يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mutaffifin Sûresi, 21. Ayet
Daralt
X
-
18. "Hayır, hayır! Şüphe yok ki erdem sahiplerinin kaydı illiyyîndedir."
19. "Bilir misin nedir illiyyîn?"
20. "(Ameller) kaydedilmiş bir defterdir."
21. "O, Allah'a yakın olanların görüp durdukları, kaydedilmiş bir defterdir."
Allah Teâlâ burada “ebrâr” kelimesini öncesindeki “füccâr” kelimesine karşılık olmak üzere kullanmıştır. Sonra da füccârın, din gününü inkâr edenler olduğunu açıklamıştır. Din gününü inkâr etme kâfirlerin ilk mertebesidir. Eğer füccâr ile küffâr kastedilmiş ise ebrâr ile de iman edenler kastedilmiş olur. O yüzdendir ki “ebrâr”dan maksadın bizzat müminler olduğu söylenmiştir. “Berr” kelimesi de iyi işlerin ellerinde çokça gerçekleştiği kimsedir. Kişinin iyiliği çok olursa ona “berr” denilmektedir. Fâcir ise kendisinden çokça günah sadır olan kimsedir. Buna göre vaîdin, günahta son kerteye kadar çıkmış olanlar için olması mümkündür. Onların mertebece altında olanların hükmü ise burada belirtilmemiş olur, onların hükmünün öğrenilmesi ise istidlâl yoluyla olur. Vâd da iyi işleri çokça yapanlar hakkında olur. Onların durumundan aşağı mertebede olanlara gelince onların durumu da başka delillerle bilinir.
O, Allah'a Yakın Olanların Görüştürdükleri, Kaydedilmiş Bir Defterdir
İyilerin (ebrâr) kitaplarından, yani amel defterlerinden bahsederken Allaha yakın olanların (mukarrabûn) tanıklık yapacaklarından bahsetti. Buna mukabil fâcirlerin kitaplarından söz ederken onların tanıklıklarından bahsetmedi. Onların tanıklıkları Allaha tâzimde bulunduklarını ve dua yaptıklarını bilmeye bağlı olması mümkündür. Denildi ki “mukarrabûn dan maksat her gök ehlinin Allah’a en yakın olanlarıdır.
Yorumu Yorumla
-
Yeşheduhû (يَشْهَدُهُ)
Yeşheduhû (يَشْهَدُهُ) kelimesinin kökeni ş-h-d harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, ş-h-d kökünün temel anlamının "hazır bulunmak, gözle görmek ve kesin olarak bilmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şühûd" ve "şehâdet" kavramlarının hem fiziksel olarak bir yerde bulunmayı hem de zihinsel ve kalbî bir müşahedeyi (görmeyi) ifade ettiğini açıklar; ayetteki kullanımıyla bu fiil, ebrârın (iyilerin) yüce makamlardaki kayıtlarının melekler veya Allah'a en yakın olan seçkin varlıklar tarafından bizzat görülmesini ve onaylanmasını simgeler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel alanında "şehâdet" eyleminin sadece pasif bir bakış olmadığını, derin bir epistemolojik kesinlik ve ilahi hakikat karşısında varoluşsal bir "hazır bulunuş" (presence) hali olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, erken Mekke surelerinin eskatolojik bağlamında bu "şahitlik" eyleminin, göksel mahkemenin ve meleklerin, iyilerin kitabını dramatik bir şekilde tasdik etmesi işlevini gördüğünü ifade eder. Gabriel Said Reynolds, göksel bir kitabın melekler tarafından müşahede edilmesi fikrinin, Geç Antik Çağ'daki Yahudi ve Hristiyan apokaliptik geleneklerindeki "ilahi fermanların semavi varlıklarca onaylanması" motifiyle paralellik taşıdığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu şahitliğin aslında ebrârı "onurlandırma" amacı taşıdığını, onların mükafat belgelerinin o kadar yüce bir makamda tutulduğunu ki, evrenin en seçkin varlıklarının bu belgenin sunumuna saygıyla nezaret ettiklerini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, seçkinlerin bu sicile şahitlik etmesinin, iyilerin amellerinin mutlak bir şeffaflık, tartışılmazlık ve muazzam bir şerefle tescillendiğini gösterdiğini ifade eder.
El-Mukarrabûn (الْمُقَرَّبُونَ)
El-Mukarrabûn (الْمُقَرَّبُونَ) kelimesi k-r-b kökünden türemiş ism-i mef'ul çoğul bir formdur. İbn Fâris, k-r-b kökünün "uzaklığın (bu'd) zıddı olarak mekan, zaman veya makam bakımından yakınlık" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kurb" kavramının burada fiziksel bir mesafeden ziyade manevi, ruhsal ve şeref bakımından Allah'a yakınlığı ifade ettiğini; "mukarrabûn"un ise ilahi lütuf ve merhamete mazhar olmuş, makamları en yüce olan melekleri veya seçkin kulları tanımladığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik kökenlerini incelerken, Süryanice ve İbranice'deki "karûb" (cherub/kerubi melekleri) terimiyle olan dilsel ve anlamsal bağına dikkat çeker; Kur'an'ın bu kavramı, Tanrı'nın arşına en yakın konumda bulunan göksel varlıkları veya ilahi kordiplomatiği tanımlamak üzere kendi hiyerarşik sistemine entegre ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu terimi Kur'an'ın ahlaki-eskatolojik tabakalaşması içinde analiz eder; ona göre "mukarrabûn", cennet ehlinden de üstün olan, varoluşsal olarak Tanrı'nın mutlak yakınlığında bulunmayı nihai mükafat olarak elde etmiş "en seçkin elit" (the absolute elite) tabakasıdır. Gabriel Said Reynolds, kelimenin Geç Antik Çağ dini literatüründeki "ilahi divan" (divine council) üyeleri ve Tanrı'nın huzurundaki baş melekler konseptiyle örtüştüğünü ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın insan ruhunun yaratıcısına duyduğu o derin ontolojik yakınlaşma arzusunun nihai noktası olduğunu, ilahi huzura kabul edilmenin ve orada "yakın kılınmanın" varoluşun en yüksek onuru olduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke'nin sosyo-ekonomik bağlamıyla karşıtlık içinde değerlendirerek, dünyada servetleriyle hiyerarşinin zirvesine yerleşen mutaffifînin (hilekârların) ahirette ilahi huzurdan dışlanmasına (mahcûbûn) karşılık, gerçek "elit" ve "yakın" olanların ilahi divandaki bu seçkinler kafilesi olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla