Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mutaffifin Sûresi, 11. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mutaffifin Sûresi, 11. Ayet

    اَلَّذ۪ينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elleżîne yukeżżibûne biyevmi-ddîn(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Onlar yargı gününü asılsız sayanlardır."

      “Dîn’in iki anlamı vardır: Yapılan bir işin karşılığını görme ya da teslim olup boyun eğmenin adı. Kıyamet gününe “din günü” denilmesinin sebebi, orada kulların yaptıkları işlerin karşılığını görecek olmalarıdır. Ya da ikinci anlamıyla o günde Allah Teâlâ'ya teslim olup boyun eğmelerinden ötürüdür. Onların din gününü inkâr etmeleri aslında Allah Teâlâ’nın kudretini ve O’nun resûllerini inkâr etmektir. Çünkü resûller onları din gününe iman etmeye çağırmaktadırlar, onlar ise o günü inkâr etmektedirler. Dolayısıyla bu inkâr, tasdik etmeleri gerekli olan her bir şeyin reddedilmesi anlamına gelmekte ve o şekilde yorumlanmaktadır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yukezzibûne (يُكَذِّبُونَ)

        Yukezzibûne (يُكَذِّبُونَ) kelimesinin kökeni k-z-b harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, k-z-b kökünün "sıdk" (doğruluk) kavramının tam zıddı olduğunu, bir haberin veya gerçeğin dış dünyadaki gerçekliğe uygun olmamasını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ında "tekzîb" eyleminin, bir sözün veya iddianın yalan olduğunu öne sürmek ya da doğruluğu apaçık olan bir hakikati kasten reddetmek anlamına geldiğini açıklar; ayetteki geniş zaman (muzari) formu, bu inkârın sadece bir anlık değil, süreklilik arz eden bir zihniyet ve yaşam tarzı haline geldiğini simgeler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında bu fiili, peygamberin tebliğ ettiği "iman" (tasdik) sistemine karşı geliştirilen en sert "küfür" eylemlerinden biri olarak inceler; ona göre "yukezzibûne", muhatabın hakikati sadece reddetmekle kalmayıp, onu bir "hayal ürünü" veya "eskilerin masalı" olarak yaftalamasını temsil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin psikolojik bir "perdeleme" (karartma) eylemi olduğunu, kişinin kendi bencil çıkarlarıyla çelişen eskatolojik gerçekleri zihninden uzaklaştırmak için "yalanlama" mekanizmasını bir kalkan olarak kullandığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke aristokrasisinin tutumu üzerinden değerlendirerek, onların bu "tekzîb" eyleminin kökeninde, kurulu sömürü düzenlerini sarsacak olan "hesap verme" korkusunun yattığını ve bu nedenle bilinçli bir inatla yalanlamaya devam ettiklerini belirtir.

        Yevm (يَوْمِ)

        Yevm (يَوْمِ) kelimesinin kökeni y-v-m harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün zamanın belirli bir kesitini, özellikle de güneşin doğuşundan batışına kadar olan süreci ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kavramının sadece yirmi dört saatlik dilimi değil, aynı zamanda büyük olayların meydana geldiği "vakit" ve "dönem"leri de kapsadığını, bu ayette "Dîn" kelimesiyle birleşerek dehşeti ve ehemmiyeti büyük olan özel bir ana işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel yapısında "yevm" teriminin "hesap günü" (Yevmü'l-Hisâb) veya "din günü" (Yevmü'd-Dîn) tamlamaları içinde kullanıldığında, lineer zamanın son bulduğu ve ilahi adaletin bizzat müdahale ettiği kozmik bir kırılma anını simgelediğini vurgular. Gabriel Said Reynolds, "yevm" kelimesinin bu bağlamdaki kullanımını peygamberlik geleneğindeki "Rabbin Günü" (Yom YHWH) tasavvurlarıyla ilişkilendirerek, bunun tüm insanlığın ilahi yargı önüne çıkacağı evrensel bir randevu zamanı olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "Dîn" ile izafet (tamlama) halinde gelmesinin, o günün yegâne karakterinin "karşılık ve yargı" olduğunu, başka hiçbir dünyevi otoritenin o zaman diliminde hükmünün geçmeyeceğini hissettirdiğini belirtir.

        Dîn (الدِّينِ)

        Dîn (الدِّينِ) kelimesinin kökeni d-y-n harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, d-y-n kökünün temelinde "boyun eğmek, itaat etmek, borçlanmak ve karşılık (ceza/mükafat) vermek" anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dîn" kelimesinin bu bağlamda "karşılık" (cezâ) ve "hesap" (hisâb) anlamına geldiğini, insanların dünyada yapıp ettiklerinin bir karşılığı olarak bu ismin verildiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökenlerini tartışırken, Arapça "dîn" (yol/inanç) anlamının yanı sıra, Orta Farsça (den) ve özellikle İbranice/Aramice'deki "dîn" (hüküm/yargı/karar) kavramlarıyla olan semantik etkileşimine dikkat çeker ve Kur'an'da "Yevmü'd-Dîn" terkibinin doğrudan "Yargı Günü" (Day of Judgment) manasında kökleştiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "karşılık ve hüküm" ekseninde inceleyerek, "din günü"nün insanın bütün bir hayatının ilahi bir teraziye vurulduğu, amellerin sonuçlarının nesnelleştiği nihai ahlaki hesaplaşma zemini olduğunu savunur. Gabriel Said Reynolds, "Yevmü'd-Dîn" ifadesinin Geç Antik Çağ'daki dini literatürde (Yahudi ve Hristiyan metinlerinde) "Yom ad-Dîn" olarak geçen eskatolojik yargılama sahnesiyle tam bir paralellik arz ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökündeki "borç" (deyn) ilişkisine dikkat çekerek, bu günün insanın varoluş borcunu nasıl ödediğinin sorgulanacağı bir "hesaplaşma" günü olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke toplumunun adalet anlayışıyla kıyaslayarak, "din"in burada hukuk ve yargı anlamına geldiğini, dünyadaki haksız ölçü ve tartıların (mutaffifîn) o büyük "hukuk gününde" mutlak bir cezayla karşılık bulacağının ihtar edildiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X