tahakkümüne ve alaylarına karşı inançlarını koruyanların, ahirette ulaştıkları o sarsılmaz ve mutlak güven (emniyet) makamını temsil eder. Toshihiko Izutsu, kelimeyi bu eskatolojik sahnede varoluşsal bir "kurtuluş" olarak analiz eder; dünyada her türlü sosyal ve fiziksel güvenceden yoksun bırakılan zayıf müminlerin, ilahi vaadin gerçekleşmesiyle birlikte nihai ontolojik güvenliğe kavuşmalarını ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin dünyadaki eylem ile ahiretteki sonuç arasındaki kopmaz bağı gösterdiğini, korku dolu bir dünyada hakikate "güvenenlerin" (inananların), ahirette mutlak bir "güvenlik" yurduna yerleştirildiklerini savunur.
El-Kuffâr (الْكُفَّارِ)
El-Kuffâr (الْكُفَّارِ) kelimesi k-f-r kökünden türemiş mübalağalı bir ism-i fâil çoğuludur. İbn Fâris, k-f-r kökünün temel anlamının "bir şeyi örtmek, gizlemek ve üstünü kapatmak" olduğunu belirtir; tohumu toprağa gizlediği için çiftçiye, kılıcı kınına soktuğu için savaşçıya bu kökten isimler verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, "küfür" kavramını Allah'ın nimetlerini nankörlükle örtmek veya inat uğruna apaçık hakikatin üzerini kapatmak olarak tanımlar; "kuffâr" ise bu örtme ve inkar eylemini hayat tarzı haline getirmiş, gerçeğe karşı sistematik bir körlük geliştirmiş en şiddetli inkârcıları ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik dillerdeki (özellikle Süryanice ve Aramice) tarımsal "örtme" kökeninden teolojik "hakikati reddetme" manasına geçiş sürecini inceler ve Kur'an'ın bu terimi ilahi mesaja karşı bilinçli ve organize bir direniş gösteren zümreler için teknikleştirdiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "iman"ın (güven ve tasdik) tam zıddı olan aktif bir isyan ve nankörlük durumu olarak değerlendirir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke toplumunun ekonomik elitleri bağlamında ele alarak, kurulu sömürü düzenlerini korumak amacıyla vicdanlarının sesini kasten "örten" ve hakikati boğmaya çalışan müşrik aristokrasinin bu mübalağalı sıfatla nitelendirildiğini vurgular.
Yadhakûn (يَضْحَكُونَ)
Yadhakûn (يَضْحَكُونَ) kelimesinin kökeni d-h-k harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, d-h-k kökünün insanın yüzünün açılması, ferahlaması ve sevinçle gevşemesi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dahik" eyleminin hoşa giden veya şaşırtıcı bir durum karşısında verilen doğal bir tepki olduğunu açıklar; ancak bu ayetteki kullanımı, dünyadaki o kibirli ve aşağılayıcı alay gülüşünün yerini, ilahi adaletin tecelli etmesinden doğan mutlak bir iç huzuruna ve eskatolojik bir rahatlamaya bıraktığını simgeler. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin buradaki kullanımını Kur'an'ın kusursuz retorik simetrisi bağlamında inceler; dünyada suçluların inananlara attığı o sinsi ve şımarık kahkahaların, ahirette ilahi adaletin tahakkuk etmesiyle müminlerin yüzündeki haklı, vakur ve sonsuz bir tebessüme dönüşmesiyle kozmik bir ironinin tamamlandığını vurgular. Toshihiko Izutsu, bu gülme eylemini sarsıcı bir "psikolojik tersyüz etme" (transvaluation) olarak niteler; alay edenlerin alay edilen duruma düştüğü, zalimlerin dünyevi hırslarının iflasını izleyen müminlerin yaşadığı o derin ontolojik tatmin halinin bu fiille resmedildiğini belirtir. Angelika Neuwirth, bu fiilin apokaliptik bir zaferin ilanı olduğunu, eskatolojik sahnede statülerin bütünüyle yer değiştirdiğini ve inananların haklılıklarının mutlak bir neşeyle tescillendiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki gülüşün kindar bir intikam duygusu değil, dünyada sahte tanrılara ve kibirli güçlere dayanarak kendilerini ezmeye çalışanların düştüğü acınası hali görmenin getirdiği o büyük ilahi hakkaniyetin idraki ve tecellisine duyulan varoluşsal bir sevinç olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla