Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mutaffifin Sûresi, 25. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mutaffifin Sûresi, 25. Ayet

    يُسْقَوْنَ مِنْ رَح۪يقٍ مَخْتُومٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yuskavne min rahîkin maḣtûm(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      25-26. "Onlara mühürlenmiş, mührü de misk olan nefis bir içki sunulur. Yarışanlar, işte bunlar için yarışsınlar."

      Cennet Şarabı

      İçki. Bazıları “rahîk” kelimesinin katkısız şarap olduğunu söylemişlerdir. O, her türlü kusurdan arındırılmış içkidir. Bazıları da şöyle demişlerdir: O, Allah Teâlâ’nın sevdiği kullarına hazırladığı ve dünyada iken hiç kimseyi sırrına vâkıf kılmadığı bir şeydir. Nitekim Cenâb-ı Hak bu meyanda meâlen şöyle buyurmuştur: “Yaptıklarına karşılık olarak onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez”. O öyle bir içkidir ki içecekleri ana kadar kendilerinden gizlenmiş, sürpriz olarak sunulan ve gözleri aydın olacak olan bir içkidir.

      Mühürlenmiş, mührü de misk olan. Şarabın içinde olduğu kabın haline yönelik beyan olması mümkündür. O mühürlüdür ve öncesinde hiçbir el ona uzanmış değildir. Aynı şekilde dünyada da durum aynıdır, kişi kendince nefis bulduğu şarabını özel tıpa ile mühürlemektedir. Allah bildirdi ki bu şarap insanların dünyada iken tercih ettikleri şekilde sunulacaktır ve gene bildirdi ki onun mührü dünyada iken bildikleri en nefis mühür olacaktır ki o da misktir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yuskavne (يُسْقَوْنَ)

        Yuskavne (يُسْقَوْنَ) kelimesinin kökeni s-k-y harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, s-k-y kökünün temel anlamının birine su veya içecek vermek, susuzluğu gidermek ve beslemek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sukyâ" kavramının birine içecek sunmak olduğunu, ayette meçhul (edilgen) formda kullanılmasının ise bu ikramın bizzat ilahi irade tarafından veya görevli melekler vasıtasıyla yapıldığını, dolayısıyla ebrârın (iyilerin) cennette el üstünde tutulan, hizmet edilen şerefli bir konumda bulunduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik tasvirlerinde "içirilmeyi", ilahi misafirperverliğin ve ruhsal/fiziksel doyumun zirvesi olarak inceler; dünyevi arzularını ilahi sınırlar içinde tutanların ahiretteki nihai ödülünün bu pasif ve konforlu sunumla nesnelleştiğini, günahkârların içtiği kaynar suyun (hamîm) ise bunun tam zıttı bir cezalandırma işlevi gördüğünü vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu edilgen fiilin psikolojik bir mutlak sükûnet halini yansıttığını, dünyada hakikati savunurken çile çeken erdemli bireylerin ahirette hiçbir çaba sarf etmeden ilahi lütuflarla ağırlandıkları bir "huzur ve onur" atmosferini tasvir ettiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Mekke'nin yoksul ve baskı gören müminlerine yönelik bir teselli bağlamı taşıdığını, "yuskavne" fiilinin krallara layık bir ziyafet sahnesini canlandırarak, ahiretteki statü değişimini (ezilenlerin onurlandırılmasını) en çarpıcı şekilde ifade ettiğini belirtir.

        Rahîk (رَّحِيق)

        Rahîk (رَّحِيق) kelimesinin kökeni r-h-k harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün saflık, arılık ve içine hiçbir yabancı maddenin karışmamış olması durumunu ifade ettiğini belirtir; "rahîk", tortusuz, en saf ve en üstün nitelikli içecek/şarap anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi şarabın en saydam, en temiz ve kusursuz hali olarak tanımlar; ayetteki bağlamıyla bunun, dünyevi şarabın sarhoş edici, aklı giderici ve bedene zarar verici hiçbir kusurunu barındırmayan, mutlak anlamda arındırılmış göksel bir nimet olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini araştırırken, kadim Arap şiirinde dışarıdan ithal edilen çok kaliteli ve saf şaraplar için bir alıntı kelime olarak kullanılmış olabileceğine dikkat çeker; Kur'an'ın bu tanıdık ve prestijli terimi alarak eskatolojik (ahirete dair) en üstün ödülü betimlemek için teknik bir kavrama dönüştürdüğünü ifade eder. Toshihiko Izutsu, "rahîk" kelimesini Kur'an'ın dünyevi değerleri dönüştürme (transvaluation) stratejisinin bir parçası olarak inceler; Cahiliye Araplarının dünyevi zevklerin zirvesi saydıkları şarabın yerini, ahirette aklı bulandırmayan, ruhsal bir vecd ve estetik haz veren bu ilahi nektarın aldığını vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin sadece bir içeceği değil, ebrârın (iyilerin) dünyadaki amellerinin saflığını ve katıksızlığını yansıttığını; lekesiz bir hayat sürenlere, hiçbir leke barındırmayan mutlak saf bir ödülün (rahîk) sunulduğunu belirterek eylem-ödül uyumuna dikkat çeker.

        Mahtûm (مَّخْتُوم)

        Mahtûm (مَّخْتُوم) kelimesi h-t-m kökünden türemiş bir ism-i mef'uldur. İbn Fâris, h-t-m kökünün temel anlamının bir şeyi örtmek, sonlandırmak veya içine başka bir şey girmesini/çıkmasını engellemek için üzerine damga/mühür vurmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hatm" eylemini bir şeyin güvenliğini sağlamak için iz bırakmak olarak tanımlar; ayetteki "mahtûm" sıfatının, bu cennet şarabının (rahîk) o ana kadar hiçbir el değmemiş, sadece sahibine özel olarak saklanmış, dış etkilerden mutlak surette korunmuş, ayrıcalıklı ve prestijli bir içecek olduğunu gösterdiğini açıklar. Arthur Jeffery, "hatm" (mühür) kelimesinin Aramice ve Süryanice gibi Sami dillerindeki kullanımlarıyla olan ortaklığına değinerek, güvenli kapatma ve onaylama anlamlarının Kur'an'da ilahi bir garanti ve tahsis işlevi kazandığını ifade eder. Angelika Neuwirth, bu "mühürlü" olma vasfının Geç Antik Çağ saray ziyafetlerindeki lüks ve asalet motifleriyle uyuştuğunu, ahiret ödülünün sıradan bir nimet değil, ilahi bir otorite tarafından tescillenmiş ve kişiye özel ayrılmış bir "kraliyet ikramı" olduğunu retorik olarak pekiştirdiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, mührün kişiye özgülüğü ve mahremiyeti simgelediğini, bu ifadenin iyilere "bu nimet sadece sizin erdemleriniz için korunmuştur" mesajını vererek onlara duyulan ilahi saygıyı ve onurlandırmayı en üst düzeye çıkardığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke ticaret hayatı bağlamında değerlendirerek, o dönemde en değerli ve sahte olmayan malların mühürlenerek taşındığını; Kur'an'ın bu metaforu kullanarak ebrâra sunulan nimetin orijinalliğini, kıymetini ve güvenilirliğini tüccar bir toplumun zihnine en somut şekilde nakşettiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X