Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mutaffifin Sûresi, 19. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mutaffifin Sûresi, 19. Ayet

    وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا عِلِّيُّونَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemâ edrâke mâ ‘illiyyûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      18. "Hayır, hayır! Şüphe yok ki erdem sahiplerinin kaydı illiyyîndedir."

      19. "Bilir misin nedir illiyyîn?"

      20. "(Ameller) kaydedilmiş bir defterdir."

      21. "O, Allah'a yakın olanların görüp durdukları, kaydedilmiş bir defterdir."

      Allah Teâlâ burada “ebrâr” kelimesini öncesindeki “füccâr” kelimesine karşılık olmak üzere kullanmıştır. Sonra da füccârın, din gününü inkâr edenler olduğunu açıklamıştır. Din gününü inkâr etme kâfirlerin ilk mertebesidir. Eğer füccâr ile küffâr kastedilmiş ise ebrâr ile de iman edenler kastedilmiş olur. O yüzdendir ki “ebrâr”dan maksadın bizzat müminler olduğu söylenmiştir. “Berr” kelimesi de iyi işlerin ellerinde çokça gerçekleştiği kimsedir. Kişinin iyiliği çok olursa ona “berr” denilmektedir. Fâcir ise kendisinden çokça günah sadır olan kimsedir. Buna göre vaîdin, günahta son kerteye kadar çıkmış olanlar için olması mümkündür. Onların mertebece altında olanların hükmü ise burada belirtilmemiş olur, onların hükmünün öğrenilmesi ise istidlâl yoluyla olur. Vâd da iyi işleri çokça yapanlar hakkında olur. Onların durumundan aşağı mertebede olanlara gelince onların durumu da başka delillerle bilinir.

      O, Allah'a Yakın Olanların Görüştürdükleri, Kaydedilmiş Bir Defterdir

      İyilerin (ebrâr) kitaplarından, yani amel defterlerinden bahsederken Allaha yakın olanların (mukarrabûn) tanıklık yapacaklarından bahsetti. Buna mukabil fâcirlerin kitaplarından söz ederken onların tanıklıklarından bahsetmedi. Onların tanıklıkları Allaha tâzimde bulunduklarını ve dua yaptıklarını bilmeye bağlı olması mümkündür. Denildi ki “mukarrabûn dan maksat her gök ehlinin Allah’a en yakın olanlarıdır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Edrâke (أَدْرَاكَ)

        İbn Fâris, d-r-k kökünün bir şeyin en sonuna ulaşmak, yetişmek ve kavramak anlamlarına geldiğini belirtir; bu kök bir bilginin tam olarak idrak edilmesini ve bir nesnenin nihai noktasına varılmasını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "dirâyet" kavramının bir belirti veya alamet üzerinden ulaşılan derin bir bilgi türü olduğunu vurgular; ayetteki "adrâ" (bildirdi) formu ise normal şartlarda insan idrakinin ötesinde olan yüce ve aşkın bir hakikatin ilahi bir hitapla zihne yaklaştırılmasını temsil eder. Toshihiko Izutsu, "mâ adrâke" kalıbını Kur'an'ın dehşet verici veya muazzam (transcendent) gerçekleri takdim etmek için kullandığı özel bir retorik formül olarak tanımlar; bu ifade, muhatabın mevcut bilgi dağarcığının sorulan yüce makamı kavramaya yetmeyeceğini önceden ilan ederek konunun büyüklüğüne ve önemine dikkat çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanım amacının merak uyandırmak ve hemen ardından gelecek olan "İlliyyûn" kavramının şerefini, gizemini, yüceliğini ve beşer üstü muazzamlığını vurgulamak olduğunu ifade eder.

        İlliyyûn (عِلِّيُّونَ)

        İbn Fâris, a-l-y (veya a-l-v) kökünün temel anlamının yükseklik, yücelik ve yukarıya doğru çıkış olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ulüvv" kavramının hem mekânsal yüksekliği hem de makam ve şeref yüceliğini ifade ettiğini, "illiyyûn" kelimesinin ise iyilerin (ebrâr) amellerinin tescil edildiği en yüce makam veya cennetin en üst derecelerindeki özel bir menzil olduğunu açıklar; bu bağlamda kelime, azabın ve darlığın sembolü olan "Siccîn"in tam karşıtı bir ferahlığı ve yüksekliği simgeler. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini tartışırken İbranice ve Aramice'deki "elyon" (en yüce, en üst) terimiyle olan güçlü etimolojik bağına dikkat çeker ve Kur'an'ın bu kelimeyi göksel bir arşiv veya iyilerin ruhlarının ve kayıtlarının muhafaza edildiği kutsal ve aşkın bir mekanı tanımlamak için teknik bir eskatolojik terim olarak kullandığını belirtir. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryanice kökleri üzerinden "yüceltilmiş olanlar" veya "en yüksek menziller" anlamına geldiğini savunur. Gabriel Said Reynolds, "İlliyyûn" kavramının Geç Antik Çağ'daki göksel küreler ve seçkinlerin amellerinin muhafaza edildiği semavi defterler tasavvuruyla kavramsal bir paralellik gösterdiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin ruhsal bir yücelişi temsil ettiğini, erdemli bir hayat süren ebrârın ulaştığı nihai ahlaki ve ontolojik zirveyi, manevi bir genişlemeyi ve ilahi lütfu yansıttığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin dünyadaki yozlaşmış ticari düzene karşı ahlaki bir duruş sergileyen iyilerin şanını ebedileştiren ilahi bir onay makamını ifade ettiğini, "Siccîn"deki daraltılmış zindan mahkumiyetine karşılık, "İlliyyûn"un mutlak bir onurlandırılma ve yüceltilme makamı olduğunu vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu ifadenin hem fiziksel bir yükselişi hem de manevi bir yüceltilmeyi barındırdığını, dürüstlüğün insanı nihai olarak ilahi huzurda en üst onur basamağına taşıyacağının tescili olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X