كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَف۪ي سِجّ۪ينٍۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mutaffifin Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
"Doğrusu şudur ki, günahkârların yazısı muhakkak siccîndedir."
“Kellâ” Hasan-ı Basrî ve Ebû Bekir el-Esamm’a göre tahkik edatıdır; gerçekten veya doğrusu anlamındadır. Yani onların diriltilmeleri haktır, onlar kesinlikle hesap günü için diriltileceklerdir. Zeccâc ise “kellâ” kelimesinin engelleme ve uyarma edatı olduğunu söylemiştir. Buna göre mâna şöyledir: İş onların sandıkları gibi diriltilmeyecek değillerdir, aksine onlar diriltilecekler ve yapıp ettiklerinin karşılığını göreceklerdir. Zeccâc’ın bu yorumuna göre âhiret hayatının varlığı istidlâl yoluyla ortaya çıkar[ken Hasan-ı Basrî ve Ebû Bekir el-Esamm’ın açıklamalarına göre ise istidlâl yoluyla değil doğrudan nas ile sabit olur].
Siccîn ve İlliyyûnun Mahiyeti
Günahkârların yazısı muhakkak siccîndedir. “Siccîn” kelimesinin ne olduğuna dair ihtilaf edilmiştir. Kimine göre siccîn bir mekânın ismidir ve buna işaretle şöyle demiştir: Yedi kat yerin altında bir kayadır; kâfirin amel defteri kıyâmet gününe kadar onun altına konur. Ancak bizim onun nerede olduğunu bilmemize ihtiyacımız yoktur. Çünkü onu oraya koymakla mükellef olanlar onun yerini bilmektedirler ki onlar da meleklerdir. Kimine göre ise o kadim ümmetlerin kitaplarında yer almış bir kavramdır, aynı şekilde Kuranda da anıldı. Onun ne olduğu [kadim kitaplarda açıklanmış olabilir]. Maksat gerçekleşmiş olduğu için “siccîn’nin anlamına işaret edilmemesi mümkündür.
Siccîn kıyâmet gününde kâfirlerin azap görmeleri için hazırlanmış bir yer de olabilir. Lâkin âhirette ilk defa, amel defterinde kayıtlı olan ameli insana arz olunur, sonra ruhu ona iliştirilir. En sonunda da cesedi onlara (ameli ve ruhu) tâbi olur. Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Dünya müminin hapishanesi, kâfirin ise cennetidir”. Bu şu demektir: Mümine cennetteki yeri gösterildiği zaman dünyada kendisini hapishanede zanneder. Kâfire de cehennemdeki yeri gösterilince içinde yaşadığı dünyayı cenneti kabul eder.
Buna göre Allah Teâlâ burada cehennemlik olan günahkârların kötü amellerinin, cennetlik olan iyilerin ise hayır amellerinin yazılı olduğu kitapların, yani amel defterlerinin nerelerde bulunduğunu haber vermiş olmaktadır. Bu durumda “kitap”tan maksat amellerin kendisidir. Nitekim Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurur: “Her insan dünyada neleri yaptığını, neleri de yapmadığını açıkça bilecektir”. Burada kastedilen amel defterleridir. “Her nefis, yaptıklarına karşılık tutulan bir rehindir”. “Biz onu kaydedilmiş bir defter kıldık”. Bu, Allah Teâlâ’nın her bir kulu hakkında kendi özüne dair bildiği bir husus olup onunla melekler tanıklıkta bulunur. Bu bilginin şahitliği düşürmesi veya azaltması gibi bir durum yoktur.
Yorum
-
Kitâb (كِتَاب)
Kitâb (كِتَاب) kelimesinin kökeni k-t-b harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîsi'l-Luga adlı eserinde k-t-b kökünün temel anlamının "toplamak, bir şeyi bir araya getirmek ve dikişle birleştirmek" olduğunu belirtir; yazmak da harfleri bir araya getirmek olduğu için bu adı almıştır. Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ında bu kelimenin harflerin birleştirilerek anlamlı sözcüklere dönüştürülmesini ifade ettiğini, Kur'an'da ise bu ayet bağlamında amellerin yazıldığı, değişmez ve kesinleşmiş bir "tescil/kayıt" anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın ahlaki dünyasındaki "yazılı kayıt" (record) kavramı üzerinden inceler; ona göre "kitâb", insan eylemlerinin ilahi bir sistemde nesnelleşmesi ve hesap günü bir "kanıt" olarak sunulması sürecini temsil eder. Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'ân adlı çalışmasında "kitâb" teriminin Semitik dillerdeki (Süryanice ve Aramice) yaygınlığına değinerek, Kur'an'da bu kelimenin özellikle ilahi bir otorite tarafından kayıt altına alınmış hükümleri ve kaderi ifade eden teknik bir terim haline geldiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke dönemi eskatolojisi bağlamında değerlendirerek, "kitâb"ın burada günahkârların (fuccâr) eylem dosyalarını ve bu dosyaların akıbetini simgeleyen hukuki bir terim olduğunu belirtir.
Fuccâr (فُجَّار)
Fuccâr (فُجَّار) kelimesi f-c-r kökünden türemiş bir ism-i fâil (mübalağalı) çoğuludur. İbn Fâris, f-c-r kökünün temel anlamının "yarılmak ve genişçe açılmak" olduğunu belirtir; şafağın sökmesine "fecr" denilmesi karanlığın yarılması nedeniyledir. Râgıb el-İsfahânî, "fücûr" kavramını dinin ve dindarlığın perdesini yırtmak, günah işleyerek sınırı aşmak olarak tanımlar; mutaffifîn suresinde geçen bu kelime, sadece bireysel bir günahı değil, toplumsal adalet ve ahlak sınırlarını kasten ve şiddetle parçalayanları ifade eder. Toshihiko Izutsu, "fuccâr" kelimesini "ebrar" (iyiler) kavramının tam zıddı olarak konumlandırır; ona göre bu grup, ilahi yasalara karşı isyan bayrağı açan, ahlaki normları "patlatırcasına" çiğneyen ve bu yozlaşmayı karakter haline getiren "azgın günahkârlar" tipolojisidir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın psikolojik bir yarılmaya işaret ettiğini, insanın fıtratındaki iyilik eğilimini yırtıp atan ve bencil arzularını serbest bırakan bir karakter yapısını tasvir ettiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke aristokrasisinin ekonomik sömürüye dayalı yaşam tarzıyla ilişkilendirir; ona göre "fuccâr", sadece dini emirleri değil, insani ve hukuki sınırları da fütursuzca ihlal eden bir sınıfı temsil eder.
Siccîn (سِجِّين)
Siccîn (سِجِّين) kelimesinin kökeni s-c-n harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, s-c-n kökünün "hapis, alıkoyma ve bir şeyi daraltma" anlamına geldiğini belirtir; kelimenin sonundaki ekle birlikte mübalağa kalıbında olması, hapsetmenin şiddetini ve sürekliliğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin cehennemin bir mertebesi, günahkârların amellerinin tescil edildiği yer veya bizzat o amellerin oluşturduğu "hapsedici kayıt" anlamına gelebileceğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojisini tartışırken Arapça "sicn" (hapis) köküyle ilişkisini kabul etmekle birlikte, bu kelimenin "sicill" (kayıt rulosu) veya Süryanice "sgîn" (karanlık/kapalı yer) kavramlarıyla semantik bir bağı olabileceğini, Kur'an'da günahkârların yazgısının bulunduğu "alt tabaka" veya "karanlık zindan" anlamında kullanıldığını ifade eder. Christoph Luxenberg, kelimeyi Aramice/Süryanice kökenler üzerinden "mühürlenmiş" veya "tescil edilmiş" bir yer/durum olarak yorumlar. Gabriel Said Reynolds, "siccîn" kavramının eskatolojik bir mekan olarak Yahudi ve Hristiyan geleneklerindeki "yeraltı dünyası" veya "kötülerin tutulduğu abyss" tasvirleriyle paralelliğine dikkat çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi "illiyyîn" kavramının karşıtı olarak ele alarak, bunun hem fiziksel bir mekan (aşağıların aşağısı/zindan) hem de günahkârların kaçamayacağı, daraltılmış ve aşağılanmış bir "varlık durumu" olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki hapsetme manasından yola çıkarak, bu ifadenin günahkârların akıbetinin artık geri dönülemez bir şekilde kesinleştiğini ve bu kaydın asla silinemeyeceğini simgelediğini vurgular.
Yorum
Yorum