وَاِذَا كَالُوهُمْ اَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mutaffifin Sûresi, 3. Ayet
Daralt
X
-
"Ama kendileri başkalarına ölçerek veya tartarak birşey verdiklerinde eksik ölçer ve tartarlar."
Bazıları bu İlâhî beyanda takdim-tehir vardır demişlerdir. Mânası şöyledir: Ölçtükleri ya da tarttıkları zaman insanlara eksik ölçüp tartanlara, kendileri alacakları zaman da tam olarak ölçüp tartanlara... Kimi de buradaki “alâ” harf-i cerrinin “an” harf-i cerri anlamında olduğunu söylemişler ve takdirin sanki şöyle olduğunu ifade etmişlerdi: “Veylün li’l-mutaffifin ellezîne izektâlû ani’n-nâsi yestevfûn”
Kimileri “keyl” ve “vezn” kelimelerinden sonra gelen “hum” zamirinin pekiştirme ve mübalağa için olduğu yorumunu yapmışlardır. Eğer öyle ise o takdirde “kâlû” ve “vezenû” kelimelerinin mefûlü olmayacağından onlar üzerinde durmak (vakf) gerekli olur. Fiil ve zamiri bitişik değil de ayrı okumak yerinde olur. Kimileri de “Kâlû lehum ev vezenû lehum” takdirinde olduğunu söylemişlerdir. Çünkü mushaflarda bu iki kelime arasında elif harfi bulunmamaktadır. Nitekim “Kiltühû” ve “kültü lehû” şeklinde her iki kullanım da mümkündür; “veadtühû” ve “veadtü lehû” şeklindeki kullanımda olduğu gibi. Eğer gerçekte böyle ise o takdirde “kâlû” ve “vezenû” kelimeleri üzerinde durmak doğru olmaz. Çünkü “lehum” kelimesi “kâlû” ve “vezenû” kelimelerinin açıklaması olur; açıklamanın açıklanandan ayrılması caiz olmaz.
Yorumu Yorumla
-
Kâlûhum (كَالُوهُمْ)
İbn Fâris, k-y-l kökünün bir şeyin hacmini ölçmek ve miktarını tayin etmek anlamına geldiğini belirtir. Bu kök, bir nesnenin ölçülerek başkasına verilmesi veya ondan alınması sürecini ifade eden temel bir kavramdır. Râgıb el-İsfahânî, "keyl" kavramının tahıl ve benzeri ürünlerin hacim esasına göre miktarının belirlenmesi olduğunu, buradaki fiil formunun ise başkalarına yönelik bir ölçme sorumluluğuna ve bu işlemdeki dürüstlük gerekliliğine vurgu yaptığını açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ticari terminolojisinde bu kelimenin sadece mekanik bir ölçme eylemi olmadığını, toplumsal adaletin ve dürüstlüğün sınandığı ahlaki bir zemin oluşturduğunu savunur; "hum" zamiriyle birlikte kullanılmasının, karşısındaki insanın hakkını teslim etme anındaki tutumu yansıttığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Mekke ticaret hayatındaki hububat satışları gibi hacimsel ölçümlerle yapılan işlemleri tasvir ettiğini, ayetteki bağlamın ise satıcının başkası adına yaptığı ölçme işlemini ve bu esnadaki ahlaki yükümlülüğünü temsil ettiğini vurgular.
Vazanûhum (وَزَنُوهُمْ)
İbn Fâris, v-z-n kökünün temel anlamının bir nesnenin ağırlığını belirlemek ve denge kurmak olduğunu ifade eder. Bu kök, tartı eyleminin yanı sıra iki şey arasında kurulan mutlak eşitliği ve adaleti simgeler. Râgıb el-İsfahânî, vezn kavramının ağırlık ölçüsü kullanarak bir şeyin miktarını saptamak olduğunu, "keyl"den farklı olarak kütlesel bir tespiti içerdiğini belirtir; fiilin buradaki kullanımının, tartılan her bir zerrenin hak ihlali riski taşıdığına dair bir uyarı niteliğinde olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, "vezn" kavramının Kur'an'ın ahlaki düzeninde merkezi bir rol oynadığını, bunun sadece dünyevi bir ticaret işlemi değil, ahiretteki "mizan" ile semantik bir süreklilik arz ederek her eylemin bir karşılığı olduğu bilincini pekiştirdiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke'nin aristokrat tüccar sınıfının ağır mallar veya değerli metaller üzerindeki tartı işlemleri bağlamında ele alarak, bu fiilin başkasına mal teslim ederken sergilenen ahlaki tavrı kristalize ettiğini belirtir.
Yuhsirûn (يُخْسِرُونَ)
İbn Fâris, h-s-r kökünün bir şeyde meydana gelen azalma, noksanlık ve zayi olma anlamlarına geldiğini belirtir. Bu kök, hem somut bir malın eksilmesini hem de bir kişinin konumunun veya manevi durumunun gerilemesini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "husrân" kavramını sermayenin kaybı olarak tanımlar; ayetteki "yuhsirûn" (ihsar) kalıbının ise başkasının hakkını kasten eksiltmek, ölçü ve tartıda hile yaparak malın miktarını azaltmak ve karşı tarafı zarara uğratmak anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın anlambilimsel yapısında "felah" kavramının zıddı olduğunu, başkasına zarar ettirenin aslında kendi nihai kurtuluşunu tehlikeye attığına dair derin bir ahlaki uyarı taşıdığını savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin bilinçli bir noksanlaştırma eylemi olduğunu, "mutaffif" karakterinin temel özelliği olan bencilce bir hırsla başkasının payından çalma eğilimini en net şekilde ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "if'al" kalıbında gelmesinin iradi bir "eksik verme" eylemine işaret ettiğini, bunun pasif bir kayıp değil, bilinçli bir adaletsizlik ve başkasının hakkını gasp etme süreci olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla