اَلَا يَظُنُّ اُو۬لٰٓئِكَ اَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mutaffifin Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
4-6. "Onlar, o büyük günde -ki, işte o gün insanlar âlemlerin Rabbinin huzuruna çıkacaklar- diriltileceklerini akıllarına getirmiyorlar mı?"
Zan ve İlim
Müfessirlerin çoğu “elâ yezunnu” sanmıyorlar mı? anlamındaki kelimenin “elâ ya lemu”, yani bilmiyorlar mı?, kesin olarak görmüyorlar mı?” mânasında olduğunu söylemişlerdir. Ebû Bekir el-Esam dedi ki: “Elâ yezunnu” cümlesinin onlar yeniden diriltilme hakkında kuşku duymuyorlar mı?” anlamında olduğunu söylemiştir. Belirttiğimiz gibi bu yorum ihtimal dâhilindedir. Çünkü şüphe korkuyu ve tedirginliği gerekli kılar. Şüphenin kalkması ise güveni gerektirir. Görmez misin ki kişi bir yere gitmek üzere yolculuğa karar verse biri de ona gitmek istediği yolda hırsızların ve eşkıyaların olduğunu söylese, o kişi bundan endişeye kapılır ve yol kesici eşkıyanın ve hırsızların verecekleri zararı kendisinden defetmek için tedarikli olur. Bu haberi veren kimsenin sözünde doğru olduğuna kesin olarak inanmasa ve hırsızların kendisine zarar verebileceği kesin olmasa bile tedbirli olur. Hal böyle iken onlar, kendilerine Hz. Peygamber in (a.s.) haber vermesi ve doğruluğuna dair deliller getirmesine rağmen ölümden sonra diriltilmenin ve âhiret hayatının varlığı hakkında hiç kuşku duymayıp hemen inkâra düşerler. Oysa bu, haberler içinde en az şüphe uyandıran bir haberdir.
O Büyük Günde
“Büyük gün” denilmesi hem azabının hem de sevabının devamlı olmasından dolayıdır.
İşte O Gün İnsanlar Âlemlerin Rabbinin Huzuruna Çıkacaklar
Hüküm vermesi yahut hesaba çekmesi, ya da vâd ve vaîdinin yerini bulması için herkes huzura çıkacaktır. Yahut hepsi birden teslim olarak boyun eğmiş bir vaziyette kıyama duracaklardır. Her ne kadar dünyada iken onların bir kısmı gönüllü olarak O’na teslim olmaya yanaşmamışsa da zâlimler O nunla savaşmaya kalkışıp kendilerine birtakım paylar çıkarmaya ve diklenmeye çabalasalar da orada herkes O na boyun eğeceklerdir. Kıyâmet gününde herkes O’nun Rab oluşunu ikrar ile hükmüne râmolup kazasına boyun eğeceklerdir. İşte bu nedenle insanların topyekün kıyamını, kıyâmet gününe ait yapmıştır.
Yorumu Yorumla
-
Yazunnu (يَظُنُّ)
Yazunnu (يَظُنُّ) kelimesinin kökeni z-n-n harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîsi'l-Luga adlı eserinde bu kökün zihinde bir şeye dair oluşan düşünce, kanaat veya yargıyı ifade ettiğini; kimi zaman kesin bilgi (yakîn), kimi zaman ise şüphe ve tereddüt anlamlarını barındıran "ezdad" (zıt anlamlı) kelimelerden biri olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ında zann kavramını, bir delile dayanmakla birlikte kesinlik seviyesine ulaşmamış olan güçlü kanaat olarak tanımlar; buradaki ayette ise bu kelimenin, muhatapların ahiret gerçeğini sanki hiç gerçekleşmeyecekmiş gibi zayıf ve ciddiyetsiz bir ihtimal olarak görmelerini kınayan bir ifade olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın epistemolojik yapısı içerisinde bu kelimeyi, ilahi ve kesin bilgi olan "ilm"e karşıt bir konumda inceler; ona göre "zann", kafir ve münafık tipolojisinin hakikat yerine kendi sübjektif ve dayanaksız varsayımlarına dayanmasını temsil eder. Bu ayet bağlamında, mutaffifîn (ölçüde hile yapanlar) grubunun ahlaki çöküşünün temelinde, diriliş gerçeğine dair sağlam bir bilgi yerine sadece asılsız bir "zann" içinde olmalarının yattığını açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "yazunnu" fiilinin buradaki soru (istifham) formuyla kullanılmasının, insanın akli muhakemesini ve vicdanını harekete geçirmeyi amaçlayan bir üslup özelliği taşıdığını, bu kişilerin kendi sonlarını düşünmekten bile aciz olduklarını gösterdiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke toplumunun eskatoloji (ahiret) telakkisi üzerinden değerlendirerek, bu ifadenin müşriklerdeki diriliş inancı eksikliğini veya bu konudaki vurdumduymazlığı yansıttığını, bu ciddiyetsiz kanaatin ise onları her türlü ticari sahtekârlığa iten ana amil olduğunu ifade eder.
Mab'ûsûn (مَّبْعُوثُونَ)
Mab'ûsûn (مَّبْعُوثُونَ) kelimesi b-a-s kökünden türemiş bir ism-i mef'ul çoğuludur. İbn Fâris, b-a-s kökünün temel anlamının bir şeyi yerinden hareket ettirmek, uyandırmak, göndermek veya birine bir görev yükleyerek sevk etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ba's" kavramını duran bir şeyi harekete geçirmek olarak tanımlar ve bunun iki türü olduğunu açıklar: İlki peygamber gönderilmesi, ikincisi ise (bu ayette kastedilen) ölülerin hesap için diriltilip mahşer alanına sevk edilmesidir. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini incelerken Güney Arapçası ve Süryanice'deki benzer formlarla ilişkisine dikkat çeker ve "ba'th" teriminin Sami dillerinde "diriltme" ve "gönderme" anlamlarını taşıyan teknik bir dini terim olarak kökleşmiş olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur'an'ın eskatolojik şemasının en önemli kavramlarından biri olarak görür; "mab'uthun" ifadesinin, insanın dünyadaki ahlaki eylemlerinden dolayı mutlak bir hesaplaşma için "yeniden var edileceği" ve bu uyanışın kaçınılmazlığını vurgulayan dramatik bir sonu temsil ettiğini belirtir. Angelika Neuwirth, erken Mekke surelerinin yapısal analizinde bu terimin, toplumsal adaletsizliklere karşı ilahi bir tehdit ve uyarı (inzar) dili olarak merkezi bir rol oynadığını, dünyadaki haksızlıkların bu "ba's" günüyle bir duvara çarpacağının ilan edildiğini savunur. Gabriel Said Reynolds, "mab'uthun" kelimesinin diriliş temasını işleyen Geç Antik Çağ dini literatürüyle kavramsal paralellik taşıdığını, Kur'an'ın bu terimle evrensel bir hesap verme bilincini hatırlattığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin sadece fiziksel bir dirilmeyi değil, insanın ontolojik olarak yeni ve geri dönüşü olmayan bir hesap verme boyutuna fırlatılmasını ifade ettiğini, mutaffifîn grubunun bu dirilişi hesaba katmadan yaşamalarının büyük bir bilinçsizlik olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla