Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mutaffifin Sûresi, 18. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mutaffifin Sûresi, 18. Ayet

    كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْاَبْرَارِ لَف۪ي عِلِّيّ۪ينَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kellâ inne kitâbe-l-ebrâri lefî ‘illiyyîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      18. "Hayır, hayır! Şüphe yok ki erdem sahiplerinin kaydı illiyyîndedir."

      19. "Bilir misin nedir illiyyîn?"

      20. "(Ameller) kaydedilmiş bir defterdir."

      21. "O, Allah'a yakın olanların görüp durdukları, kaydedilmiş bir defterdir."

      Allah Teâlâ burada “ebrâr” kelimesini öncesindeki “füccâr” kelimesine karşılık olmak üzere kullanmıştır. Sonra da füccârın, din gününü inkâr edenler olduğunu açıklamıştır. Din gününü inkâr etme kâfirlerin ilk mertebesidir. Eğer füccâr ile küffâr kastedilmiş ise ebrâr ile de iman edenler kastedilmiş olur. O yüzdendir ki “ebrâr”dan maksadın bizzat müminler olduğu söylenmiştir. “Berr” kelimesi de iyi işlerin ellerinde çokça gerçekleştiği kimsedir. Kişinin iyiliği çok olursa ona “berr” denilmektedir. Fâcir ise kendisinden çokça günah sadır olan kimsedir. Buna göre vaîdin, günahta son kerteye kadar çıkmış olanlar için olması mümkündür. Onların mertebece altında olanların hükmü ise burada belirtilmemiş olur, onların hükmünün öğrenilmesi ise istidlâl yoluyla olur. Vâd da iyi işleri çokça yapanlar hakkında olur. Onların durumundan aşağı mertebede olanlara gelince onların durumu da başka delillerle bilinir.

      O, Allah'a Yakın Olanların Görüştürdükleri, Kaydedilmiş Bir Defterdir

      İyilerin (ebrâr) kitaplarından, yani amel defterlerinden bahsederken Allaha yakın olanların (mukarrabûn) tanıklık yapacaklarından bahsetti. Buna mukabil fâcirlerin kitaplarından söz ederken onların tanıklıklarından bahsetmedi. Onların tanıklıkları Allaha tâzimde bulunduklarını ve dua yaptıklarını bilmeye bağlı olması mümkündür. Denildi ki “mukarrabûn dan maksat her gök ehlinin Allah’a en yakın olanlarıdır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kitâb (كِتَاب)

        İbn Fâris, k-t-b kökünün temel anlamının parçaları bir araya getirmek, toplamak ve dikişle birleştirmek olduğunu belirtir; harfler de bir araya getirilerek sözcükler oluşturulduğu için yazma eylemine bu isim verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, "kitâb" kavramını harflerin birleştirilmesiyle ortaya çıkan anlamlı bütünlük olarak tanımlar ve bu ayetin bağlamında ebrârın (iyilerin) amellerinin, lütuflarının ve kurtuluşlarının ilahi bir iradeyle dondurulup kesin bir hükme bağlandığı, geri dönüşü olmayan yüce bir tescil dosyasını ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik yapısında "kitâb" terimini, insan eylemlerinin nesnelleşerek hesap gününde karşıya çıkacak kalıcı birer "kayıt" haline gelmesi süreci olarak inceler; bu bağlamda ebrârın kitabı, kurtuluşun ve ilahi rızanın somutlaşmış teminatıdır. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (Süryanice ve Aramice) "yazılı belge" ve "hukuki senet" anlamındaki arka planına dikkat çekerek, Kur'an'da bu terimin ilahi bir sicil ve dokunulmaz bir otorite tarafından onaylanmış onurlandırıcı bir belge niteliği kazandığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke dönemi eskatolojisi bağlamında değerlendirerek, "kitâb"ın burada "fuccâr"ın kitabının aksine, dürüstlük ve erdemle örülmüş bir yaşamın ilahi mahkemedeki beraat belgesi ve mükafat defteri olduğunu ifade eder.

        Ebrâr (الْأَبْرَار)

        Ebrâr (الْأَبْرَار) kelimesi b-r-r kökünden türemiş bir çoğuldur. İbn Fâris, b-r-r kökünün temelinde genişlik, enginlik ve ferahlık anlamlarının yattığını belirtir; yeryüzünün geniş kısımlarına "berr" denildiği gibi, iyilikte ve itaatte sınır tanımayan, davranışları geniş ve kapsayıcı olan kişiye de bu kökten hareketle isim verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, "birr" kavramını itaatte ve iyilikte enginlik olarak tanımlar; "ebrâr" ise bu iyiliği bir yaşam tarzı haline getiren, niyetleri saf, ahlakları yüce olan ve "fuccâr"ın (günahkârların) darlığına ve haddi aşmasına karşılık ilahi rızaya geniş bir teslimiyetle yönelen kişileri temsil eder. Toshihiko Izutsu, "ebrâr" kavramını Kur'an'ın ahlak sistemindeki en yüksek mertebelerden biri olarak inceler; ona göre bu kitle, "mutaffifîn" gibi bencil ve dar görüşlü sömürücülerin aksine, derin bir iman ve sorumluluk bilinciyle toplumsal adaleti, cömertliği ve diğerkâmlığı (özgeciliği) merkeze alan ahlaki zirveyi oluşturur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin psikolojik ve ruhsal bir genişlemeye işaret ettiğini, kişinin kendi egosunu aşarak evrensel bir iyilik ve empati düzeyine ulaşmasını simgelediğini, bu ruhsal ferahlığın ahiretteki mekanlarına da yansıyacağını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke'nin yozlaşmış ticari ortamı bağlamında ele alarak, "ebrâr"ın ölçü ve tartıda dürüstlüğü elden bırakmayan, ahlaki ilkelerinden taviz vermeyen ve zorluklara rağmen erdemli duruşunu koruyan seçkin müminler sınıfını nitelediğini belirtir.

        İlliyyîn (عِلِّيِّينَ)

        İlliyyîn (عِلِّيِّينَ) kelimesinin kökeni a-l-y (veya a-l-v) harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının yükseklik, yücelik ve yukarıya doğru çıkış olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ulüvv" kavramının hem mekânsal yüksekliği hem de makam ve şeref yüceliğini ifade ettiğini, "illiyyîn"in ise iyilerin (ebrâr) amellerinin kaydedildiği yüce bir makam veya cennetin en üst derecelerindeki özel bir menzil olduğunu açıklar; bu kelimenin "Siccîn"in (aşağılık ve darlık) tam zıddı olarak konumlandığını vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini tartışırken İbranice ve Aramice'deki "elyon" (en yüce, en üst) terimiyle olan güçlü etimolojik bağına dikkat çeker ve Kur'an'ın bu kelimeyi göksel bir arşiv veya iyilerin ruhlarının/kayıtlarının saklandığı kutsal ve aşkın bir mekanı tanımlamak için teknik bir eskatolojik terim olarak kullandığını belirtir. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryanice kökleri üzerinden "yüceltilmiş olanlar" veya "en yüksek menziller" anlamına geldiğini savunur. Gabriel Said Reynolds, "İlliyyîn" kavramının Geç Antik Çağ'daki göksel küreler ve seçkinlerin amellerinin muhafaza edildiği semavi defterler tasavvuruyla paralellik gösterdiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "Siccîn" ile oluşturduğu kavramsal ve mekânsal zıtlığa dikkat çekerek, mutaffifîn ve fuccâr'ın hapsedildiği karanlık ve dar zindana karşılık, ebrâr'ın şanını ve akıbetini ebedileştiren, ferah, şeffaf ve yüce bir ilahi kayıt/makam derecesini temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu ifadenin hem fiziksel bir yükselişi (cennetin üst tabakaları) hem de manevi bir yüceltilmeyi barındırdığını, dürüstlüğün ve iyiliğin insanı nihai olarak ilahi huzurda en üst onur basamağına taşıyacağının tescili olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X