وَاِذَا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغَامَزُونَۘ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mutaffifin Sûresi, 30. Ayet
Daralt
X
-
29. "Günahkârlar (dünyada) iman edenlere gülüp dururlardı!"
30. "Yanlarından geçtiklerinde birbirlerine kaş göz ederlerdi."
31. "Sonra kendi çevrelerine dönerken neşe içinde dönerlerdi."
32. "Müminleri gördüklerinde, 'Bunlar gerçekten doğru yoldan sapmış kimseler!' derlerdi."
Kâfirlerin bu tutumları kendilerinin hayrete düşmeleri yüzünden olabilirdi. Zira kendileri ölümden sonra diriltilmeyi, âhiret hayatını, sevap ve azabı, cennet ve cehennemi inkâr ediyorlardı. Müminler ise bütün bunlara iman edip kabul ediyorlar, bu inançlarının bir sonucu olarak da yoksulluk ve şiddetli geçim sıkıntısına, can ve mal telefine tahammül ediyorlardı. Bu durum karşısında kâfirler hayrete düşüyorlar, müminlerin hallerine şaşıp gülüyorlardı. Çünkü müminlerin çabalarının hiçbiri onlara dünyevî bir çıkar sağlamıyordu. Kâfirler müminlerin âhiret hayatına, cennet nimetlerine ve Allah’ın kendileri için hazırlamış olduğu nimetlere dair müjdeleri inkâr ediyorlardı. Onların bu hali, kendilerini müminler hakkında hayrete düşürüyor, hallerine hayretle gülüyorlardı. Yahut müminlerle alay etmek için gülüyorlardı ve şöyle diyorlardı: Bunlar Muhammed'e (a.s.) iman ediyorlar ve onun kendilerine âhirette nimetler verileceğine dair vâdlerine kendilerini kaptırıyorlar. Kendileri bilmiyorlardı ve müminleri de kendi bilmedikleri dinî konularda cehaletle itham ediyorlardı; ölümden sonra diriltilmenin, âhiret hayatının, cennetin ve cehennemin var olmadığını sanıyorlardı.
Ebû Bekir el-Esam şöyle dedi: Mücrim, günahlara dalan kimsedir. Ebû Bekir el-Esam, kâfirlerin müminlere yaptıklarında Hz. Peygamber'in (a.s.) risâletini kanıtlayan delil bulunduğunu söyledi. Şöyle ki: Onlar müminlere gülüyorlar ve kaş göz işareti yaparak onlarla alay ediyorlardı. Onları sapıklıkla itham ediyorlar, bütün bunları müslümanlardan gizli yapıyorlardı. Allah Teâlâ peygamberine, onların gizli olarak bütün bu yapıp ettiklerini bildirdi ki bu, onlara karşı Hz. Peygamber’in (a.s.) peygamberliğine açık bir delil olsun.
“Yeteğâmezûn”, yani yanlarından geçtiklerinde birbirlerine kaş göz ederlerdi. Bu, birbirlerine alay etme amaçlı kaş göz işareti yaptı demektir.
Yorumu Yorumla
-
Merrû (مَرُّوا)
Merrû (مَرُّوا) kelimesinin kökeni m-r-r harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "geçip gitmek, ilerlemek, bir yol üzerinde hareket etmek" ve "süreklilik" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mürûr" eyleminin bir şeyin yanından veya üzerinden fiziksel olarak geçmek olduğunu, ayette suçluların (ecremû) müminlerin bulunduğu mekânlardan, sokaklardan veya meclislerden bilerek ve kibirle geçip gitmelerini tasvir ettiğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın bu fiille sunduğu görsel ve kinetik (hareketli) imgeye dikkat çekerek, fiziksel olarak müminlerin yanından geçişin aslında hemen ardından gelecek olan psikolojik saldırının (alay etmenin) bir ön hazırlığı ve sahne kurulumu olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu "yanından geçme" eyleminin sıradan bir hareket olmadığını, suçluların inananların varlığını küçümseyici, onları görmezden gelici ve kendi üstünlüklerini beden dilleriyle dayatıcı psikolojik bir ağırlık taşıdığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke toplumunun sosyal dinamikleri içinde ele alarak, müşrik aristokratların yoksul ve zayıf müminlerin yanından geçerken sergiledikleri o tahakküm kurucu, kasıntılı ve kibirli yürüyüş tarzının bu fiille bütünüyle resmedildiğini belirtir.
Yetegâmezûn (يَتَغَامَزُونَ)
Yetegâmezûn (يَتَغَامَزُونَ) kelimesinin kökeni ğ-m-z harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, ğ-m-z kökünün temelinde "elle bastırmak, yoklamak" ve "göz veya kaş ile gizlice işaret etmek" anlamlarının yattığını, birinde kusur bulmaya ve onu ayıplamaya da bu yüzden "ğamz" denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin göz kapakları veya kaşlarla yapılan alaycı ve küçümseyici işaretleşmeleri ifade ettiğini; kelimenin "tefâul" kalıbında (teğâmuz) gelmesinin ise bu eylemin karşılıklı, ortaklaşa ve birbirlerini kışkırtarak yapıldığını gösterdiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyal psikoloji analizlerinde bu fiili, inkârcıların müminlere karşı uyguladığı dışlayıcı ve aşağılayıcı sözsüz iletişim mekanizması olarak inceler; ona göre bu gizli işaretleşme, inananların ahlaki duruşunu ortak bir "suçlu dayanışması" ile itibarsızlaştırma çabasıdır. Angelika Neuwirth, Mekke surelerindeki dramatik karşıtlıkların inşasında bu tür mikro ifadelerin (mimiklerin) önemli bir rol oynadığını, suçluların bu sinsi ve alaycı beden dilinin, ahirette yaşayacakları çöküşle sarsıcı bir tezat oluşturduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin psikolojik bir "onaylanma" ihtiyacını yansıttığını, suçluların kendi içlerindeki güvensizliği ve hakikat karşısındaki ezikliklerini bastırmak için birbirlerine göz kırparak sahte bir üstünlük ve dayanışma duygusu ürettiklerini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mekke aristokrasisinin zayıf müminler üzerindeki psikolojik şiddetini bu kelime üzerinden değerlendirir; zengin ve nüfuzlu müşriklerin, inananları gördüklerinde kendi aralarında geliştirdikleri bu alaycı şifreli dilin (göz kırpışmaların), o dönemdeki sosyal sınıf kibrinin ve inanç düşmanlığının en karakteristik göstergesi olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla