Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Muhammed Sûresi, 35. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Muhammed Sûresi, 35. Ayet

    فَلَا تَهِنُوا وَتَدْعُٓوا اِلَى السَّلْمِۗ وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَۗ وَاللّٰهُ مَعَكُمْ وَلَنْ يَتِرَكُمْ اَعْمَالَكُمْ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Felâ tehinû ve ted’û ilâ-sselmi ve entumu-l-a’levne va(A)llâhu me’akum velen yetirakum a’mâlekum

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Siz üstün durumda iken gevşeklik gösterip barış çağrısı yapmayın! Allah sizinledir, amellerinizin karşılığını asla eksiltmeyecektir.”

      Gevşeklik gösterip barış çağrısı yapmayın! Yani zaaf göstererek sulh çağrısı yapmayın. İbn Kuteybe âyete böyle mâna verdi. Ebû Avsece şöyle dedi: “Silm” (سِلْم) kelimesi barış anlamına gelir, ancak buradaki “selm” (سَلْم) kelimesinin mânasının ne olduğunu bilmiyorum.

      Siz üstün durumda iken. Yani siz galipken barış çağrısı yapmayın. Bu beyan, müslümanlar galip durumda iken düşmanı barışa çağırmayı yasaklamaktadır. Siz üstün durumda iken cümlesi başka mânalara da gelebilir. Siz deliller ve kanıtlarla üstün geldiğinizde anlamına gelebilir. Eğer bu mâna verilirse, o zaman âyet onları hiçbir zaman barışa davet etmeyin demektir, çünkü müslümanlar her zaman deliller ve kanıtlarla onlara üstün gelir. Neticede mutlaka siz üstün ve galip geleceksiniz, yani sonunda üstün gelecek olan sîzsiniz anlamına da gelebilir. Dünyada da âhirette de galip gelecek olan sîzlersiniz mânasına da gelebilir, çünkü dünyada mağlup olur ve öldürülürlerse âhiret onların olacak, şayet muzaffer olurlarsa dünya ve dünyanın serveti onların olacaktır. Bu cümleye bazıları, Allah’a daha yakın olan sîzlersiniz diye mâna verdi. Âyet, âhiret kazancı konusunda söylediğimiz mânaya gelir. En doğrusunu Allah bilir.

      Allah sizinledir. Bu beyan, zafer ve galibiyette sizinledir mânasına gelebilir. Vâdettiği konularda Allah sizinledir, yani size dünyada vâdettiği sözleri yerine getirecek, vâdine vefa gösterecektir anlamına da gelebilir. Amellerinizin karşılığını asla eksiltmeyecektir. Bu İlâhi kelâmın işaret ettiği anlama dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle bir mâna verdi: Allah kâfirlerin size zulmetmesine ve sizi yormasına imkân vermez. Bu halin dünyada da âhirette de gerçekleşmesi muhtemeldir. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Allah kâfirlere, müminler aleyhinde asla yol vermeyecektir”. Bazıları, sizin amellerinizi azaltmayacaktır diye mâna verdi. Ebû Avsece de buna eksiltmek anlamını verdi. Bazıları, amellerinizde size haksızlık yapmayacaktır mânasını verdi, buradaki fiil, hakkını eksik verdi anlamına gelir. İbn Kuteybe böyle dedi. Ancak bunların ikisi de aynı şeydir, yani onların amellerinden bir şey eksiltmeyecek ve onlara haksızlık yapılmayacak. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Felâ (فَلَا)

        İbn Fâris, buradaki "fe" harfinin bir önceki ayetlerde zikredilen "amellerin boşa çıkması" ve "mağfiretten mahrumiyet" durumlarına binaen bir sonuç (takip) bildirdiğini, "lâ" harfinin ise bir işi yapmaktan meneden kesin bir yasaklama (nehiy) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu yapının muhatabı bir yanlışa düşmekten alıkoymak için bir "kararlılık çağrısı" niteliği taşıdığını ifade eder. Mustafa Öztürk, kelimenin burada müminlere yönelik bir "psikolojik direnç" emri olduğunu ve askeri-siyasi bir kararlılığın başlangıcını temsil ettiğini vurgular.

        Tehinû (تَهِنُوا)

        İbn Fâris, v-h-n (وهن) kökünün asıl anlamının "bedende ve ruhta meydana gelen gevşeklik, zayıflık ve dayanıksızlık" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vehn" kelimesinin kişinin azminde ve iradesinde meydana gelen bir kırılmayı nitelediğini, özellikle savaş ve zorluk anında gösterilen direnç kaybını ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi müminin "imanî kuvveti"nin zıttı olarak analiz eder; ona göre v-h-n, dış baskılar karşısında müminin vakarını yitirip pasifleşmesi halidir. Mustafa Öztürk, kelimenin burada düşman karşısında aşağılık kompleksine kapılmayı, korku nedeniyle gevşemeyi ve askeri bir yılgınlık göstermeyi yasakladığını belirtir. Sadık Kılıç, vehnin insanın varoluşsal zeminindeki bir sarsıntı olduğunu ve bu ayette "üstünlük" bilinciyle (a'levne) tedavi edildiğini ifade eder.

        Ve Ted'û (وَتَدْعُوا)

        İbn Fâris, d-a-v (دعو) kökünün "birine seslenmek, birini bir şeye çağırmak ve yönelmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "dua" (davet) eyleminin müminlerin kendi rızalarıyla veya korku etkisiyle karşı tarafa bir teklif götürmeleri olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, davet kavramının Kur'an'ın iletişim yapısında "aktif bir çağrı" olduğunu, ancak burada "barışa davet" bağlamında müminlerin inisiyatifi kaybederek teslimiyetçi bir dil kullanmalarının yasaklandığını söyler. Mustafa Öztürk, fiilin burada münafıkça bir "uzlaşma arayışı" veya yenilgiyi peşinen kabul eden bir "ateşkes talebi" anlamına geldiğini vurgular.

        İle's-Selmi (إِلَى السَّلْمِ)

        İbn Fâris, s-l-m (سلم) kökünün "barış, kurtuluş ve bir şeyin noksanlıktan arınması" olduğunu belirtir. Ancak bu kökten gelen "salm" kelimesinin burada "teslimiyet ve boyun eğme" kokan bir barış türü olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "silm" ve "salm" arasındaki farka değinerek, "salm"ın bazen güçsüzlükten kaynaklanan ve karşı tarafa taviz vermeyi içeren bir "barış yapma" (musalaha) eylemi olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, kelimeyi cahiliye dönemindeki "hakimiyet-teslimiyet" ilişkisi üzerinden analiz eder ve burada yasaklanan barışın, izzeti zedeleyen bir "pes etme" hali olduğunu belirtir. Mustafa Öztürk, "salm"ın burada müminlerin haklı ve güçlü oldukları bir konumda, sırf korku sebebiyle müşriklerden talep edecekleri bir "zillet barışı" olduğunu vurgular. Hidayet Aydar, bu barışın stratejik bir tercihten ziyade, "yılgınlık sonucu" ortaya çıkan bir kaçış yolu olduğunu ifade eder.

        Ve Entümü'l-A'levne (وَأَنتُمُ الْأَعْلَوْنَ)

        İbn Fâris, a-l-v (علو) kökünün "yükseklik, üstünlük ve bir şeyin üzerinde olma" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "a'levne" kelimesinin hem maddi (zafer) hem de manevi (hakikate sahip olma) bir üstünlüğü ifade ettiğini, müminlerin davasının haklılığı sebebiyle ontolojik olarak zaten üstün bir konumda bulunduklarını söyler. Toshihiko Izutsu, "uluvv" kavramını müminin karakter yapısındaki "izet" (üstünlük/onur) ile eşleştirir; ona göre mümin, kâfir karşısında hiyerarşik olarak her zaman daha üst bir basamaktadır. Mustafa Öztürk, bu ifadenin müminlere verilen bir "moral ve motivasyon" desteği olduğunu; "Siz en üstünsünüz, öyleyse neden aşağılık bir barış talep edesiniz?" mantığını yürüttüğünü savunur. Sadık Kılıç, üstünlüğün burada güce değil, "hakikatle olan bağa" dayandığını ve bu bağın mümini her türlü dünyevi baskının üzerine çıkardığını belirtir.

        Ve'llâhu Me'aküm (وَاللَّهُ مَعَكُمْ)

        İbn Fâris, Allah isminin mutlak otoriteyi, "me'a" (مع) kelimesinin ise "beraberlik ve yakınlık" bildirdiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın müminlerle beraber olmasının (maiyyet), onlara yardım etmesi, onları koruması ve başarıya ulaştırması anlamına gelen "özel bir himaye" olduğunu ifade eder. Mustafa Öztürk, bu ifadenin müminlere verilen en büyük "güvenlik garantisi" olduğunu; yanlarında Allah olan bir topluluğun sayıca az olsa bile asla mağlup edilemeyeceği mesajını taşıdığını söyler. Sadık Kılıç, maiyyetin burada bir "ontolojik destek" olduğunu ve müminin yalnız olmadığını bilmesinin ona verdiği sarsılmaz direnci temsil ettiğini vurgular.

        Ve Len Yetiraküm (وَلَنْ يَتِرَكُمْ)

        İbn Fâris, v-t-r (وتر) kökünün "bir şeyi kesmek, eksiltmek, birini bir şeyden mahrum etmek veya tek bırakmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vetr" kelimesinin bir hakkı gasp etmek veya birini emeğinin karşılığından yoksun bırakmak olduğunu ifade eder. "Len yetiraküm" ifadesinin, Allah'ın müminlerin hiçbir çabasını zayi etmeyeceği ve ödüllerini asla eksiltmeyeceği anlamına geldiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (özellikle Aramice "ythar") artma/eksilme ve bakiye kalma anlamındaki köklerle paralelliğine değinir. Mustafa Öztürk, fiilin burada "sizi emeğinizden mahrum etmeyecek" veya "yaptıklarınızı boşa çıkarmayacak" manasına geldiğini, bir önceki ayette kâfirlerin amellerinin "ihbat" (boşa çıkma) edilmesine bir mukabele (zıtlık) oluşturduğunu belirtir. Hidayet Aydar, kelimenin burada müminlerin cihad uğruna verdikleri can ve mal gibi kayıpların Allah katında "hiçbir zaman boşa gitmiş bir zarar" olarak görülmeyeceğini simgelediğini ifade eder.

        A'mâleküm (أَعْمَالَكُمْ)

        İbn Fâris, a-m-l (عمل) kökünün bir niyet ve amaç doğrultusunda yapılan sürekli eylemleri ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, amelin iradeli bir iş olduğunu ve burada müminlerin hicret, cihad, sabır ve itaat gibi tüm "kurtarıcı eylemlerini" kapsadığını söyler. Mustafa Öztürk, "amelleriniz" ifadesinin burada özellikle savaş meydanındaki fedakârlıkları ve çekilen sıkıntıları temsil ettiğini; Allah'ın bu yatırımların karşılığını tam olarak vereceğini taahhüt ettiğini belirtir. Sadık Kılıç, amelin insanın yeryüzündeki varoluşsal "imzası" olduğunu ve Allah'ın bu imzayı "vetr" (eksiltme) etmeksizin ahirette kemale erdireceğini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X