وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتّٰى نَعْلَمَ الْمُجَاهِد۪ينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِر۪ينَۙ وَنَبْلُوَ۬ا اَخْبَارَكُمْ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Muhammed Sûresi, 31. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: muhammed suresi, mücahitler, haberlerin sınanması, imtihan, muhammed suresi 31. ayet, sabredenler, muhammed 31, cihat, sabır, ilim, bilgi, sınav
-
“Sizi deneyeceğiz ki, içinizden cihat edenleri, zorluklara göğüs gerenleri ortaya çıkaralım ve size ait haberleri de (söz ve iddiaları) deneyerek açıklığa kavuşturalım.”
Allah’ın Varlık ve Olayları Bilmesi
Sizi deneyeceğiz ki, içinizden cihat edenleri, zorluklara göğüs gerenleri ortaya çıkaralım. Bu İlâhî beyan farklı şekillerde yorumlanabilir. Birincisi, sizi deneyeceğiz ki Allah’ın dostları, içinizden cihat edenleri ve etmeyenleri, zorluklara göğüs gerenleri ve sabırsız olanları bilsinler. Âyette geçen ve “bilelim” anlamına gelen (وَنَعْلَمَ) fiilini Allah kendi zatına nispet etmekte, fakat bununla dostlarının bilmesini kastetmektedir. Tıpkı şu İlâhî beyanlarda belirtildiği gibi: “Siz Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder”, “Münafıklar Allah’a oyun etmeye kalkışıyorlar. Halbuki Allah onların oyunlarını kendi başlarına çevirmektedir”. İki yorumdan birine göre bunlardan maksat, Allah değil, Allah’ın dostlarıdır. En doğrusunu Allah bilir. İkincisi, buradaki bilmek fiiliyle mâlum olan, bilinen, bilgiye konu olan şey kastedilmiştir. Dilde böyle kullanımlar caizdir. Meselâ, namaz Allah’ın emridir sözü, Allah tarafından emredilmiştir anlamına gelir. Aynı şekilde “Kesin olan ölüm gelinceye kadar” mealindeki âyet-i kerîme de kesinleşmiş olan ölüm demektir. “Kim inanmayı reddederse” mealindeki âyet de inanılacak olan esasları reddederse mânasına gelir. Bunun örnekleri çoktur. Üçüncüsü, Allah’ın var olacağını bildiği her hangi bir şeyi var oluyor olarak bilir. Çünkü Allah, olacak olanı olmuş olarak bilmekle veya var olacağını bildiği bir şeyi var oluyor olduğunu bilmekle nitelemek mümkün değildir. Ancak Allah, var olanı var olmuş olarak veya var olmakta olanı var oluyor olarak bilmekle nitelenir. Çünkü aksi bir niteleme, bilgisizliği gerektirir, buna göre değişiklik Allah’ın ilminde değil, bilgiye konu olan varlık ve olaylarda vuku bulmuş olur. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır.
Size ait haberleri de deneyerek açıklığa kavuşturalım. Yani sizin kendiniz hakkında verdiğiniz haberleri de deneyerek açıklığa kavuşturalım. Tıpkı şu İlâhî beyanlarda belirtildiği gibi: “Söylemediklerine dair Allah adına yemin ediyorlar. Oysa inkârcılık içeren sözü söylemişlerdir”, “Onların içinde öyleleri var kİ, Allah’a söz vermişlerdi”. Onlar, kendileri hakkında verdikleri buna benzer haberlerde imtihan edildiler. En doğrusunu Allah bilir. Onların “iman ettik” diyerek vermiş oldukları sözde imtihan edilmiş olmaları da mümkündür. Nitekim Allah şöyle buyurdu: “Elif-lâm-mîm. İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, sadece ‘İman ettik’ demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?”. Onlar sözlerinde de verdikleri haberlerde de imtihana tâbi tutulmuşlardır. En doğrusunu Allah bilir. Size ait haberleri de deneyerek açıklığa kavuşturalım cümlesine bazıları, münafıklığınızı müslümanlara gösterelim mânasını verdi. Çünkü Allah, onları imtihan etmeden önce de İçyüzlerini biliyordu. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ve-leneblüvenneküm (وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ)
İbn Fâris, kelimenin b-l-v (بلو) kökünden geldiğini, bu kökün temel anlamının "imtihan etmek ve bir şeyin durumunu denemek" olduğunu belirtir. Ayrıca kökün "elbisenin eskimesi" (belâ) anlamıyla olan bağına dikkat çekerek, imtihan edilen şeyin de bir nevi yıpranma ve süzülme sürecinden geçtiğini, bu sayede özünün açığa çıktığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ibtilâ" kavramının bir şeyin gerçek mahiyetini ortaya çıkarmak için yapılan şiddetli bir deneme olduğunu söyler. Kelimenin başındaki "lam" ve sonundaki "nun-u müşeddede" harflerinin kesinlik ve süreklilik (tekit) bildirdiğini, Allah'ın müminleri sarsıcı olaylarla sınamasının kaçınılmaz bir yasa olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur'an'ın etik yapısında "trial" (sınama) olarak tanımlar ve bunun müminin imandaki iddiasını nesnel bir gerçekliğe dönüştüren ontolojik bir süreç olduğunu belirtir. Mustafa Öztürk, ayetteki bu kullanımın özellikle savaş emri ve zorluklarla müminlerin elenmesi, samimi olanlar ile münafıkların birbirinden ayırt edilmesi sürecini temsil ettiğini ifade eder. Sadık Kılıç, bu eylemin bir "varoluşsal süzgeç" olduğunu ve insanın gizli potansiyellerinin ancak bu tür bir "belâ" (sınama) ile dış dünyaya yansıyabileceğini belirtir.
Hattâ (حَتَّىٰ)
İbn Fâris, bu edatın "gaye ve nihayet" (sonuç) bildirdiğini, bir sürecin varacağı sınırı ve o sınırda gerçekleşecek olan amacı gösterdiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hattâ"nın burada imtihan sürecinin bir "sonuç" ile taçlanacağına işaret ettiğini, bu sonucun da "bilgi ve ayırt etme" (ilm) olduğunu ifade eder. Mustafa Öztürk, bu edatın ayetteki işlevinin "öyle ki" veya "ta ki şu durum gerçekleşsin diye" şeklinde olduğunu, ilahi sınamanın rastgele değil, belirli bir ayrışma hedefine matuf olduğunu vurgular.
Na'leme (نَعْلَمَ)
İbn Fâris, e-l-m (علم) kökünün "bir şeyi diğerinden ayıran alamet ve iz" anlamına geldiğini, ilmin de hakikati batıldan ayıran kesin işaret olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın bilmesinin (na'leme) burada "bilginin nesnel dünyada şahit olunur hale gelmesi" (ilm-i fiilî) anlamında kullanıldığını ifade eder. Yani Allah'ın zaten ezelde bildiği gerçeğin, insanların eylemleriyle somutlaşması ve birer kanıt haline dönüşmesidir. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "doğru ile yanlışı birbirinden ayırma eylemi" olarak niteleyerek, Allah'ın bilgisinin tarihsel düzlemde bir yargıya dönüşmesini simgelediğini belirtir. Mustafa Öztürk, buradaki "bilme" eyleminin, müminlerin savaş ve zorluk karşısındaki performanslarının tescil edilmesi ve ilahi adaletin bu somut verilere göre işlemesi anlamına geldiğini savunur. Sadık Kılıç, ilmin burada bir "deşifre" fonksiyonu gördüğünü, insanın sakladığı cevherin imtihanla gün yüzüne çıkarılmasını temsil ettiğini söyler.
El-mücahidine (الْمُجَاهِدِينَ)
İbn Fâris, c-h-d (جهد) kökünün "takat, güç, meşakkat ve bir şeyi gerçekleştirmek için tüm enerjiyi harcamak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cihad" kavramının düşmana, nefse veya her türlü kötülüğe karşı verilen topyekûn mücadele olduğunu, "mücahid"in ise bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan kişi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur'an'ın semantik dünyasında "Allah yolunda gösterilen aktif ve dinamik çaba" olarak tanımlar. Mustafa Öztürk, kelimenin Medine dönemindeki askeri seferberlikler ve sıcak çatışma ortamıyla doğrudan bağlantılı olduğunu, canıyla ve malıyla İslam davasını koruyan aktif özneleri nitelediğini vurgular. Sadık Kılıç, mücahidliğin bir "varoluşsal hamle" olduğunu ve insanın hakikat uğruna kendi konforundan vazgeçme iradesini temsil ettiğini belirtir.
Minküm (مِنكُمْ)
İbn Fâris, "min" (من) edatının burada "teb'iz" (parçalara ayırma) bildirdiğini ve genel bir topluluk içindeki belirli bir kesimi işaret ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ifadenin muhataplar (müminler ve münafıklar) arasındaki niteliksel farka dikkat çektiğini ifade eder. Mustafa Öztürk, "minküm" (sizden) hitabının doğrudan Medine toplumundaki her bir ferdi sorumlulukla yüz yüze getirdiğini ve imtihanın herkes için geçerli olduğunu, kimsenin bu sürecin dışında kalamayacağını vurgular.
Ve-ssabiriyne (وَالصَّابِرِينَ)
İbn Fâris, s-b-r (صبر) kökünün "tutmak, hapsetmek, engellemek ve bir şeyi sağlamca bağlamak" anlamına geldiğini belirtir. Nefsi sızlanmaktan veya kaçmaktan alıkoymaya bu yüzden "sabır" denildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, sabrın aklın ve şeriatın gerektirdiği durumlarda nefsi dizginlemek ve zorluklar karşısında metaneti korumak olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, sabır kavramını "kararlılık" (steadfastness) olarak niteler ve bunun imanın pasif değil, aktif bir direnç boyutu olduğunu belirtir. Mustafa Öztürk, savaşın getirdiği korku, açlık ve kayıplar karşısında sarsılmadan duran, teslimiyetini bozmayan müminlerin bu kelimeyle yüceltildiğini ifade eder. Sadık Kılıç, sabrın insanın iç bütünlüğünü koruma çabası olduğunu ve dış baskılara karşı gösterilen o sarsılmaz duruşu temsil ettiğini belirtir.
Ve-neblüve (وَنَبْلُوَ)
Râgıb el-İsfahânî, b-l-v (بلو) kökünün ayette ikinci kez zikredilmesinin, imtihanın kapsamının ne kadar geniş ve kuşatıcı olduğunu gösterdiğini belirtir. Mustafa Öztürk, bu fiilin burada "haberlerin denetlenmesi" eylemine bağlanarak, sadece kaba bir güç denemesini değil, aynı zamanda insanın her türlü iddiasının ve arka planının ince bir elekten geçirileceğini bildirdiğini savunur. Hidayet Aydar, kelimenin buradaki işlevinin, amellerin dış görünüşünden ziyade onların niteliğine ve kalitesine yönelik bir denetim (test) olduğunu ifade eder.
Ahbarakum (أَخْبَارَكُمْ)
İbn Fâris, h-b-r (خبر) kökünün "bilgi, bir şeyin iç yüzü ve saklı olanın açığa çıkması" anlamına geldiğini belirtir. Toprağın içindeki gizli suyun fışkırmasına "haber" denmesi gibi, insanın içindeki gizli niyetlerin de olaylarla dışarı taşmasını ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "ahbar"ın haber kelimesinin çoğulu olduğunu ve insanın dışarıya yansıyan eylemlerinin altındaki gerçek mahiyetleri, sırları ve özü temsil ettiğini belirtir. Mustafa Öztürk, bu kelimenin "sizinle ilgili tüm veriler, yaptıklarınız ve söylentileriniz" anlamına geldiğini; savaş imtihanıyla kimin gerçekten ne yaptığının ve ne niyet taşıdığının somut bir "bilgi/haber" olarak ortaya çıkacağını vurgular. Sadık Kılıç, ahbarın insanın "tarihsel karnesi" olduğunu ve Allah'ın bu karne üzerinden müminlerin samimiyetini tescil ettiğini belirtir. Hidayet Aydar, kelimenin burada münafıkların gizli tuttuğu ve yalan haberlerle örttüğü o sahte dünyayı deşifre eden bir ilahi denetim sonucunu simgelediğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla