اَلَّذ۪ينَ اِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَۘ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mutaffifin Sûresi, 2. Ayet
Daralt
X
-
1-2. "Eksik ölçüp tartanların vay haline! Onlar, insanlardan ölçerek bir şey aldıklarında tam ölçerler."
Ölçü ve Tartıda Hilenin Yasaklanması
Eksik ölçüp tartanların vay haline! Ölçüp tartanların yerilmesi ve kendilerine azap geleceğinin belirtilmesinin izahı şöyledir: Çünkü bunlar ölçü ve tartıyı eksik yapmasalar bile vaîdi hak edecek durumdaydılar. Zira onlar bir kere Allah’ı inkâr etmekte ve âhiret hayatına inanmamaktaydılar. Şöyle ki kâfirler eğlence olsun diye Allah’ı inkâr etmiyorlardı. Keza inkârcılığı güzel bulduklarından da inkâra saplanmıyorlardı. Bunların bütün derdi insanları yönetme sevdasıydı ve müslüman olmaları halinde çıkarlarının kaybolacağından korkmakta idiler. Yahut imanın kendilerine gerekli kılacağı birtakım külfetlerden kaçınmak için inkârcılığı seçmişlerdi. Buna göre onları iman etmekten uzak tutan ve Allah Teâlâ’nın âyetleri ve delilleri üzerinde düşünmekten alıkoyan sebep sözünü ettiğimiz riyaset sevdası ve çıkar kaygısı olmaktadır. Bu itibarla da onlar, aralarında yaptıkları kötü işlerden dolayı ayıplandılar: Bunlar da ölçü ve tartıda eksik yapmak, hileli ticaret yapmak, insanlarla kaş göz işaretleriyle alay etmek, zekâtı vermeye yanaşmamak gibi hususlardır. Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurdu: “Allah’a ortak koşanların vay haline! Ki onlar mallarından muhtaçları yararlandırmazlar; onlar âhireti de inkâr ederler”. Allah, bu şekilde hitapla onların bu sayılan kötü davranışlardan uzak kalmalarını ve Kur’ân üzerinde düşünmelerini amaçladı. Âyet, savaş konusunda da belirttiğimiz gibi insanları iman etmeye sevk eden bir motifiçerir. Çünkü onlar dünya sevgisinden ötürü ondan uzak dururlardı. Hal böyle iken savaşa girişince dünya kendilerine dar gelmeye başlar ve hâlet-i ruhiye onları Allah Teâlâ ya iman etmeye, âyetleri üzerinde düşünmeye sevk eder. Belirtildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.) bu âyeti Mekkeli kâfirlere okuyunca onlar hileli ölçü ve tartı işini terk etmişler, ondan sonra bir daha eksik ölçüp tartmaya yeltenmemişlerdir. Dilciler dediler ki: “Tatfîf” sözlük anlamı itibariyle eksik, noksan demektir. Bir kap, dolu olmadığı zaman “înâun tafîân” denilir. Zeccâc dedi ki: Az ve önemsiz olan şey için “şey tafîf” denilir. Ölçü ve tartı işini yapanlara “mutaffıf” denilmesi, her ölçüp tartmada karşıdakinin hakkını azar azar çalıyor olması sebebiyledir.
Bu İlâhî beyanda, ribanın haramlığının bütün dinlerde genel geçer bir yasak olduğuna dair delil vardır. Yine bu beyanda ribanın haramlığının akdin taraflarının hakları bağlamında haram kılınmadığını, aksine Allah’ın hakkı olmak üzere taraflara haram kılındığını gösterir. Şöyle ki kendisine ölçme yapılan kişi, satıcının eksik ölçtüğünü bile bile onu alır, duruma rıza gösterir ve hakkından feragat eder. Bununla birlikte eksik ölçüp tartmalarından dolayı onlar ayıplanmayı hak eder. Bu da gösterir ki eksik ölçüp tartmanın haramlığı akdi yapan tarafların haklarından dolayı değil, bizzat Allah Teâlâ hakkı olmasından dolayıdır.
Yorumu Yorumla
-
İktâlû (اكْتَالُوا)
İktâlû (اكْتَالُوا) kelimesinin kökeni k-y-l harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, k-y-l aslına dair yaptığı analizde bu kökün bir şeyin ölçüsü, miktarı ve hacmiyle ilgili olduğunu belirtir; kelimenin "iftiâl" kalıbında (iktial) gelmesi, bir kimsenin kendi lehine bir ölçme işlemini bizzat gerçekleştirmesini veya bir şeyi kendisi için ölçtürmesini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ında "keyl" kavramının hacim ölçüsüyle bir nesnenin miktarını belirlemek olduğunu, ayetteki bu formun ise "başkalarından hakkını ölçerek teslim alma" eylemine vurgu yaptığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın anlambilimsel dünyasında sadece teknik bir ticari işlem olmadığını, ayetin bağlamında bu ölçerek alma eyleminin, alan tarafın kendi çıkarını korumadaki aşırı titizliğini ve başkasına karşı kurduğu baskın ilişkiyi temsil ettiğini savunur. Gabriel Said Reynolds, bu terimin kullanımını Geç Antik Çağ'daki ticari ahlak metinleriyle ilişkilendirir ve Kur'an'ın bu fiille dürüst olmayan tüccarların kendi lehlerine olan işlemlerdeki titizliğini kınadığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke'nin aristokrat tüccar sınıfının ekonomik pratikleri bağlamında ele alarak, bu kesimin zayıf olanlardan mal alırken uyguladıkları, kılı kırk yaran ve karşı tarafı sömürmeye dayalı baskın ölçme tarzını ifade ettiğini vurgular.
Nâs (النَّاس)
Nâs (النَّاس) kelimesinin kökeni hakkında e-n-s veya n-v-s harfleri üzerinde durulmaktadır. İbn Fâris, kelimenin aslına dair iki temel görüşe yer verir; birincisi "hareket etmek" (nevsa) anlamıdır ki insanlar hareketli varlıklar oldukları için bu ismi almışlardır, ikincisi ise "ünsiyet" (alışmak) köküdür. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin toplu haldeki insan kitlesini ifade ettiğini ve sosyal bir varlık olan insanın başkalarıyla kurduğu kaçınılmaz ilişki zeminini hatırlattığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökenlerini tartışırken Arapça dışındaki Semitik dillerdeki benzer formlarına değinir ve Kur'an'da bu terimin genel insan topluluğunu veya o andaki muhatap kitleyi kapsayacak şekilde kullanıldığını ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "en-nâs" kelimesinin Kur'an'daki retorik bağlamlarını inceleyerek, bu ayette sömürülen, hakları yenen ve ekonomik olarak zayıf bırakılmış halk kitlelerini veya ticari muhatapları temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin buradaki kullanımının belirli bir zümreyi değil, sömürüye maruz kalan "öteki" tarafı, yani toplumun genelini kapsayan bir adaletsizlik öznesini işaret ettiğini belirtir.
Yestevfûn (يَسْتَوْفُونَ)
Yestevfûn (يَسْتَوْفُونَ) kelimesi v-f-y kökünden türetilmiştir. İbn Fâris, v-f-y kökünün temel anlamının bir şeyi tam ve eksiksiz kılmak, kemale erdirmek olduğunu belirtir; "istifâ" kalıbındaki bu kullanım, bir şeyi son noktasına kadar, hiçbir eksik bırakmadan ve son derece titizlikle talep edip tahsil etmeyi anlatır. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hakkını tam olarak almak manasına geldiğini, ayetteki formun ise kişinin kendi alacağını kuruşu kuruşuna, en küçük bir fireye izin vermeden ve bencilce bir tutumla tahsil etmesini tasvir ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "istifâ" eylemini Kur'an'ın adalet (kıst) kavramının zıddı olan bir aşırılık göstergesi olarak inceler; kişinin kendi lehine olanı "vefâ" (tamamlama) prensibiyle sonuna kadar istemesi, ancak başkasına karşı aynı vefayı göstermemesi arasındaki ahlaki tutarsızlığa dikkat çeker. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin psikolojik bir doyumsuzluğu ve sadece kendi çıkarını önceleyen egoist bir insan tipolojisini yansıttığını, hakkını alırken sergilenen bu "tamamlama" hırsının toplumsal güveni zedelediğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke'nin faizci ve bezirgân sermaye yapısının karakteristiği olarak görür; bu sınıfa mensup kişilerin mal alırken sergiledikleri sömürgen titizliğin ve hiçbir hakkı arkada bırakmama hırsının bu fiille en somut şekilde ifade edildiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla